Çanakkale’deki savaş ve düşündürdükleri
Ne zaman 18 Mart gelse hemen ‘Çanakkale Geçilmez’ sözü hatıra gelir. O gün canını, malını ortaya koyan insanımızdaki ruh hali, hatıralar, programlar, geziler, atılan nutuklar, şiir, musiki, nostalji gibi kutlanır gider. O ruhu bugünlere taşımamız, her dönem “iman-küfür” mücadelesi olduğu unutulmadan/unutturulmadan, mü’minlerin tek millet, kâfirlerin de tek millet olduğu yaşanan olaylardan da anlaşılmalı.
İlim ve fikir adamları, ’Tarihsizlik en büyük talihsizliktir. Tarihi olmayan toplumlar, hafızasız toplumlardı’ demişlerdir. Varlığını sürdürmek isteyen her toplum, tarih boyunca çeşitli zorlukları aşmak ve fedakârlıklara katlanmak durumunda kalmıştır. Bizim milletimiz de, geçmişte pek çok zorluklarla başa çıkmış en kutsal değer olarak gördüğü vatan için büyük bedeller ödemiştir.
Bu milletin evlatlarından komuta kademesinden ere kadar tek ölçü vardır: Allah’ın insanlara verdiği en büyük rütbenin şehadet olduğu. Her bir şehid, günümüzün çürümüşlüğünü diriltecek, fazilet ve haysiyet bereketiyle toprağa düşmüştür. Vatanın bütün olduğunu hiç unutmadan, bütün kalacağını da yaşatmanın şart olduğunu hiç hatırımızdan çıkarmadan imanımızın gereği olduğunu görmek vazifemizdir. Vatanını ve mukaddesatını korumak için canını ve kanını feda etmiş olan şehitlerimiz; bu yüce değerlerimizin korunmasını, savunulmasını ve ilelebet yaşatılmasını bizlere emanet etmişlerdir. Bu itibarla onları hayır dualarla yad ederek, emanetlerine sahip çıkmak vefa borcumuzdur.
Tarihin akışını değiştiren Çanakkale zaferi, imanın, vatan sevgisinin, dayanışmanın, birlik ve beraberlik duygularının, zirveye çıkmış örnekleriyle kazanılan bir zaferdir. Bu durum, aynı ruh ve inanca, aynı hedefe ve aynı dayanışma duygusuna sahip olunduğu müddetçe, bizim her türlü meselenin üstesinden gelebileceğimizi gösteren yaşanmış bir örnektir. Çanakkale’de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Bu ruh, dinin, vatanın, namusun, bayrağın, kısaca bizi biz yapan değerlerin en zor şartlarda bile feda edilemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu ruhu yaşattığımız müddetçe ulaşamayacağımız hiçbir hedef, başaramayacağımız hiçbir iş, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir problem kalmayacaktır.
Zamanın her bakımdan en güçlü devletlerinin askerleri bir hayalin peşine düşerek Çanakkale Boğazı’na kadar geldiler. Akıllarınca boğazları geçecekler, Müslüman Türkleri tarih sayfasından sileceklerdi. Hasta adam dedikleri Osmanlı İmparatorluğu’nu yok ederek, asırlardır süregelen haçlı zihniyetini dünyaya hâkim kılacaklardı. Her zaman Batı’lılar tarafından saldırıya uğrayan ülkemizde, laikliği din haline getirenler, vatanlarını savunan, şer güçlere karşı mücadele verenlerin yanında değil, bu ülkeye saldıran Batılıların yanında yer alıp kendi devlet ve milletinin düşmanlarıyla beraber hareket etmişlerdir. Son Avrupa devletlerinin referandum öncesi yaşattıkları olaylar da bizler için ne kadar ibretlik olduğu, tarihimizi çok iyi bir şekilde okuyup incelememiz, din ve tarih şuuruyla hareket etmemiz gerektiğini de ortaya koymuştur. Milletimizin bitmez tükenmez gücüne, en güzel örnek olarak tarihimizde parlayan Çanakkale Zaferi’nin, özellikle genç nesillere iyi anlatılması, bu vefa borcunun ifa edilmesi olduğu kadar geleceğimiz açısından da önemli bir sorumluluktur.
Çanakkale’de en güzide evlatlarını “Peygamberimizin aguşuna” terk etmişizdir. Üç kıtaya kök salmış Osmanlı, artık lokma lokma parçalanma ve paylaşılmanın eşiğinde idi.
Çanakkale’de ölüme koşan Osmanlı askeri, neye dayanarak, neye inanarak ölüme koştu?
Irka mı? Toprağa mı? Laikliğe mi? Çanakkale’de, mezar taşlarını. okuduğumuzda kimi Türk, kimi Arap, kimi Kürt, kimi Arnavut, kimi Laz, kimi Çerkez, Kimi Boşnak, kiminin Pomak, vs. olduğunu görürüz. O insanların yaşadıkları yerlerde şimdi otuza yakın devlet var. Kendi dinlerinden, imanlarından daha fazla vurgu yapıp beyinlerin yıkanır hale getirildiği ‘laiklik’ uğruna şehit mi verilmişti? Laiklik uğruna göz kırpmadan ölüme koşacak bir kişi çıkar mıydı? Mustafa Kemal de dahil, askere ölüm komutu veren herkes bu komutu bir tek güvenle verdi: İslâm, Allah, iman, Kur’an, şehadet, ahiret, cennet, gazi hep aynı referansa atıfla anlaşılacak değerler. Bizi hangi etnik kökenden olursa olsun bu değerler bir araya getirmiş, bütün ülkelere ders verdirmiş, canlarını seve seve ortaya koydurmuştur.
Aziz vatanımız dünyanın çok önemli bir noktasında yer almaktadır. Bu güzel topraklara sahip olmak asırlardır, pek çok devletin ve kumandanın hayallerini süslemiştir. Biz Çanakkale’deki direniş ve diriliş ruhuna sarılmalıyız. Bugün Batı’nın emperyalizmi, Türk düşmanlığı, devletimizin insanlığın huzurunu sağlamaya ümit veren misyonu, mazlumun yanında, zalimin karşısında duruşu, sömürgeci devletlerin bizlere karşı yaptıkları aynı ‘hilal-haç’ mücadelesinin devam ettiğini göstermektedir.
Müslüman ordumuzun bütün kahramanca direnişine, dünyada eşi görülmemiş fedakârlıklar göstermesine, cihad etmesine rağmen millî ve manevi değerlerimize bağlı kalarak nasıl bir devlet olduğumuzu gösterenlere yapılan muameleler, devlet ve millet düşmanlarıyla beraber olmalar, bizim her halükârda teyakkuz halimizi devam ettirmemiz gerektiğini göstermiştir. Tarihimizle yüzleşmemiz de şarttır. Kendi kendimize söylediğimiz yalanlardan biri de savaşta Yarbay olan Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşının tek komutanı olarak gösterilmesi yalanıdır. Abartı hastalığı, ideolojik taraftarlık, tarihi gerçeklerden kaçınma, uydurulan yalanları, hak ve hakikat ölçülerine vuramama hastalıklarından kurtulmalıyız. Çanakkale destanı, rakamların ve makamların değil, imanın destanıdır. Biz hepimiz o gün bedence öldük, ama ruhça ölmedik. Şehidler ölmediği için.
Vatanımızın, milletimizin, devletimizin, bayrağımızın varlığını, istiklâl ve hürriyetimizi; milletçe namus ve şerefimizle yaşıyor olmamızı, doğusundan batısına ülkemizin hemen her bölgesinden gelerek, Çanakkale’de canlarını feda eden şehitlerimize borçlu olduğumuzu unutmayalım.
Rabbimiz! Kardeşliğimize, birliğimize, dirliğimize, izzetimize, şerefimize göz dikenlere fırsat verme! Allah’ım! Dinimizin, milletimizin bekasını sarsacak her türlü dahili ve harici saldırılardan, fitne ve fesatlardan milletimizi, memleketimizi ve âlem-i İslam’ı muhafaza eyle! Varlığımıza, canlarımıza, mukaddesatımıza, huzurumuza kast edenlere karşı milletçe yekvücut olmayı nasip eyle.







