--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şer ittifakında yerimiz olamaz!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Siyasi her mesele, belirli seviyede görüşülüp tartışılıp memleket, millet, ümmet ve insanlık namına hak ve hakikatin tecellisi için karar verilmesi gerekirken, kavganın karmaşanın, keşmekeşin, kendi görüş, düşünce ve ideolojisinin tek doğru haline getirilmesi seçimin yaklaşıldığı şu dönemin fotoğrafıdır.

Küresel sistem, İslâm’ı hedef tahtasına yatırdı; küresel sistemin uydusu olduğunu gösteren Türkiye’deki laik sistem de İslâm’ı “irtica” numarasıyla en büyük tehdit olarak belirledi.

Bütün ihtilaller, irtica’ya dayandırıldı. O da İslam yerine konuldu. Türkiye’de 28 Şubat’ın altyapısı hazırlandı ve 28 Şubat’ta sokaklarda tanklar yürütüldü. 

Bu toplumun varlık sebebini oluşturan, tarih yapmasını mümkün kılan İslâmî kimliğinin bastırılması, ruh köklerinin kurutulmaya çalışılması, milletimizi bin yıl birbirine kenetleyen İslâmî kimliğin aşağılanması, zayıflatılması, iç ve dış güç ve düşmanların hiç bırakmayıp hep devam ettikleri plan ve programlarıydı.

Etnik kimliklerin kaşınması, Türkiye’nin parçalanmanın eşiğine fırlatılması, gibi bir sürü hile ve desise ile mücadele edenlerin yanında olup, onlara yardımcı olmak şarttır. 

İstikametini yitiren, ideallerini, mazi/hal/istikbal köprüsünü yıkan/yıktıran bir yapıyla verilen mücadelede mukaddestir. Bu millet, kendisini idare edecekleri iyi seçmek mecburiyetindedir. ‘Nasılsanız öyle idare olunursunuz’u unutmayalım. Sonuçta gelen/getirilen halden de suçlu aranmaz.

28 Şubat darbesi, İslâm’ın bin yıl bayraktarlığını yapan bu topraklardan İslâm’ın izlerini silme projesiydi. Bu projenin bozulmasını sağlayan, 16 yıldır iktidar dönemiyle Türkiye’yi normalleştirmeye çalışan, milletiyle beraber tarihi 15 Temmuz kanlı ihtilali önleyen, dünyaya da ders verenlerin yanında olup şer güçlerin emrine giren ‘şer ittifakı’na da ‘dur!’ diyelim. 15 Temmuz saldırısının daha sinsi ve son derece tehlikeli bir yol izledi, bir “cemaat” kiralandı ve ülkenin darbe ile işgal edilmesinde kullanılmasıyla da uğraşanlara nasıl sahip çıkılmaz? 15 Temmuz saldırısı, paralel devlet saldırısı değildir, paralel din saldırısıdır. Hedefi, Ehl-i Sünnet omurgayı çökertmektir.

Küresel sistem İslâm’la savaşırken, Türkiye’deki sivil ve askerî oligarşi, irtica’yı Türkiye’nin bir numaralı güvenlik tehdidi olarak konumlandırmaktan çekinmedi.

Oysa benimsenen proje, bu topraklara, bu toprakların çocuklarına ihanetti: Bu toplumun tarih yapmasını mümkün kılan ruh köklerini kurutmak amacıyla imam–hatipler kapatıldı, Kur’ân Kursları kapatıldı, başörtülü kızlara üniversitenin kapıları kapatıldı.

İslâmî kimliğin ve duyarlıkların bastırılması, laik kimliğin ve duyarlıkların dayatılması, kaçınılmaz olarak etnik kimliklerin, İslâmî kimliğin önüne geçmesine, bu da, Türkiye’nin parçalanma sürecinin tohumlarının ekilmesine yol açtı.

Yapılan ihanetler, bütün yönleriyle derinlemesine sorgulanmazsa, bu ülke, bu tür ihanetlerden hiçbir zaman kurtulamaz. 28 Şubat’ı en yakından İçişleri ve Adalet Bakanlıkları yapanların (şimdi de şer ittifakı içindeki partilerin en önemli konumdalar) yaşayanların bile davadan vazgeçmeleri, adaletin tecellisi için şahitlikte bile bulunmamaları, zalimin yanında olmak, zulmün suç ortağı haline gelmek değil midir?

Birbirimizle boğuşup dururken, parti taasubu ile hareket ederek her yapılana karşı çıkmak, böylelikle devamlı enerji ve kan kaybetmek bize ne kazandırır.

Acılar içinde kıvranan hemen herkes “terör nasıl önlenir, bu kan nasıl durdurulur?” sorularına cevap ararken bu mücadeleyi ve bunların kökünün kurutulmasını gerçekleştirenlere, uyuşturucu bataklığını kurutanların yanında olma, hak ve hakkaniyetin insanımızın hayat tarzının içinde olmasını temin, hepimizin üzerine düşen görevlerdendir.

Önümüzdeki yılları kurtarmak zorundayız, Şahsi hırs ve ihtirasları bir kenara bırakalım. Şer odaklarının hilelerini, planlarını, programlarını bozalım. 

Müslümanlığımızın kalitesini artıralım, kendi sorumluluklarımızı unutmayalım. İçte ve dışta bütün şer güçlere karşı tarihi mücadele veren, teslim bayrağı çekmeyen/çekmeyecek olanlara sahip çıkmamak, destek vermemek, aynı safta bulunmamak vebaldir. Bu milletin ruh köklerini kurutmaya çalışanlarla, etnik kimliği öne çıkararak bölücülüğü yaymaya çalışan, İslami kimliği, İslami hassasiyeti gölgede bırakarak laikliği, sekülerliği hep gündemde tutan, şahısları putlaştıran, kendi mukaddeslerimizin yerine paganizmi yerleştirmeye uğraşan yapıyla nasıl beraber hareket edilebilir? 

28 Şubat darbesi ile hükümetten indirilen bakanlar, niçin susarlar? Darbe girişimi sırasında yaşadıklarını anlatmazlar. Bildiklerini anlatmaları gerekmez mi? Nasıl şikayetçi olmazlar. Bunu yapan/yaptıran zalimlerden hesap sormazlar.

Zalimin karşısında olup mazlumun yanında bulunan ve 15 Temmuz’ların hasretini çekenleri unutmayıp onlara tarihi ders vermeye azmetmiş siyasilere, askeriyeyi bulunması gereken vazifesinin başına gönderenlere sahip çıkalım, destek verelim. Milletinin gönül dünyasına giren, birlik, beraberlik ve istikrarla hareket eden bu siyasileri, ‘şer ittifakı’ içindekilerle aynı seviyede değerlendirmeyelim. Hiçbir şekilde teröre destek verenlere yakın durmayalım. Bunlara yakın durmak intihardır. Milletten uzakların kurduğu ittifak hiçbir zaman ‘millet ittifakı’ olmaz/olamaz. Olsa olsa ‘şer ittifakı’ olur.

Türkiye’yi Batı’ya uşak yapmakla görevli olan parti ve patırtılara destek veremeyiz/vermemeliyiz. Bürokrat diktası altında ülkemizi batasıca Batı’ya esir etmeye çalışanlarla beraber hareket etmek vebaldir. Batı’nın emrine girmekle görevli ve yükümlü olan, varlık sebebi de, marifeti de bu olan bir partinin esas kuruluş gayesi ‘dikta partiliği’dir. Bunların yanında olanlar, duranlar suç ortağıdırlar.

Bütün dış güçlerin silah ve mühimmat vermelerinden destek çıkıp sahiplenilmesine, kendi ülkelerindeki her türlü faaliyetlerine göz yummalarına (ABD’sinden, İngiltere’sinden, Fransa’sına, Almanya’sına, İsrail’inden Yunanistan’a kadar) kendi ülkemizde piyonluk yapanlarla aynı safta durmanın izanlı, insaflı bir izahı yapılabilir mi?’

Tesbit edip gördüğümüz hata ve kusurları genelleştirmeden, olayların tahlilinde hep o gözle bakmadan ifrat ve tefride düşmeden itidalli ve istikametli hareket ederek, vatanımızı böldürtmeyecek, ezanı dindirtmeyecek, bayrağımızı indirtmeyecek, her türlü kirli, pis oyunları bozacak, milletinin devletinin ümmetinin yanında olacak insanlara sahip çıkalım.

Statükoya razı olmak, her şeyi olduğu gibi kabul etmek, ‘olan’a kendini uydurmak, elbet tasvip edilir bir davranış olamaz. Ama bunun tam zıddı, her şeyi reddetme, yani sadece tepkide bulunma, fakat yeni bir çözüm getirmek için hiçbir çaba sarf etmeme de, kabul edilecek bir tavır olamaz. Ülkeye sahip çıkmak, milletimize ve insanımıza sahip çıkmak birinci görevimiz olmalıdır. Bin yıl adalet, hakkaniyet ve kardeşliğin yeryüzünde hâkim olması için mücahede eden, mücadele veren bu toprakların çilekeş insanları bu defa da ‘Şer ittifakı’nı çökertmelidir.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle