--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Meselelerimizi ‘Medeniyet bakışı’mızla çözebiliriz

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Bu millete kavramları unutturmakla kalmadılar, ‘algı operasyonu’ yaptılar. Vatan, millet, ümmet, medeniyet/uygarlık, kutsal (mukaddes), vs. Bütün kavramları yerinden oynatmadan, kendi kültür ve medeniyet bakışımızla değerlendirmeliyiz. 

Bu vatanda yaşıyoruz. Toprakta değil, vatanda. Topraklar, inançla, tarihle, şüheda ile rahmet ile himmet ile “vatan” olurlar. Sosyal zarureti bu vatanda halledeceğiz. Doğusunda, batısında, kenarında, köşesinde değil; birliğinde, bütünlüğünde. Niçin? İslam için! Mehmet Akif’ler, Yahya Kemal’ler, Arvasi’ler, Silistreli’ler, Bediüzzaman’lar bu milletin evlatlarıdır. Etnik tahlil, toprağın kimyevi tahlilinden farksızdır. Tuhaflıktır, mantıksızlıktır. Bahs olunan hataların hiçbiri bu millete mal olmamıştır. ‘Aynı milletiz’ denildiğinde ‘herkes aynı kökendendir’ denilmek istenmiyor. Zaten ‘millet’ etnik kökenle tarif edilemez. Batı’da da edilmez. Esasen bizde de ‘etnik köken’ değil; ‘manevi kök’ belirleyici üstünlüğe sahiptir. Bu millet, uhuvvet ve muhabbet kusuru işlememiştir. İşleseydi, tefrike ve tecride giderdi; kaynaşmazdı. Halbuki tarihiyle, irfanıyla, sanatıyla, edebiyatıyla, beşeri ve iktisadi coğrafya şartlarıyla kaynaşmıştır. Bunları bile hatırlayamaz, hafıza kaybına uğramış/uğratılmış insanlar gibiyiz. Üstad Necip FAZIL’ın ifadesiyle ‘Hazinenin anahtarı cebimizde açlıktan ölen insanlar gibiyiz.’

   Hiç unutmayalım: Terkibini tıkanmış yolunu açmak yerine, yapısını bozarak değişme arzularını tatmine çalışmak; bütün İslami umutların ve heyecanların boynunu büker. Onun için din-dil-tarih şuuru olmadan içine düşürüldüğümüz badirelerden kurtuluş gerçekleşmez.

Meselelerimizi Medeniyet bakışımızla, ufkumuzla çözebiliriz.

Sait Halim Paşa ‘Batı Medeniyeti’nin tesirleri ile meydana gelen ve Osmanlı Rönesansı diye adlandırılan hareket, ikinci bir İslam’dan uzaklaşmadır. Devlet adamlarımız, Batı’yı taklit ederek Batı’ya yaranmaya çalışırlar’ der. Bir Batı’lı aydın da itiraf eder ‘Batılılar Müslümanlarla temas sonucu medenîleştiler.’ Diyerek…

Yusuf KAPLAN Hocamız bu meselelere nasıl bir bakış açısı getiriyor görelim.

“Türkiye dünya haritasındaki herhangi bir ülke değil: Bin yıllık insanlık tarihini yapan iki aktörden biri. Diğeri Batılılar. Tarihte yalnızca Müslümanların gerçekleştirdiğini söylediğim benzeri olmayan yolculuklar nelerdi?

   Öncelikle, bütün medeniyetlerle temasa geçen, hiç birini yok etme ilkelliğine soyunmayan, hepsinden -vahyin kuşatıcı filtresinden geçirerek- yararlanmasını bilen, ölmekte olan kültürlere diriltici ruh üflemekten çekinmeyen yegâne medeniyet tecrübesini, üstelik de bir asır gibi kısa bir süre içinde Pasifik’ten Atlantik’e kadar dünya coğrafyasının kahir ekseriyetine yerleşebilen bir medeniyet mefkûresini hayata geçirmeyi başardı Müslümanlar.

Dikkatinizi çekerim: Burası, geleceğin nasıl şekil alabileceği sorusunun cevabının gizli olduğu son derece hayatî bir yer’dir.

İslâm medeniyetinin özgünlüğünü, biricikliğini, benzersizliğini yansıtan bu çığır açıcı yolculukların teorik temellerine yakından bakalım öyleyse...

Birincisi, kendisini yegâne hak din olarak gören bir din’in bütün dinlere, kültürlere, medeniyetlere hayat hakkı tanıyan tarih boyunca gerçekleştirilmiş ve bu anlamda aşılamamış bir medeniyet tecrübesini insanlığa armağan ettiği gerçeği hâlâ diriliğini, canlılığını koruyan son derece çağdaş, yeniden hayata ve harekete geçirildiğinde insanlığın önünü açacak bir gerçektir.

İkincisi, İslâm medeniyeti, Batılıların bütün medeniyetlerin kökünü kazıdıkları bir zaman diliminde, Hindistan’dan Balkanlar’a, Orta Asya’dan Afrika’ya kadar insanlığa adaletin, hakkaniyetin, sulhün ve hukukun hükümran olduğu bir medeniyet fikri ve gerçeği armağan etmiştir.

Üçüncüsü, vahye, tevhid ilkesine dayanan İslâm medeniyeti, Batılılara, kendilerini, Batılıların pagan felsefî köklerini öğretmiştir.

Müslümanlar olmasaydı, Batılılar, kendi köklerine aslâ dönemeyecekler, modern meydan okumayı da, fikrî, siyasî ve iktisadî devrimleri de gerçekleştiremeyeceklerdi.

Dördüncüsü ve en önemlisi de, İslâm medeniyeti, benzeri aynı ölçekte henüz gerçekleştirilememiş, herkese hayat hakkı tanıyan, gerçek anlamda yegâne küresel ve evrensel bir kosmopolis geliştirmişti. (kozmos, evrenin düzenini; polis ise toplumun düzenini temsil eder. Buna göre; evrenin düzeniyle toplumun düzeni, evren ve toplum anlayışımız birbirine paraleldir.) Müslüman kozmopolis’i, dolayısıyla İslâm medeniyeti, dünya demekti. Dünyanın felsefî, kültürel olarak yuvarlak olduğu, yalnızca İslâm medeniyetinin hâkim olduğu çağlarda gerçeğe dönüşmüştü.

Müslümanlardan önce doğan ama Müslümanlardan sonra tarih sahnesine çıkan -Hıristiyan- Batılılar, dünyanın, yalnızca kendi dünyalarından ibaret olduğunu düşünecek kadar miyoplar -hâlâ! Üstelik de bu miyopluk, insanlık çapındaki büyük medeniyetlerin kökünü kazımalarıyla şiddete, kana, katliama bulaşmış bir miyopluk!

Beşincisi, dördüncü maddeyle irtibatlı, dördüncü maddede ifade ettiğim küresel kozmopolis’i yalnızca müslümanların gerçekleştirebilmelerini mümkün kılan üç sütun yalnızca müslümanlar tarafından gerçeğe dönüştürülebilmişti.

Birinci sütun, Dârü’l-İslâm / İslâm Yurdu.

İkinci sütun, Dârü’s-Selâm / Selamet, Emniyet, Barış Yurdu.

Üçüncü sütun ise, Dârü’l-İnsan / İnsanlık Yurdu.

Tarihte bu üç sütunu hayata ve harekete yalnızca Müslümanlar geçirebilmiş ve insanlığın önünü yalnızca Müslümanlar açabilmişti.

Sözün özü: İslâm medeniyeti, Latin Amerika ve kısmen Afrika kültürleri hâriç, bütün medeniyetlerle, kültürlerle ve dinlerle temasa geçmiş, insanlığın birikiminin üzerine oturmuş, bu birikimleri yok etmemiş, aksine canlandırmış, yaşatmış, böylelikle farklı dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin birbirlerinden beslenerek, birbirlerini besleyerek nasıl birlikte yaşayabileceklerinin ve insanlığın önünü açabileceklerinin yegâne modelini insanlığa armağan ermiştir. O yüzden gelecek, İslâm’a gebe. Büyük savrulmalar yaşayan, İslâm’dan uzaklaşan, İslâm’ın ruhunu, dinamizmini kavramaktan uzak düşen Müslümanlar da İslâm’a, İslâm’ın evrensel kozmopolis’ine gebe. Yeniden hakkıyla Müslümanlaşabilirsek, bunun için de 3 Z formülüne: Müslüman Zihni’ne, Müslümanca yaşama Zemin’ine ve Müslüman Zaman’ına bütün boyutlarıyla yeniden kavuşabilirsek, şu çivisi çıkmış dünyanın ontolojik felâketlerine biz son verebilir ve insanlığın önünü biz açabiliriz. 

Çok çalışmamız, eğitimde, kültürde, fikirde, sanatta, hayatın her alanında bu medeniyet mefkûresini özümseyecek ve yeniden dünyaya sunacak büyük atılımlar yapmamız gerekiyor.” (Haftaya İnşaallah Üstad Sezai KARAKOÇ’un medeniyete bakışı)   

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle