“Biraz soluklanıp sözüme kulak verir misiniz?”
Değerli okuyucularım, bu haftaki Cuma ve Pazar yazılarımda Yesrib’i Medine yapan genç bir dâvâ adamı sahabeden Mus’ab’ın davetinin usul ve üslubüyle sizleri baş başa bırakıyorum.
Biz seni hiç anlayamadık ya Mus’ab! Sen bize, hâl diliyle, “İnanmak sözle olmaz; iman fedakârlıktır, iman samimiyettir” diyordun. Yesrib’i Medine’ye dönüştürebilmek için, içinde yaşadığımız ‘Yesrib’lerimizi “Medine”leştirmek için, “Mus’ab” olmamız gerektiğini gösteriyordun, kısa hayatına dört hicreti sığdırarak. Dünyanın bütün nimetleri önünde olsa da, hepsini elinin tersiyle iterek ‘hayat kariyer ve konfordan ibaret değildir’, ‘hayat iman ve cihattan ibarettir’ diyordun çağlar ötesinden. Biz seni anlayamadık ya Mus’ab, anlayamadık!
Kâinatın Efendisi’ne ilk vahiy indiğinde Mus’ab b. Umeyr 25 yaşlarındaydı. İslam daveti yavaş yavaş Mekke’de yayılmaya başladığında; Mekke’nin en zarif, en kibar ve en yakışıklı delikanlısı da duymuştu bu daveti. Mekke’nin en zengin ailelerden birisinin evladıydı Mus’ab. Üç erkek kardeşin en küçüğü, en nazlısı, annesinin göz bebeğiydi. En güzel elbiseleri, ayakkabıları o giyinir, en güzel kokuları o kullanırdı. Öyle ki Mekke sokaklarından geçtiğinde insanlar kokusundan, oradan Mus’ab’ın geçtiğini anlarlardı.
Herkesin gıpta ettiği Mus’ab’ı Hz. Peygamber şöyle anlatır: “Mekke’de Mus’ab b. Umeyr’den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim.” Çocukluğunu, ilk gençliğini varlıklı bir ailenin sunduğu imkânlarla geçirdi Mus’ab, ta ki Resûlullahın mesajını duyana kadar devam etti bu görkemli (ihtişamlı) hayat.
Vakit hicret vaktidir Mus’ab için. Karanlıktan aydınlığa, zulmetten nura, küfürden imana hicret. Peygamber Efendimizin yanına varmak için, Ebu Cehil’in yeğeni Erkam’ın evinde buluşmak üzere sözleşirler Habbab b. Eret’le. Mus’ab, Darülerkam’a gelir ve Allah Resûlü’nü görür görmez gözyaşları arasında şehadet getirip Müslüman olur. Müslüman olmak; bir vazgeçiştir, bir kimlik beyanıdır dünyevi hazlar karşısında. Açıktan bildirmese de ailesine artık Müslüman olduğunu; tavırlarındaki değişiklikler ele verir içinde bulunduğu durumu. Annesi Hünas, çağırır Hz. Mus’ab’ı yanına ve sorar:
“Oğlum! Öğrendiklerim doğru mu?” Hz. Mus’ab, hiç tereddüt etmeden “Evet doğru, ben Müslüman oldum” dediğinde çeşitli sözlerle onu dininden döndürmeye uğraşır, başarısız olduğunda da onu tehdit etmeye başlar. Onu dininden döndürmek için biricik yavrusunu kölelerine kamçılatarak işkence etmeye başlar, hapsederek aç ve susuz bırakır. Ama Hz. Mus’ab imanından bir adım dahi geri atmaz. Mekke’den Habeşistan’a Hicret Nübüvvetin beşinci yılında takvim miladi 615 yılını gösterirken; Mekke, Mus’ab b. Umeyr için ailesinden gördüğü eziyetler sebebiyle artık katlanılamayacak bir yer durumundadır.
Hicret imkânı çıkınca, dinini daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için ikinci hicretini gerçekleştirir ve Resûlullah’ın izniyle işkencelere maruz kalan diğer on dört Müslümanla birlikte Habeşistan’a hicret eder. Bir müddet Habeşistan’da kaldıktan sonra Mekke’nin ileri gelenlerinin Müslüman olduğu şeklinde bir haber kendilerine ulaşınca Mekke’ye, o eşsiz sevgiliye, Allah’ın Resûlü’ne döner. Hâlbuki duyulan haber asılsızdır. Mekke ileri gelenlerinin İslam’a olan düşmanlığı devam etmektedir. Birinci Akabe Biatı’na (621) kadar Mekke’de kalır. Hz. Ali, onun Mekke’deki hâlini şöyle anlatır:
“Bir gün Resûlullah ile oturuyordum. Bu sırada Mus’ab b. Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbise vardı. Onun bu hâlini görünce, Resûlullah’ın mübarek gözleri yaşla doldu. Çünkü o, Müslüman olmadan önce servet içinde idi. Dini uğruna bunların hepsini terk etmişti. Peygamber Efendimiz onun hakkında şöyle buyurdu:
“Kalbini, Allah Teâlâ’nın nurlandırdığı şu kimseye bakın. Anne ve babasının onu en iyi yiyecek ve içeceklerle beslediklerini gördüm. Allah ve Resûlü’nün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirdi.” Yaşadığı hayat, Hz. Mus’ab’ın samimiyetinin, teslimiyetinin bir göstergesidir. Bir gencin, kendi iradesine ne kadar muktedir olabileceğinin bir nişanesidir aynı zamanda. Hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan, kalabalıklara göre değil, inancına göre yaşamanın sembolüdür Hz. Mus’ab. İşte bu sebeple Peygamberimiz, onu “Mus’abu’l-Hayr” (hayırlı Mus’ab) diye anmıştır. Mekke’den Medine’ye Hicret… “Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza, Allah’a asla şirk koşmayacağımıza, hırsızlık ve zina yapmayacağımıza, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, hiç kimseye iftirada bulunmayacağımıza söz veriyoruz!” Medine’den gelen on iki kişinin Birinci Akabe Biatı’ndaki bağlılık ifadeleridir bu cümleler. Artık İslam, Mekke dışında da kabul görmeye başlamıştır. 621 yılının Zilhicce ayında bu bir avuç insan, inançlarını Resûlullah karşısında kesin bir şekilde mühürledikten sonra Medine’de kendilerine İslam’ı anlatmak ve tebliğ etmek için bir öğretici isterler. Hz Mus’ab için muhacir olma vaktidir yeniden. Zira bu önemli görev için Allah Resûlü; güler yüze, tatlı dile ve üstün bir ahlaka sahip olan Mus’ab b. Umeyr’i görevlendirir. Böylece, Allah’ın elçisinin elçisi olarak, Medine’ye ilk hicret eden sahabi, Hz. Mus’ab b. Umeyr olacaktır. O, İslam’ın başka beldeye gönderilen ilk davetçisi… O, Medinelilerin önderi ve İslam’ı en güzel şekilde yaşayarak gönüllere aktaracak örnek insan… Mus’ab b. Umeyr, Resûlullah’ın verdiği görevi üstlenir ve Medine’ye ulaşmak üzere düşer yollara. Bu teslimiyetiyle bize, hâl diliyle “İnanmak lafla olmaz, baş koymak gerekir” der çağlar ötesinden. Er meydanına çıkacak kişinin kenarda köşede saklanma hakkının olmadığını, “ben yapmayayım da filanca yapsın” deme lüksünün olmadığını gösterir, samimiyetiyle. Hiçbir akrabasının olmadığı, sabit bir gelirin vaad edilmediği bir şehre, “zorunlu hizmetimi doldurayım da bir an önce geri gelirim” diye düşünerek değil, Yesrib’i Medine yapabilmek için düşer yollara. Mus’ab’ı Mus’ab yapan, onu kıyamete kadar gelecek Müminlerin kalbinde sevdirecek olan; o zenginliğine ve rahatına rağmen Allah rızası için hepsinden vazgeçebilmesi, İslâm davası uğruna her şeyini vermesiydi.
Fedakârlık, sabır, diğergamlık, İslam’ı anlatmada gayretli olması ve daha nice güzel huylarla Peygamberimizin sevgi ve iltifatına nail oldu. (Devamı, Pazar Tefekkür sayfamızda İnşallah)







