Kaosun değil, devletin yanındayız (2)
İçimizdeki ve dışımızdaki devlet/millet, ümmet ve insanlık düşmanlarının; dış düşmanlarla müttefikliği onların uşaklığını yapmaları unutulamaz! Daha önce; siyasî, fikrî, ilmî çalışma, faaliyet ve görevlerinde istikametleri (çizgileri), duruşları belli, güzel, doğru olan muhafazakâr yapıda olanların şu düştükleri rezilliği, ihanet ve bölücü şebekeleriyle ortak hareketlerini görünce de: Gerçek izzet sahibi Müslümanları bırakıp onlara karşı, İslâm düşmanlarıyla birlikte iş tutan, Müslümanlara karşı savaş ve ihanet girişimlerinde bulunan münafıkların konumuna düşülmüş olur. Kabul edilse de edilmese de. Nisâ sûresi 139. Âyet:
“Mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah’a aittir” diye hem teşhir edilmiş, hem de pek ciddi şekilde kınanıp uyarılmıştır. Olmayan yerde izzet ve şeref aramanın, boşa gidecek bir davranış olduğu daha baştan bellidir. Ancak ‘küfür mantığı’ ile hareket edenlerin bu ‘iman tehlikesi’ni kavramaları imkansız hale gelmektedir.
İçişleri Bakanlığı yapmış, parti kurdurulmuş M. Akşener; Meclis çatısı altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bebek katili Netanyahu’ya benzetmiş ve Süleyman Soylu’nun istifasını istemiş. Dinime dahleden bari müselman olsa demişler. Bu istifa erdemini 28 Şubat paşası Çevik Bir “seni kazığa oturturum” dediği zaman niye hatırlamamış? O paşayı görevden alamadıysan kendin istifa etmeliydin. Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bir canlı yayında ‘6 ay içerisinde çok farklı bir Türkiye göreceksiniz. İstediğiniz gibi tweet atabileceksiniz’ ifadelerini kullanması kaç paralık siyaset adamı olduklarını göstermiyor mu? Bu peş peşe yapılan saldırılar ve daha seçime 2 yıl varken 6 ay sonrasına yapılan vurgu basite alınacak bir şey değil. Halkın iradesiyle seçilmiş, meşrû bir Cumhurbaşkanına ve hükümetine, bu tahammülsüzlüğün elbette hesabı sorulur. Demokrasi dersin, sandıktan çıkanın belirlendiğini kabullenemezsin. ‘Millet İttifakı’ dersin, milletini tanımadığın gibi kültüründen de uzaksın. Vatan dersin vatansızların, vatanı bölmek için var gücüyle çalışanlarla beraber hareket edersin. Bu Batı uşaklığının sınırı yok mu? Küresel operasyona karşı tek yürek tek bilek olmamız gereken günlerdeyiz. İğrenç bir küresel operasyonla karşı karşıya olduğumuz halde içimizdeki siyasilerin dış güçlerin sözcülüğünü yapmalarının meşruiyeti var mı? Bunların yaptıkları; Türkiye’nin sadece dışarıdan değil aynı zamanda içeriden de kuşatılmaya çalışıldığını göstermez mi? Bu muhalefet partileri, sadece Erdoğan’ı göndermek odaklı dil ve yaklaşımla; emperyalist güçlerin emirlerine girmiyorlar mı? Ülkede ve bölgede oynanan oyunlar bilindiği halde, Türkiye’nin her bakımdan lider bir ülke olmasının önüne geçmesini önlemek için yapılanların ABD’nin emrinde olduklarının da ispatı değil mi? Ülke art arda patlatılan skandallarla kaosa sürüklenmeye ve yönetilemez algısı oluşturularak müdahaleye hazır hâle getirilmeye çalışılıyor! Buna sessiz kalınamaz!
Dışarıdan yapılan kuşatmaya paralel içeriden kuşatmayla destek verdikleri anlamına gelmez mi? Muhalefetin ülkeyi cehenneme sürükleyecek bir yapıda olduklarını gösteriyor.
Ülkenin ana muhalefeti, cumhurbaşkanını meşrû olarak görmüyor! Bu yetmiyormuş gibi, cumhurbaşkanını ‘diktatör’ olarak yaftalıyor. Mazlumların umut olarak baktığı ülkenin cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terör devleti İsrail’in eli kanlı başbakanıyla özdeşleştirilmesi de ayrı bir vahamet ve fecaat! Bu ve benzeri yapılanlar; Türkiye’nin dışarıdan hedef hâline getirilmesi için onlara yardım etme değil mi? Muhalefet, ülkeyi dört bir taraftan kuşatan emperyalistlerin işlerini kolaylaştırmak anlamına gelecek bir içeriden kuşatma operasyonuna hem malzeme oluyor, hem de malzeme sunuyor. Her taraftan gerçekleştirilen bu Batı ve Siyonizmin kuşatmasına karşı yekvücut olmalı, dimdik durmalı, emperyalistlerin iştahlarını kursaklarında bırakmalı, ülkeyi kurda kuşa yem etmeyecek kadar Türkiye’den yana olduğunu açıkça ilan etmelidir! Bu ülkeye her vatandaşın sahip çıkıp, vatanı böldürmeye, bayrağı indirmeye çalışanlara da (Batı, Amerika’daki Yahudiler, İngiltere, Almanya, vs.) hepsinin hedefinde insanlığın umudu, güvencesi Türkiye var. İdeolojik / siyasî farklılıklarımızı unutmamız gereken günlerdeyiz. Bizler de 15 Temmuz’daki tarihe geçen ‘direniş ve diriliş’i birlik ve beraberlikle tekrar her zaman ve zeminde göstermeye hazır olduğumuzu da ilân etmeliyiz. Siyasi muhalefet nasıl olup da milletin ve vatanın bütünlüğüne karşı muhalefet haline getirildi? Bunlar tam bir hipnoz halindeler. PKK terörüne binlerce insanımızı kurban verdiğimizi bildikleri halde, Mehmetçiğin ne için savaşıp şehit düştüğünü bilmezler mi? İnsanın içinde; şefkat merhamet hissi varsa, biraz vatan sevgisi bulunuyorsa ve senelerdir ülkesinde terörü ve kaynaklarını kurutmaya çalışanları, tebrik edip, sahip çıkıp destek verip, ‘örnek muhalefet’ olmaları, dua etmeleri gerekirken çıkardıkları kaosun makul bir izahı yok! Bu düşmanlığı yapanların bu millete, bu ümmete düşman, kendi değerleriyle irtibatını koparmış ‘hilkat garibeleri’ ile aynı ülkede yaşamanın zorluğunu bir kere daha idrak ediyorsunuz. İçimizdeki ve dışımızdaki devlet/millet ve ümmet düşmanlarının, dış düşmanlarla beraber hareket etmeleri; her zaman mücadelenin içinde olmamızı gerektiriyor. Siyasi muhalefet; nasıl olup da milletin ve vatanın bütünlüğüne karşı muhalefet haline getirildi? Bunlar tam bir hipnoz halindeler. PKK terörüne binlerce insanımızı kurban verdiğimizi bildikleri halde, Mehmetçiğin ne için savaşıp şehit düştüğünü bilmezler mi? “Ezanım susmasın, bayrağım inmesin, vatanım bölünmesin diyen bir millet! Dualı bir millet! Bunların düştükleri hal bana şu hadis-i Şerifi hatırlatıyor: “Bütün Peygamberlerden duyulan sözlerden biri: Utanmazsan dilediğini yap sözüdür.” Hz. Musa’nın Kur’an-ı Kerim’deki duasına katılalım: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım!”
Allah’ım! Haysiyetimizi haysiyet cellâtlarından koru! Allah’ım! Bizi bizden koru!







