İnsafa Dâvet
Yazısında ‘Din ve öfke/‘yaşam tarzı’ gibi ara başlık kullanan kapıkulu olmuş adama ne anlatabilirsiniz? Bir diğeri, “Cuma hutbelerinin konusu terörün İslam’a verdiği zarar olmalıydı” diyor. Bu konu çeşitli ilmi çalışmalarla, seminer, paneller, konferanslar, tebliğler hem yapılmış, hem kitaplaştırılmıştır. Adamın hiçbir şeyden haberi yok. İthamdan başka.
Ya Hükümeti suçlaması, Suriye’yi bu hale getiren Esad’ın avukatlığını yapması, o kızcağızı kandırıp öldüren katilin avukatlığından ne farkı var? Adam Baro Başkanı, güya hukukçu bölücü terör örgütlerinin ileri gelenlerinin de avukatı. ‘Esad takıntısıyla Suriye yangınına benzin dökmedi mi? 4 milyon sığınmacıyı hiçbir kontrole tabi tutmadan, ajan mı, terörist mi, radikal mi bilmeden serbestçe içeri buyur etmedi mi bu ülkeyi yönetenler?’ Bu cümleler nasıl yazılıp söylenebilir? Kan gölünü durdurmak için gecesini gündüzüne katan, katliamlara müdahale etmeyen Devletlerle bile görüşerek oradaki insanların maruz kaldığı zulme ‘dur’ diyen Devlet adamlarına sahip çıkmak varken bunları nasıl yazabilirsin? 79 milyonun birliğini isteyenler, toplumu ayrıştırmamış, tamamını kucaklamış, şefkat/merhamet kucağını açmışlardır. Utanmadan şunları da yazabiliyor. ‘İktidar ve güç için dini kullananlar tarafından uzun yıllar boyunca laik eğitime ve yaşam tarzına geniş çaplı saldırılar düzenlenmedi mi? Kutsal dini değerlerimizi kendilerine para ve güç devşirmek için kullanan cemaat ve tarikatların, çocuklarımıza musallat olmasına izin verilmedi mi?’ Bunu yapanlarla en yakınları dahi olsa, mücadelesini verenlere bunlar söylenebilir mi?
Bunları yazan adam şapka kanununda insanlar nasıl asılır, ezan nasıl kaldırılır, Fetih sembolü Ayasofya nasıl kapatılır, camiler nasıl depo olarak kullanılır, dinden bahseden gazeteler, dergiler niçin susturulur? Kur’an okunması, okutulması nasıl yasaklanır. İstiklal Harbini beraber yapıp, kazandıkları arkadaşlarını nasıl idamla yargılattırır, O dönem kurulan ‘İstiklal Mahkemeleri’ diye bir mahkemeden söz edilebilir mi? Böyle yüzlerce delilli/ispatlı olaylar varken bir hukukçu geçinen bu milletin seçtiklerine nasıl dil uzatabilir. Utanmaz adam olmak bu kadar basit.
Mekke’nin Fethi’ne giderken ‘bir köpeğin yavruları ezilmesin’ diye bir sahabiyi ordu geçinceye kadar nöbet tutturan bir Peygamberin Ümmetinden olmak hayvanları bile böyle korurken, O’nun ümmetinin bu hali perişandır.
‘Laikliği din haline getiren’ bu adamların hali ibretliktir. Bahsettiği gönüllü kurum ve kuruluşlardan bir tane terörist çıkmamıştır. Diğeri utanmadan sıkılmadan insanlarımızın cenazeleriyle, acılarını bile istismar edip ‘şehitlik pâyesi’ isteyene ne demeli? Seni meşhur eden, iyi/kötü alt yapısı olan, müftü çocuğu sana bu terör, katliam, vahşet, dehşet, vs. hiçbir Müslümanın en düşmanına bile yapılmasını kabul edemeyeceğini bilen/bilmesi gereken bir adam olarak kulağından tutup hemen herkesin bildiği kavramları öğretmek lazım. Senin gibi patronlarına uşak olmuş, kendi değerlerinden uzaklaşmış, çevreyi değiştirmişlere ‘nasıl bir çevre olmalı?’ sorusunun cevabını Peygamberimizin anlattığı 99 kişiyi öldürenle ilgili kıssasını anlatmak lazım. Sana da yazıklar olsun! Hutbelerde, içkiye kumara, fuhuşa, kul hakkına, vs. günah denmeyecek mi? Bu kadar ahlaksızlığa pes doğrusu. Diyanet İşleri Başkanı’nın uygun olmayan bazı cümlelerini iyi kullanıyorlar. Malzeme vermemek icab eder. ‘İktidara muhalif gördüğü vatandaşların aldığı nefesi kontrol ederken, alnı secdeye değiyor dediklerini başıboş bırakmadı mı?’ utanmadan bunu nasıl söyleyip yazabiliyorsun. Hem de bir hukukçu olarak. ‘Aynı gemideyiz’le başlayan yazısından önce bu zavallıya önce; ‘Aynı gemideyiz’le başlayan Hadise baktırıp, okutmak lazım. Senin hiçbir şeyden haberin yok! Diplomalı cahil grubun liderisin Baro Başkanı olarak… Yazdıkları, tahammül edilir gibi değil! Vahşice öldürülen paralı/nüfuzlu katilliği tescilli adamın avukatlığını yapan bu herifin hukuk tarifini bile uygulayamaz halinin bile farkında değil. Bütün imanlı insanları töhmet altına sokan yalan, iftira, peşin hükümlü yazısına tükürmekten başka nereye koyacaksınız? Terör örgütlerinin yaptıklarına, 15 Temmuz İhtilal Teşebbüsüne karşı şehitliği, gaziliği göze olan mukaddes vazife gören gönüllü milletimiz, Cumhuriyet döneminde/demokrasiye geçiş döneminden itibaren ilk defa millet olarak 250 şehit vererek bu kanlı hedefe ulaşmakta her yolu mübah görenlere karşı, Müslümanların Devletine, milletine, vatanına, bayrağına sahip çıkmasına Allah zafer vermiştir.
Benim Peygamberim sarhoş sahabiye dahi ‘lanet’ okutmamış bunu yapanları da ikaz etmiştir. Canına kastedenleri, amcası Hz. Hamza’yı şehit edenleri, Ebu Cehil’in oğlu İkrime kaçmaya çalışırken gelip özür dilemesini kabul edip, öldürme emri olduğu halde affetmiştir. Bir sürü misal verilebilir. Ben sadece hatırlatıyor, (kalmışsa şayet) iz’ana, insafa, itidal ve istikamete, kendi değer ve mukaddeslerine dönmeye, irtibatını koparmamaya davet ediyorum. Mutlaka kavramları sahih kaynaklardan okumalarını (menfaat şablonları dışına çıkarak hareket etmeleri umutsuz bir vak’a gibi gözükse de) tavsiye ediyorum. Sui misalin emsali olmayacağını, ‘Allah!’ diyerek öldürenlerin, ellerinde Kur’an’la saldıranların, katliamı yaptıkları yerlere dini yazı, gazete, dergi bırakanların yaptıkları vahşete hiçbir zaman Dinimizin cevaz vermediğini, müdafaasız insanlara saldırının Mekke Fethi’nde dahi izin verilmediği unutulmamalıdır. Hukukta önemli görev yapanların duymadıkları, görmedikleri halde Müslümanlara yaptıkları iftiralar, yalanlar, dolanlar, ‘utanma’yı kaybetmişlerde bile sadece ibretliktir. O dönemleri hatırlamanız bakımından, Çölaşanları, Yektaları, Alamdaroğullarını, Gürüzleri, Vural Savaşları, omuzu kalabalık insanlıktan nasibi olmayan generalleri, 28 Şubat’ları 27 Nisan’ları, bu millete yaşatanları unutmayacağız. 15 Temmuz’a geliş süreçleri, başörtülülere yapılan zulümleri, İHL talebelerinin bile yerlerde sürünmeleri, Meclis Başkanı’nın, Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın o günlerde maruz kaldıkları haller olanların olmaması için ibretlik değil midir? Transferlerle parti değiştirip hükümeti yıkan insanlara hiç mi tepki gösterilmeyecek? Eli kanlı PKK’nın liderlerini sevdirmeye çalışan, onlarla beraber olmayı ‘gazetecilik’ olarak görenler hâlâ din düşmanlığına devam ediyorlar.
Mekke’nin Fethi’nde evinden dışarı çıkmayanlara emniyet verildiği, yaşlı, çoluk/çocuk, kadın, mabetlerinde bulunanlara, sağlığı için tedavi görenlere, vs. dokunulmayacağını öğreten bir Dinin olduğunu, onun pratiği ‘iki ayaklı Kur’an’ olarak vasıflandırılan âlemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin Ümmeti olduğumuzu unutamayız.
Dini kabul etmeyenler dahi Ümmete dâhildir. Ümmeti dâvetten mi, icabetten mi olduğuna da kendi iradesiyle karar vereceklerdir. Tabii ki ahiretteki gideceği yeri unutmama kaydu şartıyla… Bir başka zorluk da senelerce ‘Ümmetçi’ kelimesini ayrımcılık, itham, hakaret, vs. için kullanıp beyinleri yıkananlar ‘dünyevileşme’ hastalığı sonucunda ele geçirdikleri konumlarını kaybetmeme uğruna bu hale düşmeleri çok vahimdir.
Bu meseleler bitmez. Bütün terör olaylarını hangi mülahaza için yapılırsa yapılsın, Müslümanlardan tasvip ve tasdik eden bir kişi dahi bulamazsınız.







