--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Okullar açılırken

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
7

Bu yazım; MEB’e yazılmış arz ve talep yazısı değil. Milletimizin, insanımızın derdiyle dertli olanların samimiyet içinde dertleşmesidir. (Bu dertleşme başta yeni M. Eğ. Bakanımızla.)  

Bu ülkede sığ pozitivist / seküler bir eğitim sistemi, çocuklarımızın zihnini, ruhunu ve aklını körleştiriyor, yok ediyor! Sanıldığı gibi Batılı bir eğitim sistemi filan yok. Sömürgeci bir eğitim sistemi yerleştirilmiş. Gelen her bakan bu bize ait olmayan sistemi yaşatıyor. Eğitim sistemi de, kültür-sanat hayatı da, sosyal medya da çocuklarımızı mankurtlaştırıyor.

Eğitimimiz; Batı’ya aşağılık kompleksiyle bakan, zihni felçleşmiş, ruhunu yitirmiş, kaygan zeminlerde patinaj yapan, ruhsuz, idealsiz kuşaklar yetiştiriyor sadece.

Bizim insanlığa sunduğumuz adaleti, hakkaniyeti, feragati, kanaati, fedakârlığı, paylaşmayı dünyaya armağan edebileceğimiz evrensel değerlerimizi eğitim sisteminde vermiyoruz. Bunun sonucunda çocuklarımız, gençlerimiz (öğrencilerimiz) ruhsuzlaştı, bencilleşti,  kariyerin, başarının putunun kölesi hâline geldi. Pozitivist, seküler yapı, adı ‘Millî’ olan eğitimimizde değerlerimizi yozlaştıran, hayattan kopuk, hayatı sadece yemekten, içmekten, eğlenmekten ibaret gören, (hız-haz ve ayartı) sabırsız, şükürsüz, sorumsuz yapan, türlü deizm biçimlerinin eşiğine fırlatan, medeniyet birikimimize ve ruhumuza tastamam yabancı, aidiyetinden habersiz, vahşi Batı’nın uygarlığı hedef gösteriyor. Kendi kavramlarımızla, değerlerimizle düşünemiyor Batı’nın zihin yapısı yerleştiriliyor. Mukaddes (kutsal) değerlerimiz verilmeyince o bıraktığımız boşluk paganizmle dolduruluyor. Batı’nın, anlam haritaları enjekte ediliyor, Batılı değerlerin misyonerliği yapılıyor. Eğitim sistemi de, kültür, sanat ve medya da! Millî Eğitimi yakinen bilen yeni M. Eğ. Bakanımız; Eğitim sistemimizin, bizim medeniyet ruhumuzun ve dinamiklerimizin ekseninde işlemeyişine çare bulmak zorundadır. Ruh köklerimizle irtibatımızı sağlayarak direniş ve dirilişimiz gerçekleşmelidir.

Kültür dünyamız da işgal altında! Fikir hayatımız, yok bile. Bir ülkenin eğitim sistemi, çocuklarına, sadece kuru bilgi vermez. Çocuklarına ruh vermekle, ideal, kişilik ve ahlâk kazandırmakla yükümlüdür. Kültür, sanat ve fikir hayatı, yalnızca Batı’da üretilenleri buraya aktarmakla ya da burada tepe tepe tüketmekle, bu ülkenin önünü açamaz; bu ülkenin çocuklarının ufkunu genişletemez; aksine, bu ülkenin çocuklarını hem zihnen felçleştirir hem de fiilen köleleştirir. Son iki asırdır İslâm’a bile hep Batılı kavramlarla ve bakış açılarıyla baktık. Eğitimimiz, hem fiilen hem de zihnen işgal altında. Başında ‘millî’ kelimesi olsa da. Millet-ümmet-devlet kelimelerini ve ifade ettiği manayı, hilal-haç mücadelesini bilmiyorlar. Tarih öğretimimiz ya ifrat ya tefritle malul. Din/dil/tarih şuurunun eğitimimizde yeri bile yoktur. Son yaşadığımız virüs salgınında çok kullanılan ‘önlem ve dua’ kelimeleri yerinde kullanılmadığı gibi uygulanmadı. ‘Tedbir-takdir-tevekkül’den de habersizdir. Düşünme melekeleri âdeta dumura uğramıştır. Okullarımızda teknik donanım gayet güzel. Fakat ‘insan’ ve ruh yok. Çocukları, gençleri iyi bir örnek insana temas etmeden hayata nasıl hazırlayacağız, hangi teknoloji harikasıyla? Çocukların her şeyi oluyor, olacak fakat hayalleri eksik! Bizimse hiçbir şeyimiz yoktu belki ama gayemiz, idealimiz ümit ve heyecanını taşıdığımız hayallerimiz vardı. Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) iletmesi gereken bir vasıta değil mi? Kendi değerlerini verme, kendi kavramlarını bilme, düşünme, aidiyetini unutmama, dinimizi (Kur’an-ı Kerim’i, Peygamberimizi) hayat tarzımızda gösterip vicdanlara hapsetmeyerek eğitim sistemimize koymalıyız. Olmadığı içindir ki çocuklarımızı kaybediyoruz. Basına yansıyan öğrenci haberlerini: babasını, annesini, kardeşini öldüren, devlet malına zarar veren, hırsız öğrenciler, vs. Genç nesiller, gözümüzün içine baka baka yok oluyor. Elimizden kayıp gidiyor. ‘Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler’ sözü boşuna söylenmemiş. Eğitimde, kültürde kazanılamayan bir istiklal ve istikbal mücadelesi, kaybedilmeye mahkûmdur. O yüzden, bu ülkenin eğitim, kültür, gençlik sorunu, terörden de, ekonomik krizlerden de önemlidir. Genç kuşaklarına kültürel aidiyet ve medeniyet bilinci kazandırılmadığı, klasiklerinin okutulmadığı, bilim, düşünce ve sanat dünyalarını, yeni bir dille, taze bir ruhla yeniden üretemeyen ve gençlerini himaye edip rehberlik yapamayan,  toplumlar, bağımsızlıklarını da, varlıklarını da koruyamazlar ve karanlığa gömülmekten kurtulamazlar. Bu toplum; eğitim sistemini, kültür, sanat ve medya hayatını, insanlığın şiddetle ihtiyaç hissettiği bizim evrensel medeniyet değerlerimizi, ruh köklerimiz ekseninde sil baştan yeniden inşa edemezse, bırakınız insanlığa bir şeyler sunabilmeyi, varlığımızı sürdürebilmemiz bile tehlikeye girer. Toplumun sosyolojisi büyük bir değişim geçiriyor. Son on yılda çok hızlı, baş döndürücü bir sosyo-kültürel çözülme yaşanıyor. Toplum, kabuk değiştiriyor. Değerlerimiz hızla aşınırken, sosyal yapımız ve dokumuz büyük bir sarsıntıyla karşı karşıya iken MEB âcil çareler bulmalı. Medeniyet fikrimizi, perspektifimizi, ruhumuzu ve dinamiklerimizi eğitim, düşünce, kültür, sanat, medya hayatımıza nakşetmenin, gergef gibi işlemenin yollarını bulamazsak, yok olmaktan kurtulamayız. Toplumun bütün kesimlerinde, özellikle de muhafazakâr çevrelerde tehlikeli bir sekülerleşme süreci yaşanıyor: Bir yandan toplumu ayakta tutan İslâmî anlam, sembol ve zihniyet haritaları yerle bir oluyor. Ömrü Millî Eğitimde (idareci, öğretmen, yazar, TV programları, vs.) geçmiş bir adam olarak çıkan yangındaki ‘kurtarma/kurtarılma telaşı’ ne ise bu değerlerimizin yangınında da aynı heyecan, gayret, fedakârlık gösterilmeli. Tabii bu tipik bir bürokratlık (Bakanlık) ile olmaz. İdealist bir kadroyla olur. Yeni Millî Eğitim Bakanımız: Bu ülkenin en temel sorunu medeniyet sorunu, dolayısıyla hâdiselere kendi medeniyet perspektiflerimizle bakabilme, yorumlayabilme meselesidir.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle