--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hilâl Haç mücadelesi bitmez!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
15

Hilâl Haç mücadelesi bitmez!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Gündeme oturan meseleleri kendi değerlerimizle değerlendirmez, “mâzi-hâl-istikbal” düşüncesiyle de hareket etmezsek kafa karışıklığı ve kaostan kurtulamayız. 

Türk milleti, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın İslam’ı en güzel biçimde yaşamış bütün insanlarının manen içinde bulunduğu bir büyük beraberliktir. Bu duygulardan nasipsiz olanlar, Kemalizm’i ve Laikliği putlaştıranlar, bir sürü İslâm düşmanı kefere neredeyse Papanın ziyaretiyle şeriatçı olacak. Şu soruları soralım:


İslâm alfabesini Papa mı değiştirdi? Hilafeti papa mı kaldırdı? 18 sene ezanı papa mı yasakladı? 12 Adayı Papa mı verdi? Mecelleyi Papa mı kaldırdı? Laikliği Papa mı getirdi? Onca âlimi Papa mı astı? Şapka giymedikleri için yüzlerce insanı Papa mı öldürdü?

Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti sırasında Ankara’da gerçekleşen bir toplantısında çekilen bir fotoğraf, sosyal medyada yoğun tartışmalara yol açtı. Fotoğrafta, bir yanda geleneksel dini kıyafetleriyle Katolik din adamları, diğer yanda ise kravatlı ve takım elbiseli Türkiyeli Diyanet yetkilileri yer alıyor. Diyanet yetkililerinin kravatlı takım elbiseleri, bir zamanlar cübbe ve sarıkla temsil edilen İslami kimliğin yerini artık seküler bürokratik bir forma bıraktığını gösteriyor. Oysa aynı karedeki papazlar, modern dünyanın göbeğinde bile dini kimliklerinden taviz vermiyor; tam tersine bunu sembollerle öne çıkarıyor. Başımıza neler geldiğini/getirildiğini bile bilemez hâle getirilmişiz. 


DİB karşısında oturan devlet başkanı! Değerli Ali İhsan KARAHASANOĞLU, Muharrem COŞKUN; Akit’in gerek TV gerekse gazetemizdeki program ve yazılarında takip edilen, gönül rahatlığı ile izlenen kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Tesbit ve teşhislerinden istifade ederek yazımı tamamlıyorum.

“DİB ile Papanın yan yana oturduğu protokol resmine dikkatli baktığınızda neler görüyorsunuz? Nereden nereye geldiğimizin fotoğrafı! Kıyafet, asalet özgüven, rahatlık! Hristiyanların mümessili olan Papa’ya bakın Tipik bir klasik devlet memuru statüsüne indirgenen, Şeyhülislamlığı kaldırarak kendimize ait hiçbir şey bırakılmamış, mankurtlaştırılmış mümessilimize bakın. Papa Anıtkabir’e gidecek tabii. Müslümanların başını temsil eden hilafeti kaldırıp Müslümanların birleşemeyip paramparça yaptığı, Ayasofya’yı camilikten çıkardığı, İtalya ceza kanunu, İsviçre medeni kanunu, Alman ticaret kanunu, Müslümanların değil, bizim taleplerimizi getirdiğin için sana şükran minnet borcunun ifadesi olarak eğilecek tabii. Ama biz Müslümanlar, yalnız Rabbimiz Allah Teala’nın huzurunda namazımızdaki rükû ve secdede eğiliriz. Bunları bilin öğrenin! 


Şahıslar ilahlaştırılmadan, yapılanlar tenkit süzgecinden geçirilmeden, din/dil ve tarih şuuru verilmeden kendi kültürümüzü bilemeyiz/öğrenemeyiz/öğretemeyiz. Milletin, ümmetin, insanlığın ümidi biziz. Biz millet olarak insanın haysiyetini, şerefini korumakla sorumlu ve yükümlüyüz. Mukaddesatın, kutsiyetin, kaynağı ve aslî konusu; sadece imandır, dindir, İslâm’dır. Tek hak dindir. Bizler de Elhamdülillah Müslümanız. Dinimize uyalım, dinimizi kendimize uydurmayalım. İslam’a teslim olalım ve onu en güzel (üsveyi hasene) şekliyle temsil edelim. Peygamberimizi hayatın dışına itmeyelim. Peygamberimizin sahte kutsallarla mücadelesini, unutmayalım. Oryantalistlerle, sekülerleşme ile paganizmle, putlaşmalarla, sahte kutsallarla mücadele ederek teslim olmayarak O izi sürelim.  


Dine; toplumsal hayatın kapılarını (laiklik, demokrasi, vs. hangi isim altında olursa olsun) kapatırsanız dinin zayıflaması devlet için tehlikedir. Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. ‘Köklere inemezsek göklere yükselemeyiz.’ Sözünü de Papa ziyaretinde unutmayalım!  

Maddi-manevî kaybettiklerimizi de unutmayacağız/unutturmayacağız. İnkılap adı altında yapılan kültür katliamı, zihin, zaman ve zemin işgalini de. Osmanoğulları’nın bir günde apar topar sürülmeleri de altı yüz elli senelik hanedanın yaptığı hizmetler de unutturulamaz. Osmanoğulları’ndan, haçlıların intikamını alıp Osmanlı’yı yıkmasını da. Unutmadık, unutmayacağız. Direniş, diriliş ve fetih ruhunu kaybetmeyelim. Devletimiz yaşıyor ve yaşayacak. Milletimizin yaptığı duada bile devlet-millet beraber zikrediliyor. “Allah devlete millete zeval vermesin” diyerek. Tenkitte ve övgüde ölçüyü kaçırmayalım. 


*Biz halifeliği sonlandırırken, adamlar laiklik histerisine tutulmadılar, Hristiyanlar için Vatikan Devleti’ni kurdular. Vatikan devletinin başındaki kişi de o selam durulan Papa.

Herhangi bir Papa değil. Vatikan Devlet Başkanı olduğu için selam duruluyor.

“Laiklik var. Din ile devlet işleri ayrılmalı” deyip, dini görünürlüğü devletten uzaklaştıranlar kendileri. Ama laikliği aldıkları Batı, Papa’yı devlet başkanı yapmış.

Devlet başkanı olunca da diğer devlet başkanlarına uygulanan protokol gereği, Papa’ya da bir subayımız selam durmak zorunda kalmış.


*Hem içi boş sözlerin, maddiyatın/dünya zevklerinin kutsandığı sözlerin bulunduğu şarkılar yerine, Hz. Peygamber’i yücelten bir ilahi okunduğu için. Hayatında ilk defa Taleal Bedru ilahisini dinleyen ve şimdi bize “Siz nasıl Müslümanlarsınız. Peygamber efendimiz için söylenen sözleri, Papa’nın karşılamasında söylenmesine nasıl itiraz etmezsiniz.” çıkışını yapan kardeşlerimiz zihin işgalinden kurtulsunlar önce. Şunu sorsak, belki uyanırsınız: 

Megali Idea mimarı, İngilizlerin desteğiyle Türkiye ile savaşa giren Yunanistan Başbakanı Venizelos’u seven, eşlerini değiştirerek dans eden, adamı bağrına basan kim? 

Papa’nın Sultanahmet camiini ziyaretine izin verilen ama Ayasofya ziyaretine izin verilmediğini niye unutuyorsunuz? Bu güruha: “Riyakârlar, satılmış kalemler” dersek haksız mıyız? Biz sizin Taleal Bedru aşkınızın, arkasında nasıl bir riyakârlık olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu ülkede ilahi söyleyen çocukları, nasıl manşetlerden hedef gösterdiğinizi, İlahi söylenmesini suç gibi gösterdiğinizi, darbeye gerekçe yapmaya kalktığınızı unutmadık!


Diplomatik bir dille, Papa’nın yüzüne tebliğ yapılmış. Bunu bile düşünemiyorsunuz. 

Hz. Peygamber için Medinelilerin övgü sözleri hatırlatılıp, “Hz. İsa’dan sonra bir peygamber daha geldi, sana hatırlatıyoruz” denilmiş olduğunu da unutmayın! 

Darbeye gerekçe yapmaya kalkışıldığı günlerden Papa’ya, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ilahi dinletildiği bugüne geldik. Fitnecilere aldırmıyor, “Elhamdülillah” diyorum.

Yorumlar

(15)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

tahsin

4 Aralık 2025 00:37

adamların kanunlarını almıssın ama icatlarını da alıyosun aynen su anda. Kullanma interneti telefonu o zaman.

İbrahim

3 Aralık 2025 14:56

Haç sahipleri hak hukuk adaleti uygularken hilal sahipleri halkı sömürmekte hak yemekle meşgul sadece emeklinin durumuna bak görürsün

Arada

3 Aralık 2025 12:42

Zannetiğiniz gibi artık bu devirde "süper" hilal haç mücadelesi olduğunu düşünmüyorum ..siz biraz nemalanıyorsunuz gibi.. intenetten bakınız Avrupada kiliseler boş..amerikada evanjelistler var ama belli eyaletler ve toplam nufusa göre düşük anca onların oyları için siyasi yaklaşımlar olabiliyor..Eee Siyonist organizasyon özünde din temelli bir organizasyon değil sonuçta yahudilik yayılmacı din değil din adına yayılma emelleri yok hain dertleri başka..Sonra neden Müslümanları hedef alıyorlarda normalde onlara daha tehlikeli teknolojili budist şinto vs olanlara karışmıyorlar? Turkiyeye koy 1 milyon budist 3 tapınak yap seyreyle gümbürtüyü ..Olay bir nebze Müslümanlarında yaklaşım tarzından ve burdan oluşan imajdan olmasın?

ahmet

3 Aralık 2025 14:59

Biraz mı? Nalına mıhına nemalanıyorlar, din için çalıştıklarını söyleyen tarikatlara partilere cemaatlere bakın hepsinde para kavgası taht kavgası post kavgası var, hepsi lüks içinde, emekli asgari ücretli çiftçi perişanmış açlık sınırı altında yaşıyormuş umurlarında değil, onları beslediğin sürece iyisin, yeter artık dediğinde dinsiz oluyorsun

ADSIZ

3 Aralık 2025 12:14

Hilali haç yapan yazar papayı Papayı kim çağırdı onu yaz çağırandan itiraz etmeyende papacıdır

Yandik

3 Aralık 2025 11:27

Dinler Arası Diyalog( arkasından FETÖ çıktı) dediniz kabul edildi, Medeniyetler İttifakı dediniz eyvallah bunları sizler buyutmediniz mi? Medeniyetler İttifakınin (akasinda Cumhurbaşkanımız yani Türkiye) ne getireceği bilinmiyor. Papa'nın Türkiye'ye gelişi için izin veren ve Papa'nın ziyaret planins da izin veren Hükümet yani Sayın Cumhurbaşkanımız. Bütün bunlara dokunmadan nasıl yazıp çizip de kıyafet konusuna takilyorsunuz? 

Hikmet Yılmaz

3 Aralık 2025 10:35

BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ HİLÂLDİR. GERİSİ TEFERRUATTIR. TÜRK DEYİNCE MÜSLÜMAN,MÜSLÜMAN DEYİNCE TÜRK ANLAŞILIR. NOKTA.

okur

3 Aralık 2025 14:02

verr mehterii

Selin Akar

3 Aralık 2025 09:42

Baktimda papa da cübbeli Takkeli aynen sizin dini kıyafetleri giyiyor. Pek fark göremedik.

Serdar Tuncer

3 Aralık 2025 09:40

Sayın yazar Anıtkabir e gitmesi protokol kuralı. Deftere yazdı ama Atatürk diye adını dahi anmadı. Neden? Basit nedeni. Atatürk' Turkiyesi 1929 yılında bağımsız bir devlet olun Vatikan’ı tanımadığını ilan etti. İlişki de kurmadı. Taa ki Menderes'e kadar tanımadık, ve kabulde etmedik. Papalık Ancak 1960’da DP’nin son aylarında Türkiye tarafından tanındı ve Vatikan’ı bir devlet olarak tanıdık. Atatürk devrinde Turkiyeye kabul edilmeyen papa, son çare olarak temsilcisini (daha sonra o da Papa oldu) Roncalli yi gayrı resmi olarak Turkiyeye adeta turist pasaportuyla yolladı Monsenyör Roncalli, İstanbul’a Ocak 1935’de geldi. Trenden iner inmez Emniyet’e gitti ve polise gidip kendisini dini bir görevli olarak bildirdi. Çünkü Türkiye Vatikan’ı tanımadığı için kardinaller sıfatsız ve gönüllü olarak görev yapmışlardı. Roncalli’nin biyografisini yazan Peter Hebblethwaite, müstakbel Papa’nın “o andan itibaren, gittiği her yerde, Kafka’yı andırır bir biçimde, zan altındaki biri olma deneyimini yaşadığını” yazar. Cumhuriyet arşivlerine bakılırsa gelir gelmez gittiği Emniyet’te kendisiyle görüşen emniyet müdürü de hemen içişleri Bakanlığı’na yazıyla durumu bildirmişti: Cevaben kendisine hiç bir resmî vazifesi olması hasebiyle memleketimizde resmî bir faaliyet icra edemeyecek ve herhangi bir işle meşgul olmayacağını temin olunduğunu ve bu bey’in İstanbul’a İtalyan olduğundan ve kendisinin her ecnebi gibi memleketimizde hâlâ kabul ve müsamaha göreceğini söyledim. Pasaportuna hususi vize vazolunacağı maruzdur.” Roncalli, randevu alıp İstanbul valisi Muhiddin Üstündağ’a bir nezaket ziyaretinde bulunmuştu. Bu ziyaretin de ANKARAYI Dışişleri Bakanlığı’nı kızdırdığı belgelerden anlaşılıyor, Vali ihtar yiyor : “Papalık Hükümeti bizce tanınmış değildir. Ve bu Devletin her hangi memurunun mümessil sıfatı izafe edilmesi tarafımızdan tensip edilmemiştir. Rahip M. Angelo Guezeppe Roncalli’nin selefi olduğu gibi bir misafir olarak muamele görmesi ve kendisine hiç bir resmî sıfat tanınmaması hattâ hareketimizin esasını teşkil eder. Kaldı ki bu rahibin İstanbul Valisini ziyaret etmesi, Türk katoliklerinden bahsetmesi ve onlar namına idarei kelâm eder gözükmesi Hükümetimizce hiçbir vechile tecviz olunamaz. Bu cihetleri İstanbul Valisine tavzih ve ihtar ile bu hususun buyrulması ve Vali tarafından o rahibe verilmiş hüviyet belgesinin ne olduğunun anlaşılması için, bu vesileyle İsticlâri’nin yüksek mümessillerini de vize ederim.” Fakat Roncalli’yi esas bekleyen kötü sürpriz İstanbul’a gelişinden kısa bir süre sertleşen laiklik uygulamaları oldu. Önce piskoposluğun haftalık yayını olan La Vita Cattolica, “dinî propaganda” nedeniyle kapatıldı. Roncalli, yazdığı bir mektupta bu yasağı mizahi bir dille anlatmıştı: “Bilmiyorum, Büyük Perhiz pastoral mektubumda ne söyleyeceğim, yahut yayımlanacak mı. Geriye sadece dua ve litürji hakkında konuşmak kalıyor. Teolojik erdemler bile yasak. En azından hâlâ hayırseverlikten bahsetmem mümkün olur umarım. Ama Türklerle herhangi bir iş yapmak bile tehlikeli olabilir; Marmara adasındaki son deprem bunu gösterdi.” Ama hayatını en çok zorlaştıran daha sonra çıkarılan bir kanun olacaktı. Resmi olarak 13 Haziran 1935 tarihinde yürürlüğe giren ama haberi aylar öncesinden duyurulan kanuna göre artık tüm dini görevlilerin mabetler dışında dini kıyafet giymeleri yasaktı. Kanun o kadar sertti ki “mabed ve ayinlerde ruhani kıyafet taşımakla mükellef olanlar, mahalle hükümetlerince tanzim edilecek olanlardan alınacak listeler mucibince ancak mabed ve ayinlerde ruhani kıyafet taşımaya mezun addedilmişlerdir” maddesine bakılırsa mabedlerde kimlerin dini kıyafet giyebileceği bile izne bağlıydı. Roncalli, 13 Nisan 1935’te bir psikopos arkadaşına yazdığı mektupta yasağı şöyle anlatmıştı: “Bildiginiz gibi, Haziran’dan itibaren buradaki bütün papazlar, keşişler ve rahipler sivil elbiseyle dolaşmak zorunda kalacak. Bu, herkes için büyük bir sınav. Eğer iş bununla sınırlı kalırsa mutlu olacağız. Umarız Meksika’da olanların bir benzeri olmaz.” Meksika’da olanlardan kastettiği katı laik terör döneminde rahiplerin yakalanıp kurşuna dizilmesiydi. Ama Roncalli yasağa hızlıca uyum gösterdi: “Ne fark eder, Tanrı’nın sözünü ilan ettiğimiz sürece cüppe mi, pantolon mu giydiğimiz?” Bir dinî törenden sonra diğer rahiplerle sivil kıyafetler içinde Saint-Antoine Kilisesi’nden çıkarlar: “Episkopos çok uzun zamandan beri giymemiş oldukları kıyafetleriyle görünmekte çok zorlanan en yaşlılarının arasında her zamankinden daha hoş ve gülümser, neredeyse eğlendiğini gösterir bir ifadeyle, kıyafetle rahip olunamayacağını gösterme dikkatiyle ilerliyordu.Kıyafetin tek tip olması bir yana aynı renk olmasını bile zorunlu kılmak istenmemişti, sadece koyu, ciddi bir kıyafet rengi öngörülmüştü; hepsi o kadar.’” Bu sivil kıyafetler içinde o günün anısına toplu bir fotoğraf da çektirmişlerdi. Roncalli Vatikan’a gönderdiği ilk notta durumu şöyle anlatır: “Rahip elbisesiyle görünürsem kanunu ihlal etmiş sayılacağım ve delege olarak konumum tehlikeye girer. Papa Türkiye’de resmen tanınmıyor ve bu yasak nedeniyle hükümetle çatışırsam çok tehlikeli olabilir.” Yıllar sonra ilk kez sivil kıyafetle sokağa çıktığı günü de not eder anılarında: “İlk kez sivil kıyafetle dışarı çıkmak zorunda kaldım. Ama bu bir utanç değil, bir itaat meselesi. Görünüşümden dolayı bir şikâyet veya ihbar, temsil ettiğim Makam için büyük zarar olur. Bu yasak Katolik toplumunun moralini kötü etkiledi.” Roncalli, yasağı anlamak için Dışişleri yetkilileriyle gayriresmî bir görüşme yapar. Yetkililer, yasanın “herkese eşit uygulandığını”, sadece Katoliklere değil tüm din adamlarına yönelik olduğunu söylerler. Roncalli not eder: “Devletle bir çatışma yaratmamaya çok dikkat etmeliyim.” Yasanın “geçici olup olmadığını” sorduğunda ise kesin bir cevap alamadığını yazar anılarında. Ama Fener Patrikhanesi’ni ziyaretinde yasağın Ortodoks ruhbanları da vurduğunu ve “özel bir Katolik karşıtlığı olmadığını” söyler: “Doğunun kardeşleriyle bu defa devlet karşısında aynı kaderi paylaşıyoruz.” Fransız elçisi aracılığıyla Ankara’ya Büyük ayinlerde (özellikle Noel ve Paskalya) mabet içinde dinî kıyafet giyme hakkının korunması için girişimde bulunur. Hükümet, “ibadethane içinde kıyafete karışmayız, fakat sokakta yasak” yanıtını verir. Roncalli raporunda şöyle yazar: “Bu sınır içinde hareket etmekten başka çaremiz yoktur. Sabır ve sessizlik benim en güçlü silahlarımdır. Katı laiklik uygulamaları açısından çok daha ciddi bir sorun ise hükümetin Hristiyan okulları üzerindeki baskısıydı. Notre Dame de Sion rahibelerine bağlı iki okul kapatılmıştı. Okullardan biri şimdilerde Cumhurbaşkanlığı’nın kullandığı Tarabya’daki yalıydı.

Haçlılar ...

3 Aralık 2025 08:46

yemezler artık

İslâm alfabesi

3 Aralık 2025 08:45

Bedir'de, Uhud ta, Zâtü'r-Rika ,Benî Nâdir,Hendek ,Kureyza ve Hayber savaşlarında sahabeleri sehit edenler hangi dili konusuyordu. Hz Ebubekir dışında 3 halifeye kıyanlar hangi dili konusuyordu. Ebu Cehil, Lehep hangi dili konusuyordu. Hz Kur-an'ın arapça olması arapçayı kutsal yapmaz, Islam alfabesi hiç yapmaz. Kurtulun artık bu cehaletten diyecegim de iş işten çoktan geçmiş

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle