--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Değersizleşen dünyaya Türkiye’den değer dersi!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Bir türlü milletin içine, ruhuna, yüreğine, o güzelim samimiyet dünyasına yakın durmayı beceremediler, içlerine sindiremediler. Tanımak, anlamak istemediler. Batı biliyor, anlıyor, fakat bizimkiler hâlâ meselenin önemini idraktan uzak. Her şeye rağmen Türkiye “ağabey devlet” Türk Milleti de “ağabey millet”tir. Gerek Türk dünyasındaki kardeşlerimiz, gerekse Ortadoğudaki kardeşlerimiz “sizin ayağınıza diken bile batmasın. Bizim gözümüze batsın, aman size bir şey olmasın!” diyorlarsa; mes’uliyetimizi müdrik hareket etmemiz gerekmez mi? 

Tarihin, coğrafyanın yüklediği misyonu da unutmayalım! Resmî zevata Milleti gücendirmek, Milletin mukaddesleriyle oynamak hayır getirmez. Daha olgun, daha sakin, daha vakur; “millete muhalefet etme” alışkanlığından tamamen uzak, barışçı, kaynaştırıcı tutumlara ve yorumlara ihtiyacımız vardır. 

En eski, en köksüz, en kendi değerlerine düşman bu milletin muhalefete mahkûm ettiği partinin başı (lideri diyemiyorum) Avrupa’ya gidip kendi ülkesini şikayet ediyor. Kime? Katliam, vahşet, zulüm ile özdeşleşmiş devletlere. 

Batı’nın tedirginlik duyduğu, korktuğu, çekindiği ülke TÜRKİYE değil mi? Bizim manevi-milli yapımızı zayıflatacak olan her şey Batı’ya sevimli gelmiyor mu? Ne kadar yozlaşmak istersen Batı o kadar alkışlamaz mı? Onların ‘sömürü’ hesapları öyle gerektirmiyor mu? En tehlikeli ve en tahripkâr sömürü metodunu günümüzde uygulayanlar (ABD, İsrail’e varıncaya kadar) Batı değil mi? Batılılar, gücü kutsayıp, insanlığa kan kusturmadılar mı? Dünyayı kutsayan, insanı dünyanın tutsağı yapan Batı’nın mı peşinde koşacağız? Şu tarihi hakikatlere itiraz edecek var mı?

‘Avrupa’nın nüfusunun 31 milyon olduğu 16. yüzyılın başlarında sadece Latin Amerika kıtasında 20 milyon insan katledildi; Latin Amerika’daki derinlikli medeniyetlerin kökü kazındı, tarihe gömüldü.

20. yüzyıla gelindiğinde, yerinden edilmeyen, kültürleri tarumâr edilmeyen toplum kalmadı dünya coğrafyasında! 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına denk gelen yarım asırlık zaman dilimi içinde, Balkanlar’daki halklar hallaç pamuğu gibi savruldu, 300 milyon Müslüman katledildi; Balkan Müslümanlarının geri kalan kısmı Anadolu coğrafyasına sürgün edildi. Benzer bir barbarlık biçimi, Kafkaslar’da da, Orta Asya’da da, Hindistan’da da, Afrika kıtasında da yaşandı. 20. yüzyılın son çeyreği ile 21. yüzyılın ilk çeyreği, yüzyıl öncesini andırıyor. Bu kez, Bosna’da katliam yapıldı, Batılı BM askerlerinin gözetiminde.

Irak’ta 1,5 milyon insan katledildi, Irak içinde kitlesel göçler, Irak dışına göçler ve sürgünler yaşandı. Bütün bunlar da, ‘Irak’a demokrasi getireceğiz’ denilerek yapıldı.

Son olarak Suriye’de yaşanan katliamlar, Suriye nüfusunun yarıya yakınının iç savaştan ve katliamlardan kurtulmak için ülkeyi terk etmek zorunda kalması, göç kavramının ve olgusunun nasıl barbarca bir niteliğe büründüğünü göstermeye yetiyor olsa gerek.’ Bütün bu barbarlıkların, katliamların, sürgünlerin, ‘uygarlaştırma misyonu’ ile yapıldığını bilemeyecek halde miyiz? Bu hakikatlere gözümüzü, gönlümüzü kapayacak mıyız? Örnekleri uzatmaya gerek yok. Bağrı yanık aydınımızın son Paris olayını yorumlamasına itiraz edilebilir mi? ‘Paris yangını, Haçlı seferlerinden itibaren başlayan bin yıllık zulmün; sömürgecilik ve emperyalizm saldırganlıklarıyla süren yaklaşık beş asırlık dünyayı talan etme, yağmalama barbarlığının, Batı uygarlığını eşiğine sürüklediği kaçınılmaz sonun habercisidir. 

Paris yangını, Batı uygarlığının ekonomik, siyasî ve kültürel sömürgeciliğinin ve emperyalizminin önce Batı toplumlarını cehenneme çevireceğinin işaretidir.

Paris yangını, bugün olmasa bile yarın bir sarmal gibi büyüyecek, bütün Avrupa’yı yakacak, Amerika’yı yakacak...’ diyen entelektüeller boşuna mı söylüyor?

Bunları düşünürken ‘Yemen ölüyor. Yemen’deki hunharca savaşın yol açtığı korkunç tahribat özellikle çocukların açlıktan ölmelerine sebep oluyor. Çocuklar kitleler hâlinde ölüyor. Dünya seyrediyor, Müslümanlar seyrediyor. İnsanlığın ölmesini, insanlığı ölenler tarafından seyrediliyor. Biz ne yapıyoruz? Piyango kuyruğunda, magazin, futbol muhabbetinde miyiz? Batı’nın üzerimizdeki planlarının en büyüğüne mi âlet oluyoruz? Dinimizi yaşanan değil, tartışılan bir din haline getirerek.

Toplum çözülürken, değerlerimiz hızla aşınırken, aile kurumu çatırdarken, eğitim sistemimiz, çocuklarımıza, medeniyet ruhu, ideali, ahlâk, özgüven ve tevazu kazandırmazken, yavrularımız ruhsuz, idealsiz, özgüvensiz, magazinin, sosyal medyanın kölesi yapılırken sessiz, tepkisiz mi kalacağız?

Bir insan, kendi menfaati için cinayet işlerse; o insan hayvan’dan daha aşağı bir mahlûktur. Bir medeniyet, kendi gelişmesi için, insanların hürriyetine, canına kastederse; o’na vahşet denir. Bu vahşetin yıkılmasını geciktiren sebep de, yine Batı Kültürü’nün içinde yaşayanların, yaşantılarını ‘din’ haline getirenlerin gafletidir! 

Yüzyıl sonra kurtlar sofrası yeniden kuruldu. Masada bu kez Türkiye’nin kuşatılması ve durdurulması meselesi var. Devlet, ilk defa gerçek anlamda, bu ülkenin has çocuklarının eline geçti. Mutlaka sahip çıkılması gereken çocuklarının.

Türkiye’yi emperyalistlerden, onların devşirmelerinden geri alma mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz! Türkiye’yi teslim etmeyeceğiz. Emperyalistlere diz çökmeyeceğiz. Dik duracağız, dimdik duracağız. Bölgenin kaderi de, dünya barışının tesisinin de Türkiye’ye bağlı olduğunu unutmayacağız/unutturmayacağız. Bu milletin de, bu ümmetin de, bütün mazlumların, mağdurların da umuduyuz.

Değersizleşen dünyaya her zaman ve her mekanda Türkiye’den değer dersi veriliyor/verilmeye devam edecek. Anlayıp anlaşılıncaya kadar… 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle