--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sosyal çevresiz eğitim olmaz!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Gençlerin nasıl bir ortamda, nasıl bir “değerler ve ölçüler” ortamında yetiştiği; eğitim sisteminin bilinen meselelerinden çok daha önemli bir eğitim meselesidir. Siz okulda ne öğretirseniz öğretin, ne okutursanız okutun; etrafında bir gencin yaşarken ne gördüğü, onları nasıl yorumladığı, hayatın akışındaki gerçekliğin nasıl algılandığı önde gelir. Yassıada davalarına bakan Yüksek Adalet Divanı’nın başkanı olan şahıs, “Bu uygulama hukukla bağdaşmıyor” şikâyeti ileri sürülünce şu cevabı verebiliyor: “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor!” Açılımı şöyle: “Sizi buraya bir kuvvet tıktı. İktidardınız ama tuttu yakanızdan buraya getirdi, bizi de sizin karşınıza dikti. Oh oldu işte! Ne konuşup duruyorsunuz şimdi! Oturun oturduğunuz yerde, sadece sorduğumuza kısa kısa cevaplar verin. Vereceğiniz bir cevap da yok ya! Âdet yerini bulsun!” Böyle demek istiyordu.

Bu manzarayı seyreden bir hukuk öğrencisi, ne hisseder, ne düşünür? Nasıl yetişir?

Hukuk ne demek? Adalet ve hakkaniyet demek. Zulmün hukuku olur mu? Zulmün hukuku da olmaz, hukukun zulmü de. Nerede kitapların yazdıkları? Hukukun üstünlüğü, hâkimiyetin millete ait olması, parlamentonun değeri; demokrasinin ilkeleri, kültürel temelleri, denge ölçüleri, teşkilat prensipleri, uygulama biçimindeki zengin farklılıklar, vs. Öğrettiğinizi örnekleyemiyorsanız; eğitemezsiniz, eğitim veremezsiniz, sorumluluk şuuru kazandıramazsınız, sadece hafızalara bilgi yüklemesi yapmış olursunuz. O bilgiler sadece taşınır; içselleştirilemez, düşünce ve yorum üretme yolunda değerlendirilemez, ‘uygulanma hayatiyeti’ne kavuşturulamaz. Bir başka örnek vereyim. Siz iktisat, işletme, maliye, bu ve benzeri bölümlere üniversiteye giden veya mezun gençlere eğitim sistemimizde şu duyguları verebiliyor muyuz?

“İnsan Rabbine kul olmadığı zaman, başka her şeye kul olmasının yollarını sonuna kadar açar. Rabbine kul olamayan insan, ya kula kul olur, ya da paraya-pul’a.”

Toplumun bütün kesimlerinde, özellikle de muhafazakâr çevrelerde tehlikeli bir sekülerleşme süreci yaşanıyor: Bir yandan toplumu ayakta tutan İslâmî anlam, sembol ve zihniyet haritaları yerle bir oluyor; öte yandansa, değerlerimizin eğitimde verilmeyişinin kaçınılmaz sonucu olarak konformizm, yoksul ve kimsesizlere karşı duyarsızlaşma, menfaatperestlik, kariyerperestlik, egoizm virüs gibi yayılıyor. Sosyal çevrenin de bu olumsuz gidişatın içinde olması; durdurması, önlemesi gereken hususları hızlandırıyor.

   Eğitimin ruhunda özünde sıkıntı var. Çocuklar, gençler, sağlıklı ortamda doğru örneklerle karşılanmak ve karşılaşmak imkânından mahrumdur. Okulda karşılaşamıyor, sokakta çarşıda pazarda karşılaşamıyor, ailede ve yakın çerçevede karşılaşamıyor. Tutarlı, kişilikli, şuurlu, dengeli örnekler bulamıyor. Duygulu, duyarlı, sorumlu örnekler. Bu örneklerin yansıttığı güzellikler. Çocuk kime özenecek, kimin gibi olmaya çalışacak? Neleri hatırlayacak, neleri hayal edecek? Kimleri ne türlü sevecek? Beyninin düşünce ile ilgili bölümlerini nasıl kullanacak? Dengesini, kişiliğini, mutluluğunu nasıl kazanacak? Parayı bir yolunu bulup kazanır ama bunları nasıl kazanacak? İdealleri, bağlılıkları, ahlakî tarafları, nezaheti, nezaketi ve estetik incelikleri nasıl kazanıp bu kazanımları hayat tarzına nasıl yansıtacak? Var mı bu suallere cevabımız. 

   Ezberletirsiniz ama öğretemezsiniz. Mutluluğun, kişiliğin, insanî varoluşu gerçekleştirmenin okulu müfredatı diploması yok. Onlar eğitimin, ‘ailevi-toplumsal’ eğitimin konusudur. Kendi tercihlerinizle ürettiğiniz sonuçları hayretle ve şaşkınlıkla karşılıyor olmanız, akıl almaz bir hâldir.

Doğru ve istikâmet üzere düşünceler edinmeye bakılmalı. Çünkü düşünceler gayeleri doğurur, gayeler eyleme dönüşür, eylem alışkanlıkları oluşturur, alışkanlıklar da karakterini belirleyerek geleceğini tayin eder.

Unutma! Sen onu öldürmedikçe vicdanın iyi bir yargıçtır.

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur. Kendini alışkanlıklarının esiri olmaktan koru. İradenin gayretini, maksadını ver. Alışkanlıklar bir urgan gibidir. Farkına varmadan her gün bir lifini dokur ve sonunda onları kopmayacak hale getirirsin. Ve onlar sana hükmeder.

Siyasetin şu günlerine şöyle biraz uzaktan bir bakın. Nasıl bir ortam var ve bu ortamın toplumsal eğitim değerleri nasıl bir nitelik taşıyor? Neler yanlış, neler doğru? Hangi değer ölçülerine göre doğru yahut yanlış? Müşahhas (somut) konularda bile bir profesörün ak dediğine öteki profesör kara diyor. Hem de mutlak hükümler hâlinde! Bilimin dilini ve üslubunu yansıtmayan ses, kimden çıkarsa çıksın, ilmî (bilimsel) bir değer ifade edemez.

Öyle ‘sosyal bilimci’ler var ki, dili üslubu sesi, sözlerinin içeriğini anlamaya çalışmayı abes hâle getiriyor. Bu ses, bir ideolojinin bile değil, nefsaniyetin sesi. Takıntıları var, onları seslendiriyor. Kendi aydınımız yerine karanlıklar ‘aydın’ oldu. Ve bütün bunları, medyanın sınırsız imkânları, her gün, çocuklarımızın gençlerimizin üzerine boca ediyor. ‘Ters eğitim’ karakteriyle müthiş etkili oluyor. Okullar bir şeyler öğretmeye çalışırken; toplumsal çevre ve ortam, öğretilmek istenenlerin tersi istikamette ‘negatif eğitim’ zerk ediyor. Negatif, sıfırın altını işaret eder. Negatif (olumsuz) eğitim, eğitimsizlikten daha kötüdür.

Ya düşünce eğitimi olacak, ya da düşünceyi lüzumsuz hâle getiren negatif eğitim bunalımları yaşanacak. Düşünce eğitimi, bütünlük dengesinin eğitimidir. Her meselenin dibinde ve derinliğinde bunu ihmal etme gafletimiz vardır. Olayların ve sarsıntıların tarihsel trafiği, bizi bu gaflete yavaş yavaş adım adım sürükledi. Seyrettiğimiz hastalıklı gelişmelerin ve sapmalı akımların, seyirci kalmamızla ilgili olduğunu anlayamadık. Tepkisellikle korumaya çalışmanın bir çeşit durdurma anlamına geldiğini, asıl korumanın yenilenme üretkenliğiyle gerçekleşebileceğini, insanımızın o mütevazı ve sade hayatı içinde bile bir bütünlük sırrının ve sezgisinin var olduğunu, bin tane diploma alsak bile o sırra ve sezgiye önem vermemiz gerektiğini bilemedik. Şu düğün dernek magandalığına bakın; bizim hayatımızda böyle bir çirkinliğin yeri olabilir miydi?

Şu şöyle yaptı, bu böyle yapıyor. Geç onları. Sen neler yapıyorsun, neler yapabilirsin? Bunu düşün. Kendini aldatmayan başkasını aldatamaz, kendini aldatmayan başkaları tarafından da aldatılamaz. Feraset nuruyla bakmak bu demektir. 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle