Fiili ve kavli dua zamanı
Ülkenin bölünmezliği ve birliği, devletin bölünmezliği ve birliğini unutmayalım! Diğerleri buna bağlıdır. Milletin birliği ve bütünlüğü güçlü olacaktır ki; ülkenin ve devletin birliği ve bütünlüğü korunabilsin. Esas olan, asıl olan, milletin birliği ve bütünlüğüdür. Gelin görün ki, asıl ihmal edilen orasıdır. Millet, milleti millet yapan değerler. Hiçbir zaman ihmal edilmemesi gereken hususlar. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi, muhalefet de buna dikkat etseydi, aydın geçinenler, kendi değerlerinin olmadığı bir yapıya özenmeseydi, değişen, durdurulamayan ‘değişim’e ‘biz’ kalarak değişip aidiyetimize gereken önemi verseydik; her şey farklı olurdu.
Türk milleti, etnik farkları kaynaştırıp ölümsüzleştiren manevileşmiş tarihi varlığıyla bir bütündür. Türk milleti Müslüman’dır. Dinini kaybedince milli özelliklerinin bütününü kaybeden ve milliyeti ile maneviyatı birbirinden ayrılmaz hale gelmiş bir millettir.
Her canlı varlık, manevi ve maddi sıhhat şartlarının sağlanması ile korunur. O şartların geliştirilmesi ile gelişir. Her şey buna bağlıdır. Meselenin esası, özü budur.
Hayat, manasıyla-maddesiyle bir bütündür. İnsan; kalbiyle, iradesiyle, şuuruyla, aklıyla bir bütündür. İslam’ın bütünlüğü, hayatın ve insanın bütünlüğünde anlaşılmak gerekir.
Devleti korumak, milleti korumaktır. Milleti korumak, milleti millet yapan değerleri korumaktır. Meşruiyetin kaynağı, milleti millet yapan insanı insan yapan ve de yücelten değerlerdir. Bir coğrafyanın özünde bin yıllık tarih boyunca aynı inançla yoğrulmak. Önemli olan bu. Etnik ilgi falan değil. Bu hakikati kim, nasıl yok edebilir? ‘Etnik ilgi’yi bir maddi teferruat sayarak manevi bir potada eritip ayrı bir dayanışma vesilesi olmak güzelliğine kavuşturan bir milletiz. Tarih boyunca öyleydik ve yine öyle olacağız elbette. Engelleri-çengelleri aşacağız, oyunları bozacağız. Bütün maddi farklılıkları “hayırda yarış”ın idealizmine tabi kılmayı geçmişte nasıl başarmışsak, yine öyle başaracağız. Bazı şartlar farklı olabilir, fakat esaslar değişmez. Değişen şartların meselelerini değişmeyen esaslara dayanarak çözümlemek hiç zor değildir. Yeter ki içimizdeki zenginliğin şuuruna varalım. ‘Etnik kültür’, ‘Etnik kişilik’ diye bir şey olmaz.
Temel unsur imandır, o kaynağın iksiri hayatın maddi zaruretlerini manevileştirerek (manevi nasiplerle kendine bağlayarak) kör ve kısır bir amaç olmaktan çıkarır. Aynı dindensiniz, bin senedir aynı tarihle aynı coğrafyada kaynaşarak yoğrulmuşsunuz, sonra ‘etnik ilgi’ çığırtkanlığı! Ayıptır, çirkindir, günahtır. Ne dinen, ne ilmen, ne aklen izah edilebilir. Hepimiz Ay-Yıldızlı bayrağın altında aynı milletin çocukları olarak İstiklal Marşı’nı gururla söyledik/söylüyoruz. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okuyoruz/okutuyoruz. Verilen salalar, okunan Fetih suresi, edilen dualar bize ayrı bir ruh, ayrı bir manevi hava, ayrı bir heyecan, ayrı bir ‘nefs muhasebesi’ vermiyor mu? Bu canlılığı, hu hassasiyeti, bu manevi havayı her zaman yaşayacağız/yaşatacağız İnşaallah… Zorla morla değil efendim, gönülle, ruhla. İnsanları ayıran; ‘inanç-düşünce-duygu’ uçurumlarıdır. Ve buraya götüren vasıtalar çirkindir. Bu milletin hakikatini çarpıtmaya çalışanın kendisi çarpılır. Çarpılıyorlar da zaten.
O imanlı insanlar toprağa verdikleri evlatlarının arkasından, “vatana-millete feda olsun” sözleriyle “şahsiyet âbidesi” duruşlarıyla, vakur halleriyle muhataplarını iz’ana, insafa davet etmiyorlar mı hâl lisanlarıyla? Beyler! Dinden-imandan korkmayın! Dinle-imanla Allah’la, Peygamberle aranızı düzeltin. Açmadığınız kitabı okuyun. Uzak kaldığınız değerlerinizi kaybettiğiniz bir malınız gibi arayıp bulun. Kutsalınızı “kendi mukaddesleriniz”den alın. Milleti millet yapan değerlere hâiz olmadığınız müddetçe; vatan-millet düşmanlarıyla mücadele edemezsiniz. Tarih bilgi ve kültürünüzü gözden geçirin. İmansız, Kur’ansız bir tane kazanılmış zaferin olup olmadığını araştırın. Milletimizin diğer milletlerden üstünlüğünün bu üstünlüğün menbasının neler olduğunu inceleyin. Bütün bunlardan sonra; İç dünyanıza dönüp bir ‘nefs muhasebesi’ yapın! Her şeye rağmen bu millet hatadan dönenleri affeder. Milli ve manevi vahdet, sadece yan yana ve uslu uslu durmaktan ibaret değildir! O vahdet, muayyen değerlerin canlı tutulmasından ve hayata yön vermesinden doğan bir neticedir. Bölücülük, tamamen sun’i olarak başımıza Batı’nın musallat ettiği bir derttir. Böylesine sun’i bir meseleyi önce fikren halledemiyoruz, fiili zorluklar ondan doğuyor. Niçin fikren halledemiyoruz? Çünkü ‘batıcılık’ illetinden kurtulamıyoruz. Zıt görüşler bile aynı dertten muzdarip! Batının siyasetini, ekonomisini, hukukunu, sosyal hayatını şeklen biliyorsunuz ve renklerini, motiflerini benimseyerek kullanıyorsunuz. Peki, Batı’nın ‘demokrasi’ ‘medeniyet’ ‘millet’ tariflerinden ve tecrübelerinden niçin haberdar değilsiniz? Batı medeniyetinin içinde bulunduğu çıkmazlarını, hastalıklarını niçin şifa gibi kabulleniyorsunuz? Kıvranıp duran insan ruhunun iniltilerine kulak veriniz! Ve biliniz ki; insanın şu halini görüp de “İslam”ı korku-tehlike kaynağı olarak lanse etmekten vazgeçin. Bu huyunuzdan vazgeçmeyişiniz; hayata, kültüre, medeniyete ihanettir. İnsanlık suçudur. Bizim batıcılardan bir gün batılılar bile davacı olacaktır. Millet, devletin gerçeğidir. Sekülerlik, dünyayı, çıkar alanlarına böler. İnsanları sınıfların, etnik kimliklerin, menfaat ve çatışma alanlarına götürür. Sekülerliğin panzehiri, sadece İslâm’dır. Batılılar, bunu fark ettikleri için, İslâm’ı tehdit ve tehlike olarak konumlandırmışlardır. İslam karşıtlığı; ruhu yok eder. Millet olma ruhunu da, ümmet olma ruhunu da, insan olma ruhunu da berhava eder. Bu topraklarda İslam’a rağmen, bir birleşme gerçekleştiremezsiniz, bir kardeşlik yaşatamazsınız. O zaman İslam’a uyguladığınız bu azaltma projesinden vazgeçin. İslam’ı rahat bırakın! ‘Barış Pınarı’ harekatıyla emperyalist devletlere ders veriyoruz.
Mazhar kılındığımız nimetlerin farkında olup mü’min şahsiyet ve tavrı içinde olup mazeretlere sığınmayalım. Vazife ve mesuliyetimizin idraki ve şuuru içinde olalım. Umut ümmeti olduğumuzu, evrensel sorumluluk taşıdığımızı unutmayalım. İslam’la insanı buluşturmak ve İslam ile insan arasına giren her türlü engeli kaldırmakla mükellefiz. Rabbimiz: “Hayra çağıran, meşru ve iyi olanı teklif ve tavsiye eden, kötü ve yanlış olandan da sakındıran, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğumuz”u Âli İmran suresinde (3/104, 110) beyan buyuruyor. Keza Fussilet suresinde de “Allah’a davet eden, dürüst ve faziletli davranan ve ‘elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (41/33) buyurarak da bizlere vazifemizi hatırlatıyor. Şu âyetler bizler için bir şey ifade etmiyor mu? “Mü’minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğu ile onur duyanlar, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet ve şeref yalnızca Allah’a aittir.” (4/139, 105) âyetlerindeki ‘Sakın hainlere taraftar olma!’ ikazı. Allah Kur’an’da Mümin kullarını, kâfirleri dost ve velî edinmemeleri konusunda uyarıyor. Kâfirleri dost ve veli edinenler gafildir, bilerek yapıyorlarsa haindir. Kâfirleri dost ve veli edinmek haramdır. Mü’minler İslam düşmanlarıyla işbirliği yapamaz. Hiçbir mü’minin Allah’ın ve Resulünün sevmediği kimseleri sevmeye ve benimsemeye hakkı yoktur. Allah’ın sevmediği, buğz ettiği kâfirlerle, onları dost ve veli edinerek işbirliği yapanlar, bazı dünyevî menfaat ve faydalar edinseler bile, aslında büyük zarara ve hüsrana uğrayanlardan olur. Mü’min Allah için sever ve Allah için buğz eder. Mü’minleri birbirine düşürmek, İslam’a ve ümmete yapılacak en büyük hıyanettir. Doğudaki mü’minin ayağına diken batsa, onun acısını Batıdaki mü’minin yüreğinde hissetmesi gerekir. Ümmet birliğini zedelemek, mü’minler arasında fitne ve fesat çıkarmak, iman kardeşlerini birbirine düşürmek şeytanın yapacağı iştir. Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, bütün hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, keder ve sevinçlerine ortak olmaları, yardımlaşmaları, sahip oldukları nimetleri paylaşmaları, karşılıklı dua etmeleri, camilerde birlikte namaz kılmaları Allah’ın ve Resulünün emridir. Bildiklerimizle amel etmeden olmaz!
‘Barış Pınarı’ harekatının; millete, ümmete, insanlığa hayırlar getirmesine vesile olmasını, nusretinin, inayetinin gelmesini, muvaffakiyetler nasip etmesini Rabbimden niyaz ediyorum.