Muhalefete muhalefet dersi verilmeli!
Kendi değerlerini bilmedikleri için kendi medeniyetlerinden de habersizler. Resmî tarihin (yalan söyleyen tarih) dışında tarihle hiç irtibatlı olmadıkları için de ne Selçuklu’yu, ne Osmanlı’yı ne de Cumhuriyet tarihini biliyorlar. Tabii İslâm Tarihi’nin de cahili oldukları her hallerinden görülüyor. Ezberledikleri, slogan hâline getirdikleri, kendi kutsalları yerine koydukları kelimeler; demokrasi, laiklik, Batı uygarlığı.
Terörün temsilcisi HDP’den tutun, milliyetçi ekolden gelen İP’ten, sicili bozuk CHP’ye varıncaya kadar. Bunların medeniyete bakışı ‘1453’ü zulüm olarak gören/gösteren zalimlerin bakışı. Bunlara DEVA Partisi ile Gelecek Partisi Başkanlarının da ittifakını (yanlarında durdukları muhalefet) de ‘şer ittifakı’nın muhalefetleri. ‘İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin Avrupa’ya öncülük ettiği bir sözleşme’ diyebiliyor. ‘Türkiye, karanlıktan yönetilen bir ülke haline geldi’ sözleriyle de muhafazakâr olarak bilinen bu adamların nasıl bir muhalefet partisi oldukları da ayrı bir derdimiz. Dışarıdan gelen emir, talimat ve tavsiyelerle hareket eden milletvekillerine varıncaya kadar. Attıkları yalan ve iftiraları ispat edilmelerine rağmen yüzleri kızarmayanlara ne anlatabilirsiniz ki. Milletvekilleri ‘T.C. Hükümeti ve devletin askeri teşkilatını alenen aşağılama, suçlarından soruşturma başlatılan bu siyasilerden memlekete, millete ne faydası beklenir? Masa başında çizilen/çizdirilen sınırların dışına çıkıldığında hep ‘Ne işimiz var?’ diyebilen mazlumun âhını duymayan bu sağırlara hiçbir şey duyuramazsınız. Yemen, Filistin, Mescid-i Aksa, Kudüs, Türk dünyası, Çin ve Rus zulmü altındakiler, vs. Bunların hiçbirisi de muhalefeti alakadar etmez. 15 Temmuz’u kimin ne için yaptırdıkları da. Muhalefet; hiç hak ve hakikatin yanında durmuş mudur? Gönül bağından, ruh ikliminden, kalbî/hissi birlikteliklerden nasipsizlere ne söyleseniz hiçbir faydası olmaz. Gündemlerinde olmayan bir seçim (erken seçim) teraneleriyle muhalefet yapmaktan başka. Bütün muhalefetteki partilere muhalefeti de öğretmek lâzım. Nedir, nasıl yapılır? Milletinin beklentisiyle uyumlu, derdine çare çalışmaları, plan ve projeleri, hazırlıkları neler? Bu ve benzeri sorulara cevap teşkil edecek, ülkesini, devletini, milletini rahatlatacak kafalara sokulan hiçbir çalışmaları yok. Yapılanları karalamak, yapılacaklara mani olma gayretkeşliklerinden başka. Kanal İstanbul için gösterdikleri tepki ağzını; T.C Devleti’nin yıkılması için çalışan devletlerin (ABD, İsrail, İng. Fr. Alm.) sözcüleri zannedersiniz. Kendi tanklarımızı üretmemize Katar’la iş birliğimizden Katar düşmanlığı, sermaye ırkçılığı yapmaları, TSK’nın her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, her türlü kontrolün MSB (Millî Savunma Bakanlığınca) yapılması, hiçbir devlete muhtaç olmadan dimdik ayakta durmayı başaracak durumumuz; felçli zihniyet ve felçli duruş tarafından anlaşılamaz. At gözlüğüyle hak ve hakikati görmezler. Bizi toplum olarak ayakta tutan, bu toplumun ruhunu oluşturan İslâm’ın diriltici, evrensel değerlerinin bizi bugünlere kadar getirip yaşattığını bu kafalara sokabilir miyiz? Aile hayatımızdan, toplum hayatımıza, siyaset, iktisat, kültür, sanat ve düşünce hayatımıza kadar esasın bu olduğunu da söyleyecek muhalefette muhatap bulamazsınız. Dinin hayattan, hayatın her alanından uzaklaştırılması sürecinin meddahlığını yapan muhalefete, âcilen tarih (medeniyet tarihi, Türk ve İslâm tarihi) verilmeli.
İnsanlığı zihnî, kültürel ve sosyal bir kaosun eşiğine sürükleyerek yapılan muhalefet! Güya bizim muhalefetimiz! Bütün dünya bu kaosla yaşama sürecine girdi. Korona hâdisesi, insanlığı, yaşayan ölülere dönüştüren sessiz ölüm sürecinin ortasına fırlattığını ve bu sürecin başka şekiller alarak süreceğini gösterirken tek vücut, tek yürek, tek millet, tek devlet olmamız gereken günlerdeyiz. İktidarıyla muhalefetiyle bu birlikteliği göstermez miyiz?
Her tür zorluğa karşı dimdik ayakta durmamızı ve birlikte hareket ederek göğüs germemizi sağlayan İslâm’ı geçmişte ‘irtica’ diyerek kötüleyen, şimdi vicdanlara hapsederek hayata sokmayan bu düşünce yapısından kurtulmak şarttır. Her İslâmî hareketi ihtilal sebebi olarak gösteren yapıdan da. Böyle olmayanların; destek ve beraberlikleri ‘suç ortaklığı’dır.
Cumhurbaşkanına zorba diyen, diktatör diyen, diktatör bozuntusu diyen, Firavun diyen ana muhalefet lideri, çeşitli grup konuşmasında kendi ülkesini kara para aklayan, uyuşturucu ticareti yapan hatta kadın ticareti yapan devlet olarak dünyaya şikayet etme rezilliğini de gösterirse buna ‘bizim muhalefet lideri’ denir mi? Ya bununla ittifak içinde bulunanlar…
Uşaklık yaptıkları Batı’nın ninileriyle gaflet ve dalalet uykularına devam edenlerin siyasi hareketlerine ‘muhalefet’ denmez. Katliamları, canilikleriyle terör örgütlerinin devleti yıkma, vatanı bölmenin siyasi uzantılığını yapan partiye ‘Dostumuz HDP’ diyenler de Türkiye’nin Akdeniz’deki kritik hamlelerine ‘Ne işimiz var Libya’da?’ diye itiraz eden de muhalefet ve âvanesi! Kıbrıs için bile. Ana muhalefetin huyu bu! Sınırlarımızın dışına çıkmaya bizi mecbur eden olay olduğu zaman, ‘Orada ne işimiz var’ demek.
Bizim kendi medeniyet bakışımız, insanlığın ümidi oluşumuz, diriliş ve direniş gerçekleştirip Türkiye’siz insanlığın kurtuluşunun olmayacağını göstermemiz iftihar vesilemiz. Bizim iftiharımız, onların intiharı. Bunları düşünmeyen muhalefet partileri ve şer ittifakının içinde olanların hepsi muhaliflerin muhalefeti…
Allah muhaliflerin muhalefetinin şerrinden ülkemizi, devletimizi, milletimizi muhafaza buyursun. Rabbim bunlara fırsat vermesin. Hilelerini başlarına çevirsin.







