Mecburi Yazı /Suizan Haram!
Geçen Çarşamba günkü yazıma mailime, gazeteme, direkt veya dolaylı yazılı ve sözlü gelen beyanlara cevap verme mecburiyeti doğdu. İletişim vasıtalarıyla gönderdikleri; suizan, yalan, iftira, hakaret içerikli yazıp söyledikleriyle yetişme/yetiştirilme kişiliklerinin ‘iletişim mesajları’ bu yazıyı yazmamın bir başka sebebi. Cevap vererek sizleri; kul hakkına riayete, zan ile hareket etmeyip delille konuşup yazmaya davet olacağı için yazıyorum.
Tanıdığım, bildiğim, vasıflı olan, konumları da milletin, ümmetin, insanlığın hizmetinde olabilecek değerler taşıyan insanların son hallerine çok üzülmüştüm. Yazdıklarımın hepsinin muhataplarının ortak hatası; ‘Tayyip Düşmanlığı’ üzerine kurulmuş, bir gazetede yazmalarıydı. Sırf muhalif olsa belki normal karşılanabilirdi ama muhafazakâr olarak bilinen bu insanların ‘ümmetin umudu’ olarak görülen ve ‘Başsız Müslümanlar’ın halini başsız’lıktan kurtaran lider Türkiye’nin lideri durumundaki Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a bütün şer güçlerin saldırması gibi taarruz/saldırı/hücum içinde yaptıklarını bazı ayetleri hatırlatarak ikaz yazısı yazmam da yazarlık görevimin icabı.
Son içler acısı durumlarını görünce Allah ve Resulünün ölçüleriyle baktığınızda bazı hatırlatmalarda bulunmam şart oldu. ‘Doğru kimden gelirse gelsin kabul; yanlış kimden gelirse gelsin red’ ortak noktamız olmalı. Hangi düşünce yapısında olursak olalım. Bu aynı zamanda “Hikmet müminin kaybolmuş malıdır nerede bulursa alsın” hadisi şerifi içinde amel edilmiş olur. Şu bağnazlıktan, ölçüye uyma yerine ölçü koymaktan, değerleri ile hareket yerine değersizleşmekten kurtulalım. Hırs ve ihtirasın sağduyu sahibi insanları ne hale getirdiğini buradan da anlayabiliriz. “Beni mübalağa ile (aşırı) medh etmeyin. Ben Allah’ın kulu ve Resulüyüm” diyen Peygamberimizin izini sürenler; liderlerini, partilerini, cemaatlerini, hocalarını, vakıflarını, derneklerini sevmede ‘ölçü ve denge’yi kaçırıyorlarsa kim yaparsa yapsın hatadır. Suizan haramdır! Suizandan hesaba çekileceğiz ama hüsnü zandan değil. Merhum Erbakan Hocamızla alakalı yazdığım üç yazıdan dolayı teşekkür edilip arşivlerine konduğundan haberiniz var mı? Ellerimden saygıyla öpen kardeşim, ‘Bedel ödediniz mi, arkasında durdunuz mu? Ömrünü İslâm’a adamış liderlerin hep arkasında durmuş bu adama nasıl böyle yazabiliyorsunuz? Bunlar yazılır mı?’ diye yazabiliyorsun.
28 Şubat’ın zulmünü her yönüyle yaşamış olana nasıl iftira edip yalan söyleyebiliyorsunuz. Sadece Sibel Eraslan’ın benimle ilgili yazdığı ‘Gönül Bağından Yargılanmak’ yazısını okursanız belki yazdıklarınızdan utanırsınız. Tabii edep ve hâyâ tarafı varsa, kalmışsa…
Ak Parti’yi hep savunup meth ettiğimi yazıyorsunuz. Türkiye’yi ve liderini dünyanın konuştuğu, sayılı devletlerden görülür hale geldiği ülkesini devletini düşünenler elbette ki bu hizmeti yapanları bağrına basmaz mı? Vatanı böldürtmeyen, bayrağı indirtmeyen, ezanı susturtmayan verdiği şehitler ve gazilerle bu istikamette yürüyenlere nasıl sahip çıkılmaz? Meşru zeminde, ezberledikleri Batı kavramlarıyla konuşanların kutsal hale getirdikleri ‘demokrasi’ ile iktidar olamayanların Batı uşaklığı yapmalarını sineye çekemeyiz.
Mü’min tavrı; doğrunun, hak ve hakikatin yanında olmak, yanlışın, çirkinin, bâtılın karşısında durmaktır. Siyaseti de araç olarak görmek, amaç olmadığını unutmamaktır.
Ak Parti ile alakalı ‘Tepedekileri İkaz’ yazımı da okumadan bunları yazabiliyorsunuz.
Yazımda ismi geçenlerin hepsini yakinen bilirim, tanırım. Meselâ Ahmet Davudoğlu’nun Bilim Sanat Vakfının seminerleri, fikri ve ilmi çalışmalarında bulundum. Küre Yayınlarının bütün kitaplarını alıp okudum. Tarihin her döneminde insanlığın temel meselesi; fiziki arzuların, maddi çıkarların, makam tutkulularının, akıl ve irfan ışığından doğru inançtan, hak ve adalet ölçülerine göre hüküm ve karar vermekten daha önemli görülmesidir.
“Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir. Herkes kendi tasavvuru ve aklının verdiği istikamet üzere eylemde bulunur.” (17 İsra 84) (Bu ibareye ‘Herkes kendi sütünün iktizasını işler.’ Yahut ‘Herkes kendine yakışanı yapar.’ Tasavvur ve aklın insan eylemine istikamet - yön veren merkezi yapısı ve bu merkezin verdiği istikamet üzere ortaya çıkan eylemlere dikkat çekildiği açıktır.
Elmalılı’nın ibareye verdiği “Herkes hissiyatı mahsusasına göre iş yapar” karşılığı dikkat çekicidir.) Zillet ve şer ittifakını kuranlar; “Suçlu ve haksız kimselere bundan böyle asla arka çıkmayacağım” âyetini düşünmelidirler. (28/17) “Rabbim, bana ihsan ettiğin nimetlere, affına, öğrettiğin ilme ve şeriatına and olsun ki, artık nesilleri yok etme suçu işleyen, kavgacılara, âsilere, suçlulara arka çıkmayacağım.” (28/17) “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (42/84) Arkadan geleceklerden iyilikle kim anar sizi. Kendi hırs ve ihtiraslarınız uğruna; vatan millet, ümmet düşmanlarıyla aynı safta bulunmanızın vebalinden nasıl kurtulacaksınız? Furkan suresi 28. âyette “Keşke falancayı dost edinmeseydim” pişmanlığının çaresi olacak mı? ‘Tayyip kusursuz’ diyen var mı? Vatan millet devlet düşmanlarının yanında safında yer alınır mı? Yazılarımda dinimize diğer bir ifade ile ‘edilleyi şer’iyye’ye ters düşen bir tek cümle bulamazsınız.
‘İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın.’







