--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İman ve cihadın yanı sıra en değerli amel Hac’dır

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

 Abdullah İbnü Habeşî anlatıyor:

Allah’ın Rasulüne soruldu:

- Amellerin hangileri daha üstün ve sevaplıdır ya Rasulüllah? Şöyle buyurdular:

- Şüphe karışmayan iman, (ganimet mallarından) aşırmaksızın yapılan cihad ve (maddi ve manevi şartlarına riayet olunarak ihlasla yapıldığı için) kabul olunan Hac’dır.

Hac, Hac öncesi dönemin günahlarını affettirir

İman etmek ve ilahi yasalara bağlı kalacağına dair biat etmek için huzuruna gelen ve ‘Rabbim tarafından bağışlanmak istiyorum’ diyen Amr bin As’a Yüce Peygamberimiz şöyle buyurur:

- Ya Amr!

İslam Dini’ne iman etmenin daha önceki imansızlık döneminin günahlarını giderdiğini, hicret etmenin hicretten önceki devrin günahlarını bağışlattığını, hac yapmanın da hac öncesinin günahlarından akladığını hâlâ öğrenmedin mi?

Makbul (mebrur) Haccın karşılığı Cennettir

Allah’ın Rasulü Muhammed aleyhisselam haccın mükâfatını dile getirerek şöyle buyurur:

- Mebrur olan haccın mükâfatı hiç şüphesiz Cennettir.

Bu müjdeyi alan Müslümanlar tarafından soruldu:

- Ya Rasulüllah! Hac nasıl mebrur olur?

- Günahlara bulaşmaksızın görevlerini iştiyakla yerine getirip hac müddetince fakirlere, dostlara yemek yedirmekle ve herkesle samimiyet içinde tatlı tatlı konuşmakla ve bolca selam verip barışı yaygınlaştırmakla mebrur olur. 

Haccı mazeretsiz olarak terk etmek kâfirliğe götürebilir

Allah’ın Rasulü ürpertici uyarılarında şöyle buyurur:

- Bir Müslüman görülür bir yoksulluk, engelleyici bir hastalık ve zalim bir yönetici ve yönetim baskısı olmaksızın İslam Dini’nin farz kıldığı haccı yapmadan ölürse o iki ölüm halinden biri üzerinde dilerse Yahudi, isterse Hıristiyan olarak ölsün fark yoktur. 

Haccı ertelemenin/tehir etmenin büyük sorumluluğundan ötürü Peygamber Efendimiz bir diğer hadislerinde:

“Hacca gitmek isteyen acele etsin” buyurmuşlardır. 

Hacılar ve umreciler Allah’ın huzuruna çıkarılmış temsilcilerdir.

Sahabi Ebu Hureyre Hazretlerinin rivayetine göre Allah’ın Rasulü hacıları ve umrecileri insanlığın temsilcileri olarak şöyle tanıtır:

- Hacca ve Umreye giden Mü’minler, insanların Allah huzuruna çıkarılmış temsilcileridir. Onlar dua etseler Allah dualarını kabul buyurur. Bağışlanmalarını dileseler onları bağışlar. 

Korkmak:

“Ey akıl sahipleri! Benden korkun!”

Gerek haccın rükûnlerini tam olarak yerine getirme, hacca ait yasaklardan kaçınma konusunda, gerekse bütün ibadetleri Allah’ın istediği şekilde yerine getirme konusunda olsun Allah’tan korkun!

Hac ve Umre bize neyi hatırlatır?

Hac, mahşerin bir provası; 

Umre Haccın bir provasıdır.

Hac, en büyük gün olan Arafat’ı yaşamak;

Umre ise o büyük güne bir hazırlıktır.

Hac, bayramların en büyüğü;

Umre ise o bayramların bir arefesidir.

Hac, senenin sadece belli günlerinde yerine getirilebilen bir mükellefiyet (yükümlülük);

Umre ise, o belirli günlerin arayışı ve hasreti, içinde hissederek her zaman yapılan bir ibadettir. 

Hac, Allah’ın farz olarak yapılmasını istediği bir mecburiyet, 

Umre ise nafile olarak yapılan, yapıldıkça da sevap kazanılan farza hazırlık olarak gök sofrasından indirilmiş bir ikram-ı ilâhiyedir.

Kur’an’ın şahadetiyle, hacca tüm insanlık davet edilmiştir (3 Âli İmran 97. Âyet)

Dolayısıyla hac üzerlerine farz olan mü’minler, bir anlamda bu ibadeti insanlığın farz-ı kifayesini yerine getirmek için de eda ederler. İmkân bulamadığı için gelemeyenleri töhmet altında bırakan bir söylem, insanın aklına başka şeyleri getiriyor. 

Gidebilen öyleleri var ki, Kâbe’nin yanı başında bulunduğu halde Kâbe ondan kaçar. Ama gidemeyen öyle Kâbe âşıkları da var ki, Kâbe onu ziyarete gelir. Hac için yola çıkan Abdullah b. Mübarek, aç biilaç hallerine muttali olduğu yetimlere tüm yol parasını verdiği için, yarı yoldan geriye dönmüştü. İşte, gidemeyenlerin haccına muhteşem bir misal… 

TAZİYE

Değerli Emrullah Hatipoğlu hocamızın ağabeyi Abdullah Hatipoğlu hocamıza Allah gani gani rahmet eylesin. 

Eskiden oturduğumuz ev Beyoğlu Emincami Kuran kursunun hemen yanında idi. Ben zaman zaman oradaki talebeleri arabamın aldığı kadar (4-5 talebe) yatsı namazına bilinmesi gereken camilere götürürdüm. Bir defasında Yıldız Hamidiye Camii ‘ne götürdüm.

150 civarındaki talebe 1 yıllık tekamül müddetince İstanbul’dan ayrılmadan bu camiyi de görmüş ve tanımış oluyorlardı. Birgün öncesinden Abdulhamid Han ve Yıldız Hamidiye Camii ile de bilgi sahibi olmalarını bilhassa Cuma selamlığında Ermeniler tarafından patlatılan “bomba olayı”nı Allah’ın bu suikastten Abdulhamid Han ı nasıl koruduğunu, kainatta tesadüfe tesadüf edilmediğini, korkaklıkla kötülenen bu padişahın nasıl bir soğukkanlılık ve cesaretle herkes kaçışırken faytonuna nasıl bindiğini “şahsiyet abidesi” olduğunu da kaderi ilahinin tecellisiyle gösteriyordu. 

Abdullah Hatipoğlu Hocamız, müezzini ve cemaati olmayan bir cami’de gençleri görünce heyecanlanmış, duygulanmış ve gözyaşlarını akıtmıştı.

Yatsı namazına gidişimizde Abdullah hocamızın imametinde talebeler müezzinlik yapar, Amenerrasulü yü okurlardı. Abdullah hocamız kısa, veciz, mültefit bir konuşma yapar sonra bizlere izzet ve ikramda bulunurlardı. Talebelere tavsiye ve nasihat ederlerdi.

Aynı yatsı programlarına da kardeşi (emekli olmadan) Emrullah Hatipoğlu hocamızın imametindeki Sultanahmet Camii’ne gelirdik.

Ne gıpta edilecek bir aile. Abdullah hocamız, Emrullah hocamız. Vazifelerini tipik bir devlet memuru olarak değil “Allah’ın Memuru” olarak yaparlardı. Allah, Abdullah hocamızı ve hepimizi Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘in şefaatine nail eylesin. Emrullah Hocamıza da sıhhat afiyet içinde uzun ömürler nasip eylesin.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle