--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyasilerin imtihanı

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Vicdanının üzeri ses ve ışık geçirmez bir perdeyle örtülmemiş herkesin, bu toplumun maruz bırakıldığı ahlaki çürüme ve yozlaşma karşısında, avazı çıktığı kadar haykırması gerekiyor: “Bu gidiş nereye?” diye. Bu milletin “çağdaşlaşma projesi” adı altında tepeden yürütülen toplum mühendisliğiyle, seneleri gitti. Toplum mühendislerinin zihniyetine göre, ahlakı verecek “çağdaşlık” alacaktık. Dini verecek, “uygarlık” alacaktık. Ahlak çağdaşlaşmanın önündeki en büyük engeldi. Dini bile ilerlemeye mani gören zihniyet, “Tek Parti, Tek Şef” döneminin halkın beynini yıkattığı bu ideolojiydi.  Mukaddes değerleri önlerindeki en büyük engel olarak görüyorlardı. Bunun için “biz”i biz yapan bütün değerlerimizden soyunmalı, kimliğimizi yakmalı, kişiliğimizi yıkmalıydık. Bizi biz yapan değerleri yıkıp yakanlar, bu sayede yeniden doğacağımız masalına inandırdılar. Ve bizi değerlerimizle ateşe verdiler. Bu yangından neyi kaybettiğinin farkında olan, hassasiyetini, kutsalını, yaradılış gayesini hatırlayan, milleti millet, ümmeti ümmet yapan değerlerle mücehhez hale geldik. Elhamdülillah… 

Hazımsızlık, tahammülsüzlük Kur’an-ı Kerim’deki beyanıyla, “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahret gününe inandık’ derler. Onlar kendi akıllarınca güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. Onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın!’ denildiği zaman ‘biz ancak ıslah ediciyiz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.” (Bakara Sûresi 6-12. âyetler) Gerek siyasiler, gerekse bu millet, sadece şu âyetlere baktığında din/iman düşmanlarının, onu devam ettirmeye çalışanların ne mal olduklarını gayet güzel anlarlar.

Medeniyet bilinci de göz ardı edilerek, İslam’ın insanlığa vaad ettikleri anlaşılamaz. Çünkü İslam, kendisini bütün boyutlarıyla ancak kendi evrensel ilkeleri üzerine kendi elleriyle inşa ettiği medeniyetle ifade edebilir. O medeniyetin yapı taşlarını ise, birlikte iş yapma iradesi sergileyen Mü’minler oluşturacaktır.

  Bir noktayı atlamayalım. Çok önemlidir. Değerlerimizi, “yaşamak ve hayata geçirmek” işi nasıl olacak? Eser, bu! Yaşadığımız hayat, düşüncelerimizin neticesidir ve eseridir. “Efendim, yardımsever olalım, bencilliği bırakalım, maddeye çok önem vermeyelim” nasihatleri, mevcut hayat tarzı ve onu doğuran, onu zorlayan sebepler değişmedikçe, havada kalır. Sosyal-iktisadi-siyasi ve fikri tercihler manzumesi sabit kalındıkça, oportünizm rağbet gördükçe, Batıcılık yoluyla Batı’da dahi benzeri bulunmayan ve her şeyi paraya bağlayan garabet modelleri üretilip uygulandığı halde sessiz kaldıkça; bu toplumun hayatına neyi nasıl yansıtabilirsiniz? Bırakınız toplumun hayatını, ferdî hayatımıza bile bütünlük sıhhati kazandırmamız mümkün olmaz. İyilikler, güzellikler fikir ve düşünce planında kalmayıp, hayatımıza yansıdığında hayat tarzımıza girdiğinde, kendi değerlerimiz mecrasında yürüdüğünde “sosyal deprem”den kurtulabiliriz. Burada bir başka imtihan daha var. Bilhassa siyasilerin yaşadığı imtihan! En tehlikelisi: Dünyevîleşme imtihanı!

   Siyasilere yaklaşan, onların etrafında dolaşanlar, onların yükünü alma, yardımcı olma halk ile siyasiler arasında köprü kurma vazifeleri yerine iş takibi (çantacılık) menfaat için yapılınca icra makamında olanların da yıpranmalarına sebep olurlar. Tasavvuf büyükleri bile tasavvufu tarif ederken “yük almak, yük olmamaktır, dünyayı ahretin emrine vermektir” diye tarif etmişlerdir. Maddi-manevi sıhhat dengesi gözetilmeden kalkındığımızı söylemek mümkün müdür? 

İnsanı öncelemeyen hiçbir yapı toplumu bunalımdan kurtaramaz. İnsanlar zaman içinde yaşar, ama zamanı da,  insanlar yaşatıp değerli kılar. Biz zamanları, insanlarıyla ölçeriz. İnsanları da ahlâkî-ruhî faziletleriyle ve manevi-maddi sıhhat dengeleriyle... İnsanlar bindiği araba, kullandığı eşya, oturduğu muhit, geldiği makamla değer kazanan hale gelince/getirilince bulunduğu yerle değer kazanır hale gelir. Manevi yapısı sağlam olan bir toplum, nisbî gelir seviyesi düşük olsa da mutludur. Acıların ve sıkıntıların olması, ayrı bir konudur. İç dünyası zengin olan bir toplumun acıları ve sıkıntıları bile güzelliklerle doludur. Madde’yi ölçü yapmak, yanlış iştir. Bunu söylemek maddeyi ihmal etmek değildir; yerli yerine koymaktır. Yerine konulmamış maddi değerler, kendi muhasebe mantıklarının dahi olumsuzluklarından kurtulamazlar. Ruh kirliliği, zihin ve kültür kirliliği temiz bir şey bırakmamıştır. Çevre temizliği, kirletilmemiş ruh, zihin ve kültürle temizlenir.  

Asr-ı Saadet, bir denge mükemmeliyetidir. Zirvedir, ebedî örnektir. Maddeyi geliştirirsiniz ama o madde ve imkânı, mana/madde ahenginde, ölçü ve dengesinde tutmazsanız sıkıntılı bir toplum oluşturursunuz. Sabretmeyen, şükretmeyen, nimetlerin farkına varmayan tatminsiz bir toplumun bireyi olur, öylece yaşarsınız. Madde-mana dengesi mana aleyhine her geçen gün biraz daha bozulmaktadır. Esasen dert, Batı’nın derdidir ve bize daha azgın şekliyle musallat olmuştur. “Her fert zenginlik peşinde koşarsa toplum kalkınır mutlu olur” formülü Batı’nın canına okudu. Kendi değerleriyle yetişmiş, siyaseti hizmet olarak gören, devletini, milletini ümmetini düşünen siyasilerimiz, devlet adamlarımız, milletinin hizmetine sundukları eserlerini kullanan insanımızı konfor ve refahtan önce fikri/zihni/manevi yönünü düşünmeden, “önce insan” demeden tahribatı önleyemezler.

   ABD’nin Batı ülkelerinin en büyük beklentisi Devletimizin, vatanımızın bölünmesi, parçalanması, kendi devletlerinin yemi haline getirilmesidir. Binlerce şehit verilmiş, kargaşalık ve keşmekeşlik çıkarılmış umurlarında bile değil. Bölücülük, tamamen sun’î olarak başımıza Batı’nın musallat ettiği bir derttir. Bu kadar işimiz var, bu kadar meselemiz var; bakınız Türkiye ne ile meşgul ediliyor! Böylesine sun’î bir meseleyi önce fikren halledemiyoruz, fiili zorluklar ondan doğuyor. Niçin fikren halledemiyoruz? Çünkü “batıcılık” illetinden kurtulamıyoruz. Bin sene aynı coğrafyayı aynı tarihi aynı kültürü paylaşmışız. 

Bin bir türlü gafletimize rağmen, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla varız ve atom çekirdeği gibi bölünmezlik noktasına ulaşmış bir halle varız. Amerika’nın Avrupa kaçkını kalabalığı millet oldu da, biz millet değil miyiz? Etnik kimlik neymiş? Maksatları bizi batıcılık rayında “düşünememe, düşünce üretemez” halde tutma. Bu oyunu bozmalıyız. Milletimiz için, insanlık için, Allah için bozmalıyız. Şahsiyetsizliğin, kimlik ve kişilik kaybının adı ne zamandır uygarlık oldu? Türkiye’nin güçlenmesi bütün İslam Alemi’nin bütün insanlığın hayrınadır. 

Türkiye çökerse bütün Müslümanlar altında kalır. Türkiye İslam Alemi’nin kalbidir. Hele son dönem lider ülke, ümmetin umudu ülke, insanlığın sefaletini, insanlığa yapılan zulmü önleyen ülke konumuna geldik. Bütün güçlerin üzerimize çullanması bu yüzdendir. İçimizdekiler de bu hakikatleri artık görmeli, şeflik dönemlerinin illetinden kurtulmalı, siyaseti de aynı hataların devamında yapmamalıdır. Sözün özü: Müslümanların faaliyetlerinin temeli dindir, çimentosu imandır. Yıkımı ise ihanettir.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle