Necmettin ERBAKAN Hocamızın vefatının 6’ncı yıl dönümü ve düşündürdükleri
Vefatının altıncı yıldönümünde Türk siyasetinde bir öncü lideri, bir ilim adamını, bir Dâvâ adamını Necmettin ERBAKAN hocamızı dualarımızla unutmuyoruz.
İnsan hayatına zor sığan mahkemeler, hapisler, sürgünler… Bütün bunlara sebebiyet verenlerin, âlet olanların, teşvik edenlerin, sessiz kalanların hali ‘imtihan dünyası’nda olduğumuz gerçeği. Çeşitli entrikalarla o dönem iktidarı ele geçirenler nerede? Kim iktidardaymış, kim aziz, kim zelilmiş hiç olmazsa şimdi anlayıp ibret alabiliyorlar mı acaba?
Vefat yıldönümüyle, talebelerinin on beş yıldır ülkeyi yönetmesiyle, sağken de vefatında da gündeme mührünü vuran adamdır Erbakan. Bu vesile ile bir-iki âyet geliyor hatırıma. “(İnkârcılar) tuzak kurdular; Allah da onların tuzağını başlarına geçirdi. Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır.” (3 Âl-i İmran sûresi 54. âyet) “Hani bir zamanda inkârda direnenler senin önünü kesmek, öldürmek ya da sürgün etmek için sana tuzaklar kuruyorlardı. Nitekim onlar hep tuzak kurmuşlar, Allah da onların tuzağını devamlı boşa çıkarmıştır; Zira Allah tuzakları boşa çıkaranların en hayırlısıdır.” (8 Enfâl sûresi 30. âyet) Evet ne akla hayale gelmeyen tuzaklar kurdular. Allah da o tuzakları başlarına geçirdi. Allah’ın mühlet vereceğini ama hiç ihmal etmeyeceğini unuttular. Muhalifleriyle, muarızlarıyla, sürgüne ve cezaevine gönderenleriyle, hakkında akla hayale gelmedik tezviratta bulunanlarıyla, senelerce mücadele ettikleriyle, kendisine zulmedenleriyle, basını-yayını-medyasıyla hepsi âdeta bıraktığımız yerdeler. ‘Karargâh Rahatsız’ başlıklı manşet atan gazete Türkiye’de. Hem de 28 Şubat postmodern darbesinin yıldönümünde atıyorlar bu manşeti. Necmettin ERBAKAN hocamızın Başbakanlığına tahammülsüzlüğünü, oradan indirilişinin, serüvenini bilhassa gençlerimizin iyi inceleyip, Türkiye’nin şartları bakımından nerelerden geldiğini, siyasi, tarihi bakımından ibretle/dersle olayları tahlil etmeliler. ‘Demokrasi çığırtkanlığı’ yapanlara, demokrasinin birinci maddesi olan sandıktan milletin çıkardığı bir ‘Başbakan nasıl indirilebilir?’ Hem de ‘demokrasi’yi ‘kutsal’ları haline getiren siyasilere bir ‘kavram dersi’ tokatıyla vermeliler. Bilhassa CHP/HDP mensuplarına Referandum öncesi önemli bir ders olur. ‘Kimsenin burnu kanamasın’ diye ne çilelerle kazanılan Başbakanlığı bile bırakmıştır. (Ailesinin, beraber siyaset yaptığı en yakın arkadaşlarının ‘28 Şubat’ faillerinin hesap vermesi ile ilgili davadan vazgeçmelerini doğru bulmuyorum. Sağ olsaydı merhum Erbakan Hocamız, bu davadan vazgeçer miydi, referandumda da kimin yanında olurdu? Bu iki sorunun cevabını versinler.)
Hele o olayları yaşadıkları halde Saadet Partisi’nin davet ettiği Kemal Kılıçdaroğlu, Metin Feyzioğlu gibi dikkat çeken isimler. Onun mümessili, adına kurulan vakfın Başkanı (çağrılmayan) Fatih ERBAKAN meselesi, nasıl ve neyle izah edilebilir? Bu hareket bu hale mi düşürülmeliydi? Uyumadan bu sorulara da cevap versinler.
Altıncı vefat yıldönümünde, “Vicdan kanamaları”nı bu vesile ile durdurmaya çalışıyorlar. Yaşarken kendisinden esirgedikleri sevgi ve saygıyı ‘vefat yıldönümü’ vesilesiyle göstermeye gayretindeler. Başbakanlığını elinden almak, partilerini kapatarak, siyasi hayatını bitirip, ömrünün son yıllarını hapishane köşelerinde geçirtmek için neler yapmadılar. Güya itibardaydılar, sözleri kanundu. ‘Beyaz Türkler’in temsilcileriydiler. Vefatının altıncı yıldönümünde Erbakan Hoca’yı övmekten geri durmuyorlar.
Her şeye rağmen milletimiz, kendisine hizmet edenleri tanıyor, zamanı geldiğinde de sahiplenip takdirlerini esirgemiyor. Gerektiğinde siyasi kimliğini bir tarafa bırakmasını da biliyor. Erbakan; sağlığında olmasa bile vefatı sebebiyle bütün Türkiye’yi bir araya getirmişti. Gazetecilerin kabul ettiği gibi “öfkeli fotoğraf”ı olmayan adamdı. Sömürü düzenine başkaldıran, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Anadolu insanın bütün iç ve dış baskılara, engellemelere rağmen meşrû zeminde, demokratik sistemde Başbakan olunabileceğini ve ülkenin gayet güzel yönetilebileceğini gösteren, ezilen, dışlanan dini hassasiyeti olan halka şahsiyet ve öz güven kazandıran, laik kesimin ise, “dindar korkusu”nu silen adamdı. Ülke gündemine İslam’ı ve İslamî meseleleri getiren adamdı. Dünya Müslümanlarına Siyonizm tehlikesini öğreten adam. Dindarların siyasetle tanışmasını sağlayan adam Erbakan Hoca. Yetiştirdiği talebeleriyle de bugünün siyasetine ve Türkiye’ye hizmet eden kadroyu kurarak ‘müessese adam’ olmayı hak etmiş bir ilim adamı idi aynı zamanda. ‘28 Şubat’ı gerçekleştiren Mason Cumhurbaşkanı, aynı zamanda TBMM’ne yemin için gelen Merve KAVAKÇI’ya; “Bu tür ajan provokatörler çok görülmüştür. Bu da onlardan birisidir. Millet böyle bakacaktır” diyebilen adama oy veren cemaatlara/camialara/dernek/vakıf/vs. mensup ve müntesiplerine, ayrıca kendisine utanmadan hakaret edenlere bile karşılık vermeden ‘Din Kardeşliği nasıl yaşanır?’ sualini fiiliyle, icraatlarıyla da bunu gösteren adamdır. Vefatı münasebetiyle yapılan programlarda hemen herkes Erbakan Hoca’nın lehine sözler söylüyor. Bilhassa ‘28 Şubat’ın failleri durumunda olanların, ortak nedamet hisleri, hatalarını itirafları, yapılan yanlışlıkların yüreklerindeki izleri, tarihi özürler olarak kabul edilebilir. Bütün bu yazılan-çizilenleri; “sosyal helallik” istemeler, gibi görüyor, haleti ruhiyeleri “vicdan kanamaları”na dönüşüp onları İnşaallah “sosyal tevbe”ye götürür. Sonra da tevbey-i nasuha…
Herkes için iyilik-güzellik düşünmek, “insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” hükmünün gereği için hayatını vakfetmek ne kadar güzel! Affetmek, kine nefrete hayatında yer vermemek/Mücadele ederken hep meşruiyetten yana olmak, “mücadele ahlakı”yla hareket etmek/En kızdıklarına, sabrını taşıranlara, had-hudut bilmeyenlere bile şefkatli-merhametli bir baba gibi davranmak ne kadar güzel! Müsamahayı-hoşgörüyü-nezaketi elden bırakmamak/Bu kadar güzelliği mütevazılık içinde taşımak da ayrıca güzel! İşte bu güzellikleri taşıyan güzel adamdı Erbakan.
‘Hepimiz, Erbakan’ın paltosundan çıktık.’ Diyen ilim ve fikir adamları, gazeteci ve yazarlar şu ifadeleri/beyanları kullanmışlardır: ‘Türkiye’nin hem tarihî, hem de irfanî derinliğini aynı anda harekete ve hayata geçirecek bir silkiniş, diriliş ve varoluş yolculuğunun tohumlarını ekmiş bir sembol şahsiyettir. İslâm’ın adalete, hakkaniyete, sulha ve kardeşliğe dayalı medeniyet tasavvurunu hem Türkiye’nin siyasî hayatında, hem de sosyal, kültürel ve entelektüel hayatında ülkemizin gündemine taşıyan bir yolculuğa soyunabilmiştir. Bu yolculuk, bütün bir İslâm dünyasını ortak bir hedefe, gayeye ve yöne yönlendirme kaygısı güden bir hakikat yolculuğudur. Hak-Batıl mücadelesine dayanan medeniyet fikri ekseninde yapılan yolculuğu, Türkiye genelinde, hayatın her alanında, İslâm’ı, yörünge konumuna yerleştirmeyi başarmıştır. Artık, Türkiye’de hiçbir hareket, hiçbir oluşum, İslâm’ı devre dışı bırakarak var olamaz.’
Değeri, artık bütün kesimlerce anlaşılan Necmettin ERBAKAN hocamızı rahmetle, minnetle şükranla anıyoruz.







