--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İstikametinizi Düzeltin!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Kur’an: Hayatın Kitabı. Kur’an hem toplumlar hem de zamanlar üstü kılındı. O, bütün insanlığı hitap etti. İnsanlığın bireysel ve toplumsal hayatında her zaman açığa çıkabilen problemlerin çözümlerini verdi. Dosdoğru ve güzel hayat tarzının özelliklerini açıkladı. Verdiği cevaplarda sadece teoriyle yetinmedi; bizzat hayatın kendisine yöneldi ve bildirdiklerinin doğruluğunu hayatın içinde yer alarak gösterdi. Bunu ise herkesten önce Elçisini eğiterek, O’nu âlemlere rahmet şahsiyet yaparak (21:107), insanlığa en güzel örnek kılarak (33:21) gerçekleştirdi. Fakat bu istisna bir durum olmadı. Cehalet bataklığında debelenen diğer bazı insanları da, o bataklıktan kurtarıp, her türlü erdemin yer aldığı ve insanlığın kendi çabalarıyla bir kısmına dahi ulaşamadığı, ulaşamayacağı zirvelere çıkardı: Zorbalardan adaletin sembollerini, azgınlardan hayırlıların önderlerini, cahillerden alimlerin liderlerini, hayasızlardan güzel ahlakın en güzel örneklerini çıkardı. Zira O, herhangi bir kitap değil, Kur’an’dır; Allah’ın insanlara lütfettiği hidayet rehberidir. Bugün genel olarak, çoğu kimse için hayatın kitabı değil. Tekrar hayatın kitabı haline getirmeleri gerekiyor.        

Müslümanların zihinlerinde ve kalplerinde onun tekrar, vahyolunduğu zamandaki canlılığına kavuşması şarttır. Kur’an’ı okurken sanki o doğrudan bize vahyolunuyormuş gibi düşünmemiz gerekiyor; onun öncelikli ve hatta tek muhatabı olarak kendimizi görmemiz gerekiyor. Bilgi ile uygulamayı diğer bir ifadeyle iman ile ameli birbirinden ayırdık. Şurası şüphe götürmez bir gerçek ki, Kur’an için iman ile amel, bir bütünün iki farklı yönünü temsil eder; bunların birbirinden koparılmaları, her birini işlevsiz veya anlamsız kılar.

   Kur’an’ın rehberliğinde yaşanan hayatın, neredeyse bütün gereklerinin ibadet olduğu gerçeği kaybedildi. Muhtevası (içeriği) boşaltılan, kapsamı küçültülen yeni bir ibadet anlayışına ulaşıldı. İbadet birkaç tutum ve davranışla sınırlandırıldı. Kur’an, Müslümanların yaşantısındaki bu birkaç emir ve yasakla ancak hayata tutunur oldu. İnsanın Allah’a karşı sorumluluğunun gereği olan ve bütün hayatı kapsaması gereken ibadetin, Kur’an’da emredilen bazı özel davranışlarla sınırlandırılmış olması, hayat tarzımıza dokundurtmayan bir yanlıştır. Elbette ki namaz, oruç, kurban, zekat, hac birer ibadettir. Her Müslüman bilir ki, bunlar Alemlerin Rabbi Allah’a karşı borçluluğun, minnettarlığın gereğidir; fakat tamamı değil, sadece bir kısmıdır. Çünkü namazı, orucu, kurbanı, zekatı, haccı emreden Kur’an, güzel ahlaklı olmayı, mücrimlere boyun eğmemeyi, kötülerden ve kötülüklerden uzak durmayı, yoksulun ihtiyacını karşılamayı, hakkı tavsiye etmeyi, insanları kötülükler konusunda uyarmayı, akletmeyi, fıkhetmeyi, şükretmeyi, mevcut durumun olumlu özelliklerini her türlü olumsuzluğa rağmen korumaya çalışmayı, hata ve günahlar sebebiyle tövbe etmeyi, doğru sözlü olmayı, yalancı şahitlik yapmamayı da emreder ve bütün bunlar ibadet kapsamında yer alır. Yine aynı şekilde alkol içmeyi, domuz eti yemeği, kumar oynamayı, zinayı yasaklayan Kur’an; israfı, menfaatperestliği, zevke düşkünlüğü, cimriliği, kibri, zulmü, ölçü ve tartıyı yanlış yapmayı, insanların haklarını gasp etmeyi, yalancılığı, servete aşırı düşkünlüğü, makam mevki hastalığını, tefrika / fitne çıkarmayı, heva ve hevese tabi olmayı da yasaklar. Bu çizgiye uyulduğu takdirde hayat bir ibadet niteliği kazanır. Bu sebepledir ki, Kur’an hayatın kitabı olma vasfına sahiptir. Ancak Kur’an-ı Kerim, hayatın kitabı olmaktan uzaklaştırılıp kültürün bir unsuru haline getirildi.

Dindar Müslüman olmak için Namaz, oruç ve hac gibi birkaç ibadeti yerine getirmek yeterli addedildi. İmanı, amentünün altı şartından ibaret görmek gibi.  

Bir ülkede fakirliğin artması, zenginlerin israfı yüzündendir. İddihar etmiş israfa, “müksirlik” derler. Toplar, üstüne oturur. Bu, israfın belki de en kötüsüdür.  Zenginler fakirlerin duası sayesinde merzuk olurlar. Onlara verilen mal-mülk israf etmeleri için değildir. Tasarruf vekaletini suiistimal edenler, mülkün hakiki sahibine hesap vereceklerdir.

Mikropların varlığını göstermekle, hastalanmayı izah etmiş olmazsınız. Asıl bakımsızlık ve beslenememek sebepleri üzerinde durmak lazımdır. Rad Suresinde buyrulduğu gibi; “Bir millet kendi özünü değiştirmedikçe, Allah da onların halini değiştirip bozmaz.” 

Biz ne “biz” olarak kalabildik, ne de onlar gibi olabildik. “Biz” olarak kalamadığımız için kendi kaynaklarımızdan yeterince istifade edemedik. Onlar gibi olamadığımız-olamayacağımız için onların kaynaklarından da faydalanamadık. 

Yaşadığımız dünyanın halini şu kuralın ışığında değerlendirebiliriz: “Manevi değerlere bağlılık şuuru, fikren veya fiilen zayıflayınca, tabii farklılıklar hicranlı tezadlar haline dönüşür ve menfaat çatışmalarının neticeleri çeşitli buhranlar halinde karşımıza dikilir.”

Peygamberlik kurumu, Allah’ın yeryüzüne açtığı en büyük kredi olan insan, haddini-değerini bilsin, sorunun değil, çözümün parçası olsun diye, Allah tarafından ihdas edilmiş ulvi bir kurumdur. Peygamberler, insanlığın ‘prototipleri’, hakiki modelleridir. İnsanı yaratan ve yarattığını en iyi bilen Allah tarafından, ‘insan’ olmak isteyen herkese (insan doğulmaz, olunur) sunulmuştur. Allah’ın sunduğu bu sahici modelleri göz ardı eden bir dünyanın, cilalı dünyanın sunduğu fotomodellere itibar etmekten başka çıkar yolu gözükmemektedir. Kılavuzu karga olanın varacağı yeri söylemeye gerek yok. Alemlere rahmet Rasulüllah model misyonuyla (üsvetün hasenetün) gönderilmiştir. Bu misyonu O’na Allah yüklemiştir. O’nun alemlere rahmet olması, gayr-ı irâdî ve ‘vehbî’ bir oluş değil, irâdî ve kesbî bir oluştur. Fânî bedeniyle değil, bâkî misyonuyla alakalıdır. Bu misyona sahip çıkıp onu hayatlarına taşıyanlar, bunu yapabildikleri oranda Allah Rasulünün rahmet olduğu “âlemlere” dahil olurlar. Peygamberin misyonuna ihanet etmenin dünya ve ahiretteki bedelini öderler. Unutmamalı ki, bir peygamber gerçek anlamda ruhunu Allah’a teslim ettiği için değil, misyonunu sürdürenler bulunmadığı için ölür. Şimdi, her mümin, Kur’an’ın “hayata dönüşmüş biçimi” olan Allah Rasulüyle ilgili tasavvurunu yoklasın. Biz Peygamber’in üreticisi miyiz, tüketicisi mi? Daha dobra soralım: Peygamber balına konmuş sinek miyiz, yoksa o petekte bulunan arı mı?

Kur’an’a yaklaşma ve onun sunduğu ebedî hakikatleri algılama biçiminde ciddi problemler var. Bugün İslam’ın öngördüğü hedef “İmanlı-bilgili-düşünceli-duygulu-ölçülü-dengeli” bir hayat yaşamaktır. Kadın için de öyledir, erkek için de.

Biz dini kaynağından koparttık ve din insanlığa huzur getiren bir kurum olması lazım gelirken, dinin temeli merhamet, adalet, liyakat, hakkaniyet, meşveret ve ehliyet olması gerekirken dindarlığın ölçüsü güç oldu, güç.

Manevi meseleyi halletsek, diğer meseleler tıpış-tıpış ‘hal yolu’na girer. Her şey oraya bağlı. Maddi meseleler, hangi sistematik çerçeve içinde olursa olsun, insana bağlı. İnsanın ruhuna, ahlakına, vicdanına, seciyesine, seviyesine bağlı. 

(Devam edeceğim İnşaallah…)

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle