“Hain, alçak, adi, soysuz” bir yazar
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, “Hain, alçak, adi, soysuz Vahdettin” başlığı ile bir yazı yazdı. Sultan Vahdettin’in bir hain olmadığını birçok yetkin tarihçi söyledi ve ispat etti. Hatta müteveffa Bülent Ecevit bile “Vahdettin hain değildi” dedi. Bu durumda Barış Terkoğlu’nun Sultan Vahdettin için kullandığı sıfatlar ancak kendisine yakışacaktır: Hain, alçak, adi, soysuz…
Okusun da insanlık kırıntısı kalmışsa yazacaksa hakaret etmeden yazsın.
Sultan Vahidüddin neden hain ilan edildi? İngilizler ondan intikamlarını resmi tarihimize böyle geçirerek aldılar. Hakikaten vatan haini olsa yurtdışına çıktığında onu Londra’da baş tacı etmezler miydi? Ne gezer. Sefalet içinde, bakkala, kasaba borçlu öldü onurlu Sultan. Cenazesine haciz kondu. Bize bu vatanı bırakan Osmanlılar sürgüne gönderildi. Onların Türkiye’ye girmelerine yasak kondu. Bu ihaneti gerçekleştirenler, Osmanlı topraklarını Lozan’da ve sonrasında dağıtanlar kahraman yapıldı bu ülkede. Osmanlı’yı keyfi bölüşüm projesine ve en çok da Hilafetin kaldırılmasına itiraz ettiği için hain ilan edilmiştir bu mazlum padişah. Topraklarımızı işgal eden, binlerce insanımızı katleden, bebeklerimizi öldüren, şehirlerimizi yağmalayıp yakan Yunanlılara tek kuruş tazminat ödetemeyerek bir başka hezimete imza atan ‘birileri’ acaba hangi zaferden bahsedebiliyorlar? Lozan’da imzası bulunan İnönü itiraf ediyor. Lozan’da meselelerin bizim zararımıza, müttefiklerin lehine halledildiğini açıklayan, yani zafer olmadığını söyleyen bizzat İsmet İnönü’dür. Bunları bilmek için tarihçi olmamız gerekmez. Lozan: TBMM’nin kabul ettiği misak-ı millî iddialarının terk edilmesidir. Zafer olarak sunulan Lozan, aslında büyük bir hezimet. Lozan Antlaşması’nın yıldönümlerinde hep o bildik içi boş, hayalî nutuklar atılır. 24 Temmuz 1923’te imzaladığımız o hezimet belgesiyle Lozan’da, sanki savaştan biz mağlup çıkmışız gibi burnumuzun dibindeki adaları binlerce kilometre uzaklıktaki devletlere teslim etmişiz.
Tarihi şahsiyetler kim olursa olsun günahlarıyla, sevaplarıyla, yanlışlarıyla, doğrularıyla, yaptıkları veya yapamadıklarıyla tarihe mal olmuşlardır.
Cumhuriyet tarihi; ilmi, kaliteli, seviyeli, particilik ve ideolojiden uzak bir şekilde incelenmeli kendi tarihimiz bilinmeli, okunmalı, okutulmalıdır.
Millî Mücadele, İslâmî ruhla, sarıklı mücahidlerle kazanıldığı halde tarihî yolculuğumuzun, ruh köklerinin, temellerini oluşturan İslâmî ruh inkâr edildi, yerine bu toplumda karşılığı olmayan laik bir ruh ikame edildi. Bize anaokulundan üniversiteye kadar ezberletilen bir kelime: Laiklik! Kutsal hale getirilip; ihtilal ve inkılapların yapılmasına da sebeptir. Bizdeki uygulaması da kendi millî-manevi değerlerimize gidecek bütün yolların kapanması sonucuna götürmüştür.
Bu sonuç; son Osmanlı padişahı sultan 6. Mehmed Vahideddin’i en talihsiz padişah yapmıştır.
Çok sevdiği vatanını kurtarmak için en isabetli yolu seçmiş, itimat ettiği kumandanlarını Anadolu’ya göndermiş ve millî mücadeleyi teşvik etmiştir. Kâzım Karabekir Paşa’ya bütün ümidinin genç paşalar olduğunu söylemiş, Anadolu’ya gönderilecek paşalar için tavsiyesi üzerine itimat ederek Mustafa Kemal Paşayı Anadolu’ya gitmesi için ikna etmiştir. Erzurum kongresi’nde komutan Kâzım Karabekir’in emrinde selam çakan Mustafa Kemal’e mukabil selamıyla komutan sensin diyerek teslim olup Anadolu’ya geçmesini sağlamıştır Karabekir. İstiklâl Harbimiz kitabını yaktıran, kurdurduğu cellatlardan müteşekkil üç Ali’ye İstiklâl Mahkemeleri’ne idam kararı verdirten kimdi?
Girişilecek mücadelede kullanılmak üzere kırk bin altın vermiştir. (Altın verdiği hususunda bütün tarihçiler ittifak etmişler, rakamları farklı ifade etmişlerdir. 50 bin, 60 bin olarak yazanlar çoğunluktadır. Cumhuriyet’in bu ahlaksız yazarı solun önemli tarihçisi Sabahattin Selek’in Anadolu İhtilâli kitabına, İlhan ve Murat Bardakçı’nın, Mustafa Armağan’ın, Kadir Mısıroğlu’nun, Mustafa Müftüoğlu’nun kitaplarına, Necip Fazıl’ın Vahidüddin kitaplarına bakabilir. Tabii ahlaksızlığını, seviyesizliğini bırakarak okursa.
Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesi, birçok mühim şahsiyetin itirazına rağmen Vahideddin tarafından gerçekleştirilmiştir. Sultan Vahideddin; Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya gittiği zaman ateş hattı siperlerine geçmiş, tehlike ihtimalinden başını eğmesini söyleyen Alman’a ‘Bir Müslüman Türk, düşman karşısında başını eğmez’ diye cevap vermiştir. Vatan haini değil, büyük vatan dostu Vahidüddin; sarayında çıkan yangını seyrederken teselli etmek isteyenlere: “Benim milletimin ocağı ateş almış yanıyor. Ben onu düşünüyorum. Sarayım kendi evim yanmış ne kıymeti var” diyordu.
Türk tarihinin bu en muzdarip ve bahtsız padişahı giderken yaptığı feragat ve fedakârlıklarla da ne büyük haysiyet ve şeref sahibi olduğunu tescil ediyordu. Tamamen padişaha ait ‘hazine-i hassa’dan bir kuruş almayarak vatan haini değil, vatan dostu olduğunu göstermiştir.
Din karşıtlığının yayın organı olan, en küçük bir dini faaliyeti, ağza alınmadık hakaretlerle yazan Cumhuriyet Gazetesinin genel yayın yönetmeni Almanya’da mecliste karşılanıp (cezası kesinleşmesine rağmen) oraya yerleşen bu suçluya tek laf etmeyip sahip çıkanlara hiçbir şey anlatılamaz.
Özürlü’ler çünkü. Hak ve hakikate karşı; sağırdırlar, kördürler, hassasiyetleri de olmayan Batı uşaklığına devam eden kölelerdir.







