--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnancınızı (varsa) gözden geçirin! 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
2

Mukaddesliğin kaynağı ve aslî konusu; sadece imandır, dindir, İslâm’dır. Buradaki hassas sınır şudur: İnsan elbette ki inançlarını yaşarken birtakım maddi imkânlardan ve konumunu kullanarak faydalanır. (Rejimin bazı imkanları da dahil) Ama o maddi imkânları ve o olguları, mukaddesatının kaynağı olarak görmeye başlarsa, (Laiklik, demokrasi gibi) ifrata düşmüş, sapmış olur. İnsan hakları, özgürlük benzeri kavramlar, hiçbir zaman esas olmaz. Onlar, esasa muhtaçtır. Yaşama beraberlikleri, paylaşmalar ‘din’ mayası ile kıvamlanmalıdır. 

Batı’da da öyledir. Hiçbir düşünce bu hakikati inkâr edemez. İslâm; milletin sosyal dokusu, harcının çimentosu. Kendi fıtrat ve asliyetinin dışında başka hiçbir bünye ile bağdaşmaz, başkasının ağzıyla yemek yenmez. ‘Laiklik’ dayatması bu milletin ‘iman yüreği’ni hançerlemektir. Dine toplumsal hayatın kapılarını (laiklik, demokrasi, vs. toplumsal hangi isim altında olursa olsun) kapatırsanız ‘dinin zayıflamasının devlet için tehlike’ olduğunu görürsünüz. Kabul etseniz de etmeseniz de… 

Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. Siyaset bir araçtır. Siyaseti amaç edinmemek şartıyla, insan kendi gayesinin, ideallerinin gerçekleşmesi yolunda kullanabilir. Statükoya razı olmak, her şeyi olduğu gibi kabul etmek, buna kendini uydurmanın mazereti olmaz/olamaz. Dine uyulur, din, kendi koyduğu ölçülere uydurulmaz! Ülkeye, milletimize ve insanımıza sahip çıkmak birinci görevimiz olmalıdır. Halkta iman şuuru uyandırılmalı. Halk dindar olmazsa, ne ilim ne de teknik insanları koruyamaz/himaye edemez. Biz; millet olarak devletsiz yaşamadık/yaşayamayız. Halkın dinen zayıflamasının, devlet bünyesini de zayıflattığını unutmayalım.  

Bu düşünceler ilmî ve fikrî gerçeklerdir. Yalnız bizdeki Batı uşaklığı yapanlara, devlet ve millet düşmanlarına anlatamazsınız. Bu kitle; kendi değerleriyle hep kavgalıdır. Bu kavga; işgale uğramış zihinlerinin, okudukları (baktıkları) yalan söyleyen tarihi bilgi kırıntılarının, sloganlarda, (sapma ve saptırmalarda kalan) yalan, iftira, dedikodu ve her şeyi mübah gören makyavelist yapılarının tezahürü. Biz; tarihiyle, irfanıyla, sanatıyla, edebiyatıyla, beşeri ve iktisadi coğrafya şartlarıyla kaynaşmayı/kaynaştırmayı bilmiş/başarmış bir milletiz. İnsanlığa medeniyeti (Batı vahşet ve katliamı olan uygarlığı değil) biz öğretmişiz. Hem yaşayan, hem de yaşatan bir millet olduğumuzu göstererek. Bunları bile hatırlayamayan, hafıza kaybına uğramış/uğratılmış insanlara ‘belki hafıza kaybından kurtulurlar’ diye yazıyorum.  

Laikliği dayatanların isteği; İslâm’ı hayata dair iddialarından vazgeçmiş müzelik bir inanç haline getirmek. Yani fosilleştirmek. (Batı’dakı Protestanlık gibi hayata müdahale etmeyen vicdanlarda kalan bir din anlayışı.) ‘Ilımlı İslâm’ diye bir şey uydurmak.  

Seküler-laik politikalar sonucu İslam’ı azaltılan ya da tamamen kaldırılan insanlar, kendilerine dinin yerine alternatif olarak sunulan yarı dinleştirilmiş resmi ideolojilere “iman” ettirmişlerdir. Cehalet döneminin putperestliği! Bunu yaparken, çok sevdikleri sıfatla ‘bilimsel’ olmanın en asgari kurallarına ve standartlarına zerrece özen göstermezler. Kendini laik sananlar hak, hukuk, özgürlük ve adaleti hep kendileri için geçerli değerler olarak savunurlar. Bütün bunlar, kendileriyle birlikte başkalarını da kapsadığında, o hakka, o özgürlüğe düşman olmakta bir an tereddüt etmezler.  

Cumhuriyet laik olarak doğmadı. Sonradan oldubitti ile İslam kaldırılıp, laiklik getirildi. Müslüman Türk aidiyetinden utanır, Batı’nın uşaklığını kabullenir hâle geldi/getirildi. Batı’nın tarihi; zulüm, (sömürgecilik, asimilasyon, kendisinin dışındakilere hayat hakkı tanımama, vb.) milleti de zalimliklerle doludur. İslâm düşmanlığında (basın, yayın, sosyal medya, vs. yaptıkları, teşvikleri) utanmadan yaptıklarını da güzel kelimelerle kapatırlar.   

‘Laiklik’ dayatması bu milletin ‘iman yüreği’ni hançerlemektir. Uygulanan jakoben laiklikten 40 yılda dört darbe gördü. (Benzerleri de cabası.) Dine ve dini değerlere karşı saldırganlığa kadar varan ölçüsüzlükleri; en cahili oldukları konunun ‘din’ oluşundan. İslâm konusunda hayli sığ ve cahil olan bizdeki aydınların hâli. Hiç olmazsa devletin bir kurumu olan DİB’nın yayınlarından öğrensinler. Sıhhatli (sağlıklı) bilgi olarak öğrensinler.  

İslâm’a göre asıl ve muteber olan; kişinin kendisini ne olarak tanımladığı değil, İslâm’ın onu ne olarak tanımladığıdır. İslâm’la laisizmin birbiriyle bağdaşmasını imkânsız kılan temel mesele; hayata bakış ve onu algılayış farklılığıdır. İslâm, “Allah’a karşı kayıtsız şartsız teslimiyet” demektir. Allah’a rağmen Müslüman olunamayacağı, mutluluk, güvenlik, özgürlük ve adaletin gerçekleşmeyeceğine inanan insandır. Bir Müslüman hayatını; Allah’ın arzusu istikametinde düzenleyen, O’nu razı etmeyi hayatının hedefi olarak ortaya koyar. Allah’tan başkasına ‘kul’ olmaz. Peki, laisizmin teklifi nedir? Hayatı parçalamak, dinin devletle bağlarını koparmak. Hayatı kutsaldan arındırmak, ayırmak birleştirmemek. Bizde laikliğin tarifi bile yok. (Bilinen bir cümleden başka.) Laiklik tarif edildiği zaman, darbe heveslileri kalkıp memleketin hâkim ve savcılarına brifing verme cinayetine kalkışamazlar. Postmodern darbeler, ihtilaller yapamazlar. Laikliği koruma adına kutsallara küfredemezler. Laikliği İslam’ın karşısında bir din gibi görüp, insanları ‘laiklik dininin seküler mümini’ olmaya davet edemezler. ‘Laik olmayan adam olamaz’ gibi herzeler yiyemezler.  

İslam’ın demokrasiye ihtiyacı yok; demokrasinin İslam’a ihtiyacı var. Demokratların da... 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle