Hüzünlenmemek mümkün değil
Hüzünlenmemek mümkün değil. Biz tarihteki en büyük devlet ve medeniyet tecrübelerinin sahibi olan bir milletin çocuklarıyız. Bu çağı bizden başkası yorumlayamaz, değerlendiremez, tercüme edemez, yönlendiremez. Batı’yı biz biliriz. Dünya’ya hâkim olan Batı medeniyetinin hastalıklarını da, zulümlerini de, vahşetlerini de, biz biliriz. Beş asır onlarla ayrı coğrafyada bin bir veçhesi olan mücadeleler ve münasebetler içinde yaşadık. Bu tecrübeye, başka bir millet sahip değildir. Varsa, insaf sahibi Batıcılara anlatmak lazımdır ki; Ortadoğu’dan bize tehlike ve şaşkınlık gelmez, bizden onlara istikrar ve basiret gider. Yeter ki biz kendimize gelelim. Aslında Ortadoğu da, Batı da bize muhtaçtır, bizim kendimize gelmemize muhtaçtır.
Hepimiz Ay-Yıldızlı bayrağın altında aynı milletin çocukları olarak İstiklal Marşı’nı gururla söyleriz. Zorla morla değil efendim, gönülle, ruhla. Bu kadar da çarpıtmak olmaz ki. İnsanları birleştiren, “inanç-duygu-düşünce” müşterekliğidir. Ve bunu sağlayan vasıtalar güzeldir. İnsanları ayıran; “inanç-düşünce-duygu” uçurumlarıdır. Ve buraya götüren vasıtalar çirkindir. Bu milletin hakikatini çarpıtmaya çalışanın kendisi çarpılır. Çarpılıyorlar da zaten. Terör demek, can demek; can demek, şehit demek; şehit demek, iman demek. Bu mesele sosyolojik ayrıntıların cılkı çıkmış ve her tartışmayı kaldıran lafazanlık konularına benzemez ki. Buradaki bir hata, kalbin durmasına benzer. Ruhun uçup gitmesine benzer. Bu gibi konularda yapılacak hatalar geriye bir şey bırakmaz.
Devletin sahibi millettir, milletin dini, milletin manevi yapısı nasıl olur da devletin vatandaşı olan sizleri ilgilendirmez. İç ve dış düşmanların ‘şer ittifakı’nın tek amaçları mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslâmiyeti. Kutsalı/mukaddesi olmayan insanlar insanlığa ne zaman dönecekler? Batı’nın zaman zaman vahşete varan zulmünü/çirkinliklerini görmemezlikten gelip onlara ‘dur!’ diyen bu milletin evlatlarına ne zaman sahip çıkacaksınız? Değer hükümleri ölçüleri kutsalları olmayanlarla hangi meseleyi konuşup çözebiliriz? Hangi hususta uzlaşabiliriz? Türkiye, ölüm-kalım mücadelesi verirken herkesin bu mücadeleyi verenlere sahip çıkıp safını belli etmeleri gerekmez mi? Evet evet körler dünyasında görmek suç, renkleri anlatmak zor. Derdimiz, sıkıntımız burada!
Bir türlü milletin içine, ruhuna, yüreğine, o güzelim samimiyet dünyasına yakın durmayı beceremediler, içlerine sindiremediler. Tanımak, anlamak istemediler. Milleti gücendirmeyi marifet bildiler. Kendi hayat tarzlarını ‘din’ haline getirdiler. Bunlardan hayır gelmez. Daha olgun, daha sakin, daha vakur; ‘millete muhalefet etme’ alışkanlığından tamamen uzak, barışçı, kaynaştırıcı tutumlara ve yorumlara ihtiyacımız var!
Batı senin hiçbir zaman Batılı olamayacağını bilir. O’nun gayesi ‘seni sen olmaktan çıkarıp kendisine tâbi kılmak’ tan ibarettir. Bir kere sen Müslümansın. Ilımlı ol, kıvrak ol, nasıl olursan ol; her durumda yine Müslümansın. O’nu yaşasan da, yaşamasan da öylesin. Batı’nın gözünde hep öyle kalacaksın. Müslümansın, “Dünün Osmanlısı”sın.
Çok çağdaş hale de gelsen; yılbaşılarını çam fidanlarıyla da kutlasan, başarılarını şampanya patlatarak da noktalasan, pornonun, rüşvetin, faizin, çıkarcılığın fırıldağını da üflesen; ‘ben o eski ben değilim!’ diye de bağırsan; Batı’nın gözünde Doğu’lusun, Müslümansın, dünün Osmanlı’sısın, ‘Ne hale getirdim onları!’ diye kıs-kıs gülse de, seni kendinden saymaz. Sen kendin olmaktan çıksan da, Batı bunu başarmış bulunsa da: Batı; senin Batılı olamayacağını, sadece kendinden uzaklaşacağını, bir gün bunun tersinin de olabileceğini bilir. Batı’yla en verimli münasebetleri tesis etmenin yolu şahsiyetimizi bulup, Mü’min kimliğimizin şuuruyla hareket etmektir.
Türkiye, bir bekâ mücadelesi, uzun soluklu bir istiklal ve istikbal mücadelesi veriyor. O yüzden Balkanlar’dan Afrika’nın içlerine kadar bütün Müslüman halklar, Türkiye için, Mehmetçik için dua ediyor. Bütün Müslümanlar da çok açık ve net bir şekilde görüyor ki, Türkiye, son kaledir. Mazlumların umududur. Dünyanın ruhu, emperyalistlerin kâbusudur. Türkiye düşerse, mazlumların umutları suya düşer. O yüzden Türkiye’den yana olmak, mazlumlardan, umuttan yana olmaktır. Türkiye’nin karşısında olmak, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmek ve tarihe ihanet etmektir. İşte böylesi bir ortamda, siyasî farklılıkları, kamplaşmaları bir tarafa bırakıp, toplumun bütününü kucaklamamız gerekiyor.
Zeytin Dalı harekatının önce Fırat Kalkanı, ardından da Zeytin Dalı Harekatı’nda tarihe geçecek başarı elde edilirken ordusuyla iftihar etmesi gerekenler, öldürülen terör örgütlerinin yasını tutuyorlar.Bunlar bu milletin evladı olabilir mi? Halk diliyle ‘sütü bozuk, kanı bozuk’ güruh! Türk ordusu cumhuriyet tarihinde ilk defa dünyaya meydan okuyarak yanı başındaki düşman ülkeye operasyon yaptı. Yapılan bu çifte operasyonda binlerce terörist imha edilirken heyecanımız, dualarımız canlı tutulmaz mı? Tepelerde dalgalanan her bayrak, heyecanımıza heyecan katmaz mı? Türkiye’nin; sınır güvenliğini korumadaki ve Ortadoğu’daki emperyal plan/projeleri bozma konusundaki kararlılığının senelerce hasretini çekmedik mi? ABD, Avrupa, İsrail ve bölge ülkelerine tarihi bir ders vermedik mi? Türkiye, oynanan oyunların hepsini bozarak ülke içinde kenetlenmeyi (muhalefetin rezilliklerine rağmen) başarıp, birlik ve beraberlik içinde hareket ederek tarihe not düşmedi mi?
Kendi ülkesini terk edip devletimizin ve milletimizin düşmanı emperyalist ülkelerde gayet rahat yaşayanlar vatan haini olmayıp da kim olacak? Onlara sahip çıkanlar da.
‘Tayyip düşmanlığı’ bunları düşünemez hale mi getirdi? Mesele şahıs meselesi değil, tarihî bir kavşakta devlet meselesidir. Batılı sömürgecilerin aksine Türkiye güvenlik ve barış için bölgenin en güvenilir gücü haline gelmiştir.
Afrin Harekâtı’ndan sonra Amerika başta olmak üzere, Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı nasıl düşmanca tavırlar içinde olduğu, emperyalist emelleri ve çirkin yüzleri bütün çıplaklığıyla görüldü. Bütün terör örgütlerinin sınırımıza nasıl yerleştirilip, bütün ihtiyaçlarının, bize karşı kullandıkları silahların kimler tarafından verildiği âdeta belgesel gibi ortaya çıktı. Öldürülen teröristlere hâlâ sahip çıkılıp onları öldürdükleri için bu harekâtlara karşı çıkıp terörist ağzıyla konuşan ve o gözle bakanlara en güzel dersi bu millet veriyor. Afrin zaferi ve sonraki zaferler, Peygamberimizin ‘savaş ahlakı’nın bu çağa taşınmasıdır. ABD terörle mücadele adı altında şehirleri yerle bir eder, sivil katliamları yaparken, Türkiye 58 gün süren harekâtta tek bir sivilin burnunun kanamasına fırsat vermemesi de bu sömürgeci devletlere tarihi bir ders vermiyor mu? İftihar edeceğimiz ordumuzun bu anlayışından rahatsız olanları muhatap bile almayız/almamalıyız.
Hüzünlü zamanları yaşarken kendi medeniyetimiz üzerinde yeniden düşünelim.







