--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sürurlar hüzünler fetihler ihtilaller

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

Mayıs’ta yazdığım yazılar beni hep düşünceye sevk eder. Üzüntüm ile sevincim; olanları, yaşananları, bugüne taşıyarak hüznü ve süruru beraber yaşayarak yazdığımdan. İstanbul’un fethi ile bu milletin seçip iktidara getirdiği partinin ihtilalle yok edilip idam edilmeleri. 

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti, CHP karşısında ezici bir üstünlük sağlamış, yaptığı hizmetler sayesinde 1954 ve 1957 seçimlerini de açık ara farkla kazanmıştı. CHP, Demokrat Parti karşısında sandıkta seçim kazanamayacağını anlamıştı. 1957 seçimleri sonrasında CHP sokakları, üniversiteleri, TBMM’yi terörize etti, gerilimi yükseltti. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü artık açıktan darbe çığırtkanlığı yapmaya başlamıştı. (15 Temmuz’da yapılanlar gibi) 27 Mayıs 1960’ta TSK yönetime el koydu, demokrasiyi rafa kaldırdı, milletin oylarıyla seçilmiş bir hükümeti devirdi. 27 Mayıs’ı, asılan Başbakan Menderes ile iki bakanını okuduğum Yalan Söyleyen Tarih kitapları bize tarihi bilgiler hususunda ‘tarih şuuru’ veriyor, din düşmanlarının toplandığı partiye dikkatimizi çekiyor.

Peygamberimizin İstanbul’u fethedenler için buyurduğu hadis-i şerif ülkeyi diriltip ayağa kaldıracak bir fetih ruhu verir bu millete. Fetih ruhu olmadan istikamet bulunamaz, uzun soluklu, diriltici istiklal ve istikbal yürüyüşüne çıkılamaz. 

Kuşatılan, çökmenin eşiğine gelen İslâm medeniyetini Osmanlı ülkesinde yeniden dirilten ve ilâ-yı kelîmetullah sancağını ta Avrupa’nın içlerine kadar dikecek nesillere öncülük eden cihan fatihi Sultan Fatih’tir. Olmazları oldurtacak bir kudret ve irade ile Fatih’e gemileri karadan yürütecektir. Her 29 Mayıs İstanbul’un fetih gününde duygulanır, hatıralarım canlanır, fethin sembolü Ayasofya’nın kapısına gelir ‘Ayasofya Müzesi’ levhasının kaldırılması için dualar ederdim bazen yalnız, bazen de arkadaşlarımızla. Bu duygu ve düşüncelerimi gerçekleştiren Ayasofya’yı müzelikten kurtaran Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl bağrıma basmam. 

Camiliğinden kiliseye çevirenleri, 86 yıl boyunca müze olarak laneti hak edenleri nasıl unuturum. ‘Zulüm; 1453’te başladı’ diyenleri de…

Nurettin Topçu’nun şu ifadelerini nasıl canlı tutmam. 

“Bize bir fetih lazım. Bu fetih ebedi olacak. Ruhlarımızda yapılacak. Bu fetih, kılıçlarınki kadar kolay değil, sahte şereflerinki gibi hayali değil. İhtiraslarınki gibi süfli değil. Bu fetih, gönülleriyle mazinin en derin tabakalarına bağlanan ve dallarında bütün güzel meyveleri veren hayat ağacının, daima yaratıcılıkla ileriye doğru hamle yapmasıdır. Bu fetih, yeryüzünde büyük sırrın müjdesine eren ruhun sonsuzluktaki visale atılmasıdır. Bu fetih ilimle, imanla, irade hareketleriyle ve Rönesanslarla yüklü yeni bir ruh dünyasının fethidir. Durup dinlenmeden hoşlanan, bu fethi yapamayacak. Bu fetih, sizden, çok fedakârlık istiyor. Eğer vatan toprağına, insan ruhunu doldurarak, etrafımızda ruhlardan bir ülke yapabilirseniz, şu arık, çorak topraktan başlayarak, tabiatın her zerresine ruhunuzu karıştırıp sizi alemle birleştirecek sevgi iktidarına sahip olabilirsiniz.” 

Üstad Sezai Karakoç’un ikazlarını da unutamayız. 

“Bugün İstanbul’un fethini kutluyoruz. Ama, kutlamadan biraz öteye geçip konu üzerinde düşünmek gerek. Önce, şunu söyleyelim, bu kutlamayı yapmak için az buçuk atalarımıza layık olmalıyız. Sonra, bu kutlamayı yaparken yüreğimizde bir burkulma duymalıyız. İslam ülkelerinin acıklı durumundan dolayı. İstanbul’a karşı görevlerimizi yerine getiremediğimizden dolayı bir parça utanmalıyız hiç olmazsa. Yani, bir kutlama yapıyorsak, utana utana yapmalıyız. Bunlardan dolayı hiç olmazsa biraz üzülmeli değil miyiz? En önemlisi de bu kentler, tarihimizi ve ataların manevi mirasını yüklenmiş bu kentler, hızla anlamlarını yitiriyorlar. Bu kutlama furyası içinde bir parça da bunu düşünsek!  İstanbul, kişiliğinden çok şey yitiriyor, gözümüzün önünde. Şüphesiz, İstanbul’u fetheden ordumuz kahramandı. Fatih de bir kahramandı. Ama bu kahramanlığı sadece yiğitlik anlamına kullanmamız eksik ve yetersiz olur. Bu kahramanlık, yiğitlikle birlikte iki kahramanlık türüyle de pekişmişti; manevi kahramanlık diyebileceğimiz üstün inanç ve yüce ahlak sahibi olma. Gerçekte, İstanbul’un fethi, İslam Medeniyetiyle Batı Medeniyetinin karşılaşması ve bu karşılaşmayı Batı’nın kaybetmesi demekti. Bu yenilginin onlar için bedeli, ön kaleleri olan İstanbul’u yitirmeleridir. Batılılar İstanbul’u yitirişlerinin rövanşı peşindedirler. İstanbul’un fethini kutlarken onun içine çok acı bir matem rengi, kokusu ve tadı yayılıyor. Ortadoğu denilen ülkelerin kapitalizm veya Siyonizm tarafından adım adım fethedilmesinin acısı ve matemi. Bir medeniyet fethiydi İstanbul’un fethi. Bunu bu açıdan değerlendirmeliyiz. İstanbul’un fethi üzerine düşünmeliyiz. Nasıl bir medeniyet gücünden bütün İslam aleminin nerelere geldiğini acı acı düşünmeliyiz. Yine de umutsuz olmamalıyız.” 

Üstad Necip Fazıl ile bitirelim. 

“Bugün, “hangi hakla, boşlukta mekân işgal etmenin hangi hakkıyla elinde tutuyorsun?” diye sorsalar cevabı pek zor olan güzelim İstanbul’un, Peygamber müjdesine ermiş şanlı Fatih’ini düşünmek, anlamak ve dile getirmek, ancak dâvayı müsbet ve menfi kutupları bir arada ortaya koymakla kabildir ki, o da ne dereceye kadar mümkündür ne sorun ne anlatayım! Eğer bugün, hâlâ bu yeri elde bulundurmanın yüzü suyu hürmetine değirmenimize taşıma su dökülüyorsa, bu da Fatih’in, en aşağı dört yüz yıldan beri her an batırıla batırıla hâlâ yok edilememiş İslâmî ruhuna bağlı eserden, o eserin artığından geliyor.”

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle