--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kaosun değil, devletin yanındayız (1)

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
3

Türkiye, Türk milletinin anavatanıdır. Din-dil-tarih şuuru milli sıhhatin teminatıdır. Millet olmak manevi, tarihi ve idealist bir gönül beraberliği içinde bulunmaktır.

Bu ülkede yaşayıp, bu vatan topraklarında büyüyüp, bu milletin evladı iken, vatan, millet, devlet düşmanlarıyla beraber olamayız/olmamalıyız.

Zulümleri, katliamları, ‘Batı uygarlığı’ adı altında yutturulan emperyalist zalim devletlerin uşağı gibi nasıl hareket edilir? Yaptıklarının hesabını vermemek için yurt dışına kaçanlara nasıl sahip çıkılır. “Hainlere taraf olma!” ilahi ikaz nasıl unutulabilir? “Kendilerine hıyanet edenleri savunma! Çünkü Allah, hainliği meslek edinmiş, günahkârları sevmez. Bunları savunmak da hainleri savunmak manasına gelir” (Nisa suresinde 105, 107. Âyetlere bakabilirsiniz.) Muasır medeniyet, çağdaşlık diye diye eğitim sistemimiz kanalıyla zihinler felç edildi. Bosna’da Batılı BM askerlerinin gözetiminde katliam yapıldı. Irak’ta bir buçuk milyon insan katledildi. Hemen her gün Suriye, Filistin, Kudüs, Yemen, Sudan, Arakan vs.deki zulümlere şahit olunuyor. Bütün bunlar ‘demokrasi, insan hakları getireceğiz’ diye yapıldı. Toplumlar yerlerinden, vatanlarından edildi. Vahşetin, katliamın, barbarlığın adı ‘çağdaş uygarlık’ diye yutturuldu. İsrail’in yaptıklarına, ABD’nin zalimlere himayesine, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan’ın Türkiye düşmanlığı batasıca Batı’nın devlet politikası haline getirildi.

15 Temmuz’u yapan/yaptıranlara ‘Dur!’ diyen bu millet, dünyaya örnek oldu. Şimdi bütün bu şer güçler ve içimizdeki ‘şer ittifakı’ bu devleti yıkmaya, bu milleti yok etmeye çalışılırken bizler dini, tarihi sorumluluklarımızın şuurunda hareket etmek mecburiyetindeyiz.  Milletin, ümmetin, insanlığın ümidi biziz. Biz millet olarak insanın haysiyetini, şerefini korumakla mes’ul ve mükellefiz. Batı korkuyor. Tarihin hakiki olarak yazılmasından, medenilik/uygarlık adı altında yaptıkları vahşetin bilinip öğrenilmesinden korkuyor. Milletleri, toplumları, ümmetleri, insanları ve insanlığı biz yaşatırız. İnsanlık, Batı’nın gücüne maruz kaldı. Gücün ahlakı, ahlakın gücünün yerini aldı. Mukaddesliğin, kutsiyetin, kaynağı ve aslî konusu; sadece imandır, dindir, İslâm’dır. Buradaki hassas sınır şudur: Vasıtaları gaye yerine koymayacağız. İnsan elbette ki inançlarını yaşarken bir takım maddi imkânlardan faydalanır. Ama o maddi imkânlar, kullanılmak içindir. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük benzeri kavramlar, hiçbir zaman esas olmaz. Onlar, esasa muhtaçtır. Yaşama beraberlikleri, paylaşmalar “din” mayası ile kıvamlanmalıdır.

Dinimizi yaşayalım. Dinimize uyalım, dinimizi kendimize uydurmayalım. İslam’a teslim olalım ve onu en güzel (üsveyi hasene) ile temsil edelim. Peygamberimizi hayatın dışına çekmeyelim. O’nun sahte kutsallarla savaştığını, putları yıktığını unutmayalım. Oryantalistlerle, sekülerleşme ile paganizmle, putlaşmalarla, sahte kutsallarla mücadele, Peygamberimizin izini sürmektir. Din/iman ve devlet, aynı potada yoğruldukça biz; büyük devlet ve büyük millet olmuşuzdur. Tarih, bir ibretler aynasıdır. Bugün, hâlâ benzer sancılar içindeyiz. Bizim bir millî-manevi zâfiyet meselemiz vardır. Esasen terörün doğması daha doğrusu doğdurulması ve önlenememesi de bu meseleyle alakalıdır.

Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. Siyaset bir araçtır. Onu amaç edinmemek şartıyla, insanın kendi amacı için kullanması zorunluluğu vardır. Statükoya razı olmak, her şeyi olduğu gibi kabul etmek, ‘olan’a kendini uydurmak, elbet tasvip edilir bir davranış olamaz. Batı’nın kavramlarıyla, onlara ait değerlerle düşünemeyiz. Hiç kimse başkasının ağzıyla yemek yiyemez. Ülkemize, milletimize, devletimize ve insanımıza sahip çıkmak birinci görevimiz olmalıdır. 

Hiç gündemden düşmeyen meselemiz, ülkenin bölünmezliği birliği, devletin bölünmezliği ve birliğidir. Unutmayalım, diğer hususlar buna bağlıdır. Milletin birliği ve bütünlüğü güçlü olacaktır ki; ülkenin ve devletin birliği ve bütünlüğü korunabilsin. Esas olan, asıl olan, milletin birliği ve bütünlüğüdür. Gelin görün ki, asıl ihmal edilen; millet, milleti millet yapan değerlerdir. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi ve onların sosyal hayatımızı yönlendirme tesiri sağlansaydı böyle mi olurdu? Kalemiyle vicdanının arasına ses geçirmez bir duvar örmeyen hiçbir yazar, CHP’nin iğrençliklerini savunamaz. CHP’nin hali malum, o kendi tarafını belirlemiş durumda. Onun yeri, İslam’a hakaretlerin yanı. Ya devlet, millet, ümmet düşmanlarıyla beraber olanlar! Vatanı bölmeyi, ‘Tayyip Düşmanlığı’nı ortak payda olarak kullananlarla birliktelikleri nereye koyacağız? Bütün şer güçlerin ittifak ettikleri Türkiye ve Türk Milleti düşmanlığının şemsiyesi altında toplananlar, bu vebalden kurtulabilirler mi? Bu süreçte resmi ideolojinin, laisizmin, Batıcı taşeronların, emperyalist devletlerin yaptıklarına karşı ne zaman ‘dur!’ diyeceğiz? Mevcut iktidarın yanlışları vardır, Tayyip’in hataları olabilir. Ama sırf bu sebeple, ‘Tayyip düşmanlığı, iktidarı çökertmek’ planlarını yapan devlet ve millet düşmanlarıyla, dış güçlerin mümessilleriyle nasıl beraber olup ittifak hareketlerine karşı çıkıp tavır konmaz? Devlet düşmanlığını görünce bu düşmanlığı yapanların bu millete, bu ümmete düşman, kendi değerleriyle irtibatını koparmış ‘hilkat garibeleri’ ile aynı ülkede yaşamanın zorluğunu bir kere daha idrak ediyorsunuz. Mesele Binali YILDIRIM, Süleyman SOYLU meselesi değil. Onların şahsında devlete vurma, hükümeti yıkma, kaos çıkarma, iktidar olamayınca karışık işlerle bunalım çıkarma meselesidir. (Devam edeceğim İnşaallah…)

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle