--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayatımız bayram olsun!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

  Aslında kuruyan bizim insafımız. Tükenen, düşünce yeteneğimiz. Kararan, basiretimiz. Bozulan kendi iç (derûnî) dengemiz. Kirlenen, hafızamız. Çarpılan, muhayyilemiz. Eriyen, sorumluluğumuz. Çürüyen, sevgilerimiz…

Öyle bir entel kötümserlik var ki, medya bunu öylesine sahipleniyor ki, nefes alıp vermeyi başarmak bile bir hüner sayılır bu toplum için. Bayram ertesi âcil unutmamamız gereken doktorumuz ve ilacımız. Peki doktor kim, ilaç ne?

Bu toplumu  ıslah edecek tek merci Allah ve Resulünün ölçülerine uymaktır. O ölçülerle yaşamayı hayatımıza yansıtmaktır. Onun tebliği, hep şefkat ve merhamet ileydi. O imkan bulduğu herkesle her yerde görüştü. Müşriklerin liderleriyle görüştüğü gibi, sade vatandaşları ve sıradan mü’minleri de asla ihmal etmedi. Özellikle Medine döneminde yakından ve uzaktan gelenleri şaşırtacak derecede kendilerine ikram ve iltifatta bulundu. Merhamet ve sabır onun en güçlü silahıydı. Onun peygamberliği nasıl evrensel ise, şefkat ve merhameti de evrensel ve bütün yaratılmışları kuşatıcı olmalıydı. İnsanların sıkıntıya uğraması ona ağır gelirdi, onlara çok düşkün ve özellikle mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametliydi.

O, iki yüzlü münafıkların kendisini rahatsız eden faaliyetlerine rağmen onları öldürmemiş, Müslümanlarla aynı muameleye tabi tutmuştur.

“(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse canına kıyacaksın.” (Şuara:3) ayeti, ondaki insanlığa karşı duyduğu şefkatin dolayısıyla iman mutluluğundan uzak kalmalarından dolayı hissettiği üzüntünün boyutlarını göstermektedir.

O’nun merhameti, kendisinden bir şey isteyen kimseye “yok” demesine müsaade etmemekte, varsa vermekte, yoksa imkan buluncaya kadar sükut edip beklemektedir.

Namazda bile omzuna aldığı çocuklar, sefer dönüşünde terkisine ve kucağına kabul ettiği yavrular, her gördüğü yerde kendilerine selam verip başlarını okşadığı küçükler, geleceğin merhametli büyükleri olarak hep o engin merhametle beslendiler, eğitildiler. Küçük Enes, on sene kendi evinde hizmet ettiği halde bir defa olsun “şunu niye yaptın, bunu niye yapmadın” ikazına bile muhatap olmamıştır.

Vefatı kendisine haber verilmemiş mescid temizlikçisi bir kadının kabrine kadar gidip dua etmiştir. Ayrıca, cemaatin arasında hasta, yaşlı, ihtiyaç sahibi ve küçük çocuklu olanların bulunması ihtimaline binaen, imam olanların namazı fazla uzatmamalarını tavsiye ederek şefkatini göstermiştir.

Mescidi pisletmekten tutun, yakasına yapışıp bir şeyler istemeye kadar varan kaba ve katı davranışlar ondan hep anlayış ve tebessüm gördü.

Onun merhameti hayvanları da sarıp sarmalamıştı. Bu merhamet sayesinde hayvanlar, hedef olarak dikilip öldürülmekten, ateşle dağlanmaktan, dövülmekten, sövülmekten ve lanet edilmekten kurtuldu. Bir kediyi hapsedip ölümüne sebep olan kadının cehenneme; susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe kuyudan su çıkarıp verdiği için günahkâr bir hanımın cennete girdiğini o müjdeledi.

Mekke fethine giderken yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördü. Hemen Cuayl bin Süraka adlı sahabisini çağırıp ordu geçinceye kadar orada nöbet tutup, yavruların rahatsız edilmemesini sağladı. Onun engin şefkatinden aciz ve zayıf köpek yavruları bile hissesiz kalmadılar.

Sadece insanlar ve hayvanlar değil, bitkiler de Peygamber merhametinden hisselerini almışlardır. “Dünyanın en büyük çevrecisi Hz. Muhammed’tir” dense yalan olmaz. Tabii çevre onun tavsiyeleri sonucu yeşile kavuşmuştur. 

Yollarda insanlara sıkıntı veren şeyleri kaldırmanın imandan bir parça sayılması, durgun sulara, gölgeliklere pislemenin yasaklanması, kıyamet kopuyorken bile eldeki bir fidanın dikilmesinin emredilmesi, savaş sırasında dahi gereksiz yere ağaçların kesilmesine, ekinlerin tahrip edilmesine izin verilmemesi, Hac mevsimi boyunca Mekke ve Medine bölgelerinde hacıların hiçbir canlıyı öldürememeleri, ot ve ağaçları koparıp kesememeleri hep onun emriyledir. Böylece çevrecilik bilinci hem de bir ibadet şuuru haline getirilerek mü’minlere benimsetilmek istenmiştir.

O, “büyüklerimize saygı, küçüklerimize sevgi göstermeyen bizden değildir” buyurmuştu. “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” hadisiyle de bizleri ikaz eder. 

İtibarlı bir ailenin kızının cezadan kurtulması için tavassutta bulunmak üzere Peygamber Efendimizin çok sevdiği Üsâme bin Zeydi gönderirler. Rasulüllah Efendimizin, Üsâme’ye cevabı, eskimeyen, pörsümeyen bir serlevhadır. “ Geçmiş kavimlerin helakına, itibarlı insanlar suç işlediğinde suçları ört-pas edilip ceza verilmez. Zayıflar suç işlediğinde hemen ceza verirlerdi. Üsâme! Sen bu cehâlet âdetini mi yaşatıyorsun. Vallahi kızım Fâtıma da suçlu olsa mutlaka onu da cezalandırırdım.” Şefkat eğitimi, yaptıran bir Peygamberdi.

Bir adam geldi ve Peygamberimize kalbinin katılığından yakındı. Peygamberimiz ona şu tavsiyede bulundu: 

“- Yetimin başını okşa, fakiri doyur!”

Kalb katılığı ya da aslî ifadesiyle kasvet, gafletten kaynaklanır. Yetimin başını okşamak, insana ölümü ve ahireti hatırlatır. Bu ise, kalbi yumuşatır. Bilindiği gibi ahlâki zaaflar zıdlarıyla tedâvi edilir. Kibir, tevazu ile tedavi edildiği gibi kalb katılığı da şefkat ve rikkatle giderilebilir. Herkes bir ümitsizi teselli etse, bir açı doyursa, bir ağaç dikse, bir öksüzü korusa, kanayan bir yarayı sarsa, kısaca çevresine karşı duyarlı davransa herhalde dünya cennet olur. Bir yetim gülüyorsa, başına şefkat eli değdiğindendir. Bir yetim gülüyorsa, Toplum gülüyor demektir. Şefkat ve merhamet, Hz. Peygamber’in dilinde tatlı bir müjde, gözlerinde ılık bir yaş, elinde yaygın bir ihsan ve iyilik olarak tecelli etmiştir. Merhamet ve şefkatin tabii sonucu ve en belirgin tezâhürü de bütün insanlığa yönelik iyilik ve ihsandan ibârettir. 

İşte insansız ve insafsız yaşamaya alışmış bir toplumun doktoru Resulüllah Efendmiz, reçetesi de hadisler ve Sünneti Seniyyedir. Bu istikamette yaşamamız, hayatımızı bayram eder.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle