--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Okuyarak düşüneceğiz, düşünerek okuyacağız!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Her tatil döneminde iki husus beni meşgul eder. Okuyan, eğitim öğretim gören yavrularımıza nasıl faydalı olabiliriz? Tatil kavramını içiyle dışıyla, madde ve mana yönüyle biliyor muyuz? Tatilde şunu şunu yapacağım, şuraları gezeceğim vb. Sadece gezmek, dolaşmak, oyalanmak, oynamak, eğlenmek, internetin hayatımıza yön verdiğini de unutmadan bilgisayar teknolojisine esir olup olmadığımızın muhasebesini de yapmak! Tatilinizi de size bırakmıyorlar ki. Aslında program denilen şey, size gelinceye kadar pek çok kişi ve kurum tarafından mıncıklanmış, örselenmiş, denenmiş, psikolojik danışmanlık vb. gibi badirelerden geçmiştir. Sistemin size biçtiği yerde duruyorsunuz. İzlenen programlar, diziler, vs. korkutsun, gürültü çıkarsın, oynatsın-zıplatsın, uyuştursun, bayıltsın, zaaflarımızı gıdıklasın. Biz hep pasif bir malzeme gibi duralım, birileri bizimle uğraşıp oynasın! Özne değil de nesne olalım! Hadise bu! Çok dramatik, ama maalesef böyle…

“Boş vakit” ne demektir acaba? Bize 24 saatin bir bölümünü etiketleyerek tepsi içinde bir kullanım nesnesi gibi mi sunacaklar? Aslında boş vakit, boş şeylerle boşa harcadığımız vakittir. Peki bu aynı zamanda “boş hayat” değil midir? Düşünmeden sevmeden ve denge ahengiyle hiç buluşup tanışmadan yaşamak, bir çeşit ilkellik değil mi? 

Tatilde de olsak;  bir de bakarız ki insanlığınız azalmış! “Nasıl oldu bu, bizim aile yapımız bu kadar sağlam iken nereden çıktı, nasıl azaldı insanlığımız” diye de hayrete düşersiniz. Düşünemezsiniz ve hesabını yapamazsınız. Hayatın bütünlüğüne ve özüne ait değer ölçüleri o hesabın üstünü elbette ki çizecekti. Besleyemediğinizi, hatta “dengeli” besleyemediğinizi ne koruyabilirsiniz ne de geliştirebilirsiniz. İlk sebep ve hata bu hususla ilgilidir. İnsanın, insan ruhunun, beslenmeye ihtiyacı var. Bütünlüğü dikkate alan dengeli bir beslenmeye… Bunu varlığınızı geliştirirken de gözetmelisiniz, devam ederken de varlığınızı koruyup geliştirirken de. “İnsanların en hayırlısı, insanlığa faydalı olandır.” Çalışırken de tatildeyken de bu hayat prensibini unutmayalım. 

Bir edebi eseri birkaç saat okuyup gönlünü aydınlatmak, gürültü ve patırtının müzik olduğu tatil ortamında, bir şarkıyı dinleyip duygulanmak, bir aile büyüğünü ziyaret edip sıcacık bir ortamda kendini yenilemek, internet/bilgisayar/ teknoloji esaretinden kurtulmak,  bir seher vakti oturup apayrı bir duygusallıkla dualar etmek, içinin sesini dinlemek. Yapılamaz mı? Yarın gençlerimizin anlatacağı hatıralar bulunur mu?  Bunlar hayal mi?  Bizim dün;  hayatımızda düşünceye, duyguya, sorumluluğa, sevgiye saygıya, itidale, insafa vicdana utanmaya daha çok yer vardı. Bugün için çocuklarımıza, torunlarımıza sadece dersle kursla değil örnek olucu davranışlarla bir şeyler vermeye çalışmayı düşünür hale geldik. 

Bu tatil vesilesiyle bütün aile fertleri bunları düşünmeli. Aile ve yavrularıyla ilgili olumsuzluklara tedbir almalı. 

Dini/millî  hassasiyeti olmayanların, yaptıkları/yaptırdıkları programlarının gereği sergilediği gösteriler, gençlerimizi abluka altına almalara çocuklarımıza alternatif programlar yapmak, onları özenmekten kurtarmalıyız. Tatilin zaten bir program olduğunu unutmadan… 

Her mezunumuzu iki önemli meseleden dolayı örgün/özgün/yaygın eğitimin yansıyıp yansımadığını tahlil etmek, aile, okul, çevre, sosyal medya, devlet, vs. üzerine düşen görevi yapıp yapmadıklarının hesabını da kendi kendilerine sormalılar. Çocuklar fanusta veya sera ortamında yetişmiyorlar. Karşılıklı bir etkileşim içindeler. Hiçbir özre, mazerete sığınmadan, imkanları olanlar evlat yetiştirmeyi ‘ihale usulü’ne bırakmadan bizzat zaman ayırıp yetişmelerine katkıda bulunmalılar. En büyük meşguliyeti olan (ferdi, sosyal, aile, devlet, insan, savaşlar, vs.) Peygamberimiz herkese ve her şeye zaman ayırabiliyor da biz çocuklarımızı, öğretmene, okula, dershaneye, kursa, hocaya, vs. havale ederek, ‘meşguliyet mazereti’ne sığınıyoruz. Bu tatil boşluğunu ‘maya’ gibi okuma alışkanlığı kazandıralım.

Cemil MERİÇ’in “TV kültürü diye bir mefhum tanımıyorum. TV; aylak, şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman düşünme ve okuma alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icat edilmiş bir nevi afyondur. Kültürün dün de, bugün de, yarın da tek taşıyıcısı vardır: KİTAP. Hiçbir düşünce emeksiz fethedilemez” sözleri bizi içinde bulunduğumuz gaflet uykusundan uyandırmalıdır. Ayrıca C. Meriç, “Her medeniyet bir kitaba dayanır. Senin kitabın hangisi?” diye sorar. Yine bizim Osmanlı kültüründe, “Mecanin-i Kütüp” kitap delisi, “Muhibban-i Kütüp” gibi kitapsever tabirleri vardır. 

Zamanı, en asil alışkanlıklardan, en güzel tiryakiliklerden olan “kitap okuma alışkanlığı” veya “kitap okuma tiryakiliği” ile değerlendirmemiz gerekmez mi? Kitabı tarif ederken; 

Kitap, ‘seninle birlikte yatıp kalkan ve sadece senin hoşlandığın şeyleri konuşan, sır sahibinden daha fazla sır saklayan, emanet sahibinden fazla da emaneti muhafaza eden başka bir uysal dost var mıdır? Onun kadar iyiliksever bir komşu, insaflı bir dost, itaatli bir arkadaş, mütevazı bir hâldaş, bıktırıp usandırmayan, kötülük yapmaya imkân vermeyen ve kavgadan uzak tutan birisini tanımıyorum.’

Okumayı ve düşünmeyi hayatımızın bir parçası hâline getirmeliyiz. Vakit yok, para yok, şu yok, bu yok. Bunların hiçbiri mazeret olamaz. Çünkü hepsinin bir çaresi vardır. “Boş vakit olursa okumaya çalışırım” diyen elbette vakit bulamaz. Okuma eğlencelik değildir. Ciddi bir iştir. Ciddiye alınmayan hiçbir şeye vakit bulunamaz! Okumaksızın ne ilim olur, ne irfan olur, ne kalkınma, ne de gelişme... Şimdi bir düşünelim.

“Fikrî-ilmî-edebî” değeri olan kitapları ve yazıları okuyanların sayısı-oranı ne kadardır? Değersiz şeyleri okumamak okumaktan daha iyidir. Okuma meselesini halletmeden diğer meselelere sıra gelmez. Bazı meseleler vardır ki düşünülüp yazılması ve okunması gerekir. Sohbet onu telafi etmez. Ona istinat eder. O yok ise sohbetin verimliliği de kaybolur.

Okumaya bizim kültürümüzün verdiği önem ve değer, hiçbir kültürle kıyas olunamaz. İnsanımızı okuyan, düşünen değil de sadece bakan adamlar haline getirmek isteyenler basına girerken adam peşinen söylemiş ‘fikri katledeceğim, resimli gazete bile değil, gazeteli resim çıkaracağım’ diye. Öyle yapmışlar, okuma alışkanlığını öldürmüşlerdir.

Okuma yazma faaliyeti, şevki, gayreti yoksa okuma yazma bilmenin ne faydası, ne manası olur. Bunun sebebi; okuma yazma faaliyetine değer vermeyen bir hayat tarzını bir “dünya görüşü” olarak benimsemiş olmamızdır. Kültür politikamız böyle bir dünya görüşüne dayanıyor. Zannetmişizdir ki çağın medeniyet anlayışı paradan, teknikten, konfordan ibarettir. Okuma sevgisi ve alışkanlığı olmadan okuma ihtiyacı, okuma alışkanlığı, okuma fedakârlığı doğmaz. Ya ne doğar? Mazeretler doğar: Kitap pahalı, vakit yok, meşguliyet çok vs. ‘Sadece okulda okuyan cahil kalır’ sözü ne kadar güzel! Eğer okul okuma ve düşünme uyanışı kazandıramazsa okul bitti mi her şey biter. Okuma alışkanlığına sahip olan okumayı devam ettirir. Zora düşünce kullanacak kadar okumak, denize düşünce hemen boğulmayacak kadar yüzme öğrenmeye benzer.

‘Döne döne okumak’ sözü boşuna söylenmemiş. Şimdi çok okuyalım. Zira mezarda okuyamayacağız. Okuyarak düşünmek, düşünerek okumak işte asıl mesele!

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle