--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dertleşme

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Bugün siz değerli okuyucularımla dertleşme ihtiyacındayım. Dinimiz, hayat nizamımız olarak değil, tartışılan bir din haline getiriliyor. Sanki felsefe kitabı! Değişimi İslâmsız izah edemezsiniz. İnsanın iradesini iptal ederek sorumluluktan kaçarak hiç olmaz. Vahiy tek tek bireyleri olduğu gibi topluca bütün insan soyunu da muhatap alır, fakat toplumsal değişimin zorunlu şartı olarak bireysel değişimi hatırlatır. İşte şu âyet, bunu ortaya koymaktadır:

“Hiç şüphesiz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.” (13 Ra’d sûresi 11. âyet)

İslâm nedir? İslâm, Kur’an-ı Kerim’dir; ona bağlı olarak, Peygamberimizin sünnetidir, âyetlerin şerhi gibi olan hadis-i şeriflerdir. Ayrıca, Kitabı ve Sünnet’i izah eden “tefsiri-içtihadi-ilmi-fikri.” eserlerdir. İslâm’ın nasıl yaşanacağının en güzel ve mükemmel örneği (numune-i imtisal), Resulullah Efendimiz aleyhisselamdır. Ahzâb sûresi 21. Âyette de zikredildiği gibi: 

“And olsun sizin sıkıntılarınızın, problemlerinizin en güzel çözümü, çaresi, kurtuluşunuzun şifalı reçetesi, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur Allah’ın tek yetkili Rasulünde, sizin için, Allah’ı ve Âhiret Günü’nü hayatlarının gayesi yapan onun yiğitliklerle, fedakârlıklarla, sabırla mücadelelerle dolu örnek hayatındadır. Allah’ın rızasını, âhiret hayatındaki mutluluğu umanlar, Allah’ı çok zikredenler, devamlı Allah’ın dininin tebliği ile uğraşanlar için onda (üsveyi hasene) örnekler vardır.” Allah Rasulü’nün yaşadığı “model hayat” hiçbir sahteliğe izin vermeyecek kadar gerçek ve açık olarak ortadadır. İslâm’a uymayan beyanlar ve tavırlar, kimden gelirse gelsin reddedilir. İsterse o kişi havada uçsun, denizde yürüsün! 

 İslâm, iman, ahlak, ibadet ve muamelatıyla (insan ilişkilerine dair kurallarıyla)  bütüncül bir sistemin adıdır. Hiçbir zaman vicdana, bir ideolojiye indirgenemez. İman da Allah’ın indirdiğine inanmaktır. Herkesin kafasına göre yahut yaşayışına (hayat tarzına) düşünce yapısına göre inanmak iman değildir. Kur’an’ın daveti de isimlere mensubiyet değil, Allah’a teslimiyettir. Peygamber Efendimiz de Kur’an’ı sadece muhataplarına taşıyan değil, aynı zamanda Kur’an’ı yaşayandır. Aişe validemiz “O’nun ahlakı Kur’an’dı”  demiştir. Dinimizin pratik kaynağı/hayatıdır. Hayat Kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i yaşayışının adı da Sünnettir. İmanın yolu, istikamet yoludur. İslâm’ın ölçüleri, istikamet ölçüleridir. Bu ölçüler bize bildirilmiştir. İslâm mahfuzdur, korunmuştur. Bize düşen bildirilmiş ölçüler üzerinde amel etmektir, tefekkür etmektir; onların yerine yeni ölçüler ikame etmeye çalışmak değil. İfrat ve tefride düşmeden mutedil ve müstakim (ehli sünnet) üzere yaşamaktır. Bakara sûresi 143. Âyette de zikrediliyor: “(Ey Muhammed Ümmeti!) İşte, (herkes farklı farklı yönlere yönelir, Sıratı Müstakîm’den sapıp değişik yollara girer, ifrat ve tefrit arasında bocalarken) sizi ortada, tam bir denge üzerinde mutedil bir ümmet yaptık ki, bütün insanlar için hem hakkı gösteren, Kur’ân’ı bilen ve bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler ve doğruları konuşan hem de onların yaptıkları konusunda şahitler olasınız ve o (şanı çok yüce, risaletin zirve temsilcisi) Rasûl de sizin üzerinizde Kur’ân’ı tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şahit olması için sizi mûtedil, âdil, hayırlı, makul, seçkin, ahlâkî değerleri, itidali ve adaleti belirleyici güç kabul eden açık bir toplum, bir millet haline getirdik aynı şekilde şahit olsun...”

İtidal, İslam’ın bir bütünlük ve istikamet güvencesi olarak telkin ettiği bir kök değerdir, bir hayat düsturudur. Peygamber Efendimizin hayatı bir itidal destanıdır; bir tek tavrını sözünü işaretini gösteremezsiniz ki itidal güzelliği taşımasın. Kur’an-ı Kerim, itidal izahlarıyla dopdoludur. Peki nasıl oluyor da Müslümanlar itidal’i, bırakıp ifrada düşüyor, önemsemiyor. Önemsemiyorlar çünkü “itidal” emrini, ilkesini esasını, düsturunu anlayabilmek için düşünmek lazım. İtidal farz mı? Farz. Belki farz-ı ayn. Çünkü farzları yerine getirmek için de itidal lazım. “Din’de aşırılık (ifrat) helake sebeptir” deniliyor. Çünkü itidalden uzaklaşmak asliyetten sapmadır. Niyeti ne olursa olsun her ifrat, yoldan uzaklaştırır. İnsanın manevi hayatı ile ilgili çok önemli bir hususun, Kitap’ta, Sünnet’te yer almamış olması mümkün değildir. Her şeyi bilmek, her şeye gücü yetmek’ uluhiyet sıfatlarındandır. Kul, ancak, Allah’ın izin verdiği kadarını bilir; nasib ettiği kadar güç sahibi olur. Bilhassa nefsî hareket ederek tasavvufu İslâm’ın daha dikkatli yaşanması yerine aşırı hallerine hatırlatmak lâzım ki: Tasavvuf, Kitab’ın, Sünnet’in dışında bir konu değil. Hiçbir tasavvuf ekolü ve kolu, İslâm’la özdeş kılınamaz. Kezâ hiçbir fıkhî ekol ve yorum da İslâm’la özdeşleştirilemez. İslâm’ın daha güzel/daha dikkatli/cesaretli yaşamanın adıdır. İslâm gölgede kalmaz/gölgede bırakılmaz. Şeriat (Din) hayat tarzıdır. Yaşanmayan, hayata nüfuz etmeyen, sosyal tezahür imkanlarından mahrum bırakılan her inanç zayıflar, solar, küllenir. O yüzden Din, vicdanlara hapsedilmez. Tabii ki hiçbir ekol İslâm yerine ikame edilemez. Tabii ki hiçbir fıkhî ekol ve yorum da İslâm’la özdeşleştirilemez. Meselâ “Öbür âlemde şeriattan sorulacak, tasavvuftan değil” sözü de İmam-ı Rabbani hazretlerine aittir. Tasavvuf veya tarikat; vahiy kaynağından nasiplenirse, feyizlenirse, Dini daha güzel, daha dikkatli neş’e ve sürur içinde yaşamanın yolu/vesilesi olarak görülür. Gayenin ‘Dinimizi her hal ve şartta yaşama’ olduğunun gerçekleştirilmesi ise mesele yoktur. Mürşidler/âlimler de Peygamberimizin vârisleridir. Kur’an, hadis, Sünnet kaynaklarından beslendikleri müddetçe makbuldürler, muteberdirler. Müçtehitlerimiz de Şeriata dayanarak içtihat ederler. Yanılırlarsa günah yok, isabet ederlerse sevap kazanırlar. Müçtehitlerimizin çıkardığı fıkhî hükümler İslam’la özdeş olsaydı yanılma olabilir miydi? Günümüzdeki “olağanüstüye”, “gizeme”, “sırra”, “esrara” olan aşırı ilgiyi nereye koyacağız? Bu zararlı ilginin önü ancak sahih bilgiye dayalı sahih imanla alınabilir. Bu ilgiden rahatsız olunuyorsa “sahih bir din eğitimine ihtiyaç vardır. Din eğitiminde yaşanan sefalet ve cehaletin müsebbibi de ‘din eğitimi’ni tehlikeli görenlerdir. Türkiye’nin güçlenmesi bütün İslam Alemi’nin bütün insanlığın hayrınadır. Türkiye çökerse bütün Müslümanlar altında kalır. Türkiye İslam Alemi’nin kalbidir. Bir referandum dahi ‘Hilal Haç’ kavgası haline getiriliyor, insanlıkta huzur bırakılmıyorsa, dünya bize muhtaç. Dünya bizi bekliyor. Düşünmeye, kıyaslamaya, sorgulamaya, özeleştiriye, beşerî zaaflarımızı ve şuuraltımızı bir denge noktasında kıvamlandırıp fazilet ve güzellik hâline dönüştürmeye o kadar ihtiyacımız var ki... Rabbim dertlerimize deva, hastalıklarımıza şifa versin.

Hz. Musa’nın Kur’an’daki duasına katılmaktan “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım!” diye yalvarmaktan başka elimizden ne gelir?

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle