--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Belediye Başkanı mı, Şovmen mi?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
16

Seçim kazanmak, ‘başarılı olmak’ anlamına gelmiyor. Bir TV programına Belediye Başkanı İmamoğlu’nu çıkardılar alıştığımız/alıştırıldığımız çanak sorularla. Programın bir kısmına ancak dayanabildim. Tam bir şovmen. İstanbul Belediye Başkanlığına değil, şovmenliğe iyi hazırlamışlar. Ne istikamet (yön, çizgi) var, ne itidal, ne fikir, ne proje, ne millete verdiği sözlerin uygulaması, ne milletin derdiyle dertlenme. Gayet rahat! Sorumluluğunu yerine getirme, milletine verdiği sözleri hatırlama, ehliyet ve liyakatli bir kadro ile çalışma, vs. Hiçbirisi yok. Ne var? Bukalemun gibi hareket, vatan millet, devlet düşmanlarıyla beraber olma, vitrinlerde onlarla pozlar verme pişkinliği ve sırıtması. “İnanca saygılıyız” diyenlerin yaptığına bakar mısınız?

Mescidi kapatacaksın, İsmek’te çalışanları çıkaracaksın, N. Fazıl’ın Reis Bey piyesini kaldırtacaksın, personelin sakalını kestirtme tebliğini yapacaksın, Taksim’deki ‘Gezi Olayları’nın militanını en yakınında göreve başlatacaksın, Belediyenin gönüllü kuruluşlara sağladığı imkanları ortadan kaldıracaksın, vs. Ne oldu da saygınızı birden yitiriverdiniz. İnanca en kaba, en alçakça, en adice küfreden İl Başkanı kadının ardında saf tutmaya utanmadınız mı? Aldığı cezaya itiraz yakışıyor mu? Hakaretlerinin arkasında olduğunu söyleyecek kadar edepsizleşen kadına sahip çıkmak tam bir şovmen olduğunuzun resmi. 

Sürpriz değil. Bu ülkede İslam’a ve onun kutsallarına söv sövebildiğin kadar. Taşların bağlanıp köpeklerin salınmasını hatırlatıyor insana.

Kalemiyle vicdanının arasına ses geçirmez bir duvar örmeyen hiçbir yazar, CHP’nin iğrençliklerini savunamaz. CHP’nin hali malum, o kendi tarafını belirlemiş durumda. Onun yeri, İslam’a hakaretlerin yanı. Ya devlet, millet, ümmet düşmanlarıyla beraber olanlar, vatanı bölmeyi, ‘Tayyip Düşmanlığı’nı ortak payda olarak kullananlarla birliktelikleri nereye koyacağız? Bütün şer güçlerin ittifak ettikleri Türkiye ve Türk Milleti düşmanlığının şemsiyesi altında toplananlar, bu vebalden kurtulabilirler mi? 

Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın BM Kurulu’nda yaptığı kaliteli, seviyeli, ümmetin ve insanlığın mazlumiyetini ve emperyalist devletlerin zalimliğini ortaya koyan belgesel gibi konuşmasına sahip çıkılıp saflarını belirtmesi gerekenlerin yapılarını bu millet tarafından değerlendirilmeyeceğini mi zannediyorsunuz?  

Azgın azınlığın Müslüman çoğunluğun değerlerine hakaret kapasitesinin bu kadar yaygınlaşması, kanunların, azgın azınlığa karşı işlemeyip, mazlum Müslüman çoğunluk için işlediği meselesine kafa yorulmadığını; bir Belediye seçimiyle kazananlar, bu rezilliklere oy verenler âcilen nefs muhasebesi yapmalılar. Sabah-akşam politika yenilip politika içilen şu günlerde, kendisi bozacı, resmi ideoloji şıracı. Siyasal hareketler, tek parti diktasının farklı versiyonlarını oynamaya mahkûmlar. Zavallılar, bazen inanmadıkları şeyleri söylerken nasıl da zorlanıyorlar. Ömürleri ‘hık-mık’ ile “kem-küm” ile geçiyor. Kanal kanal dolaşıp politik dedikodu yapıyorlar. Bir şey söyleyecek sanıyorsunuz, fakat tam yerine denk gelince, söz ne zaman büyük taşa gelirse, orada tornistan ediveriyorlar. Böyle bir ortamda sürekli politika konuşuluyor olması, insanların siyasal bilinçlerini artırmıyor. Aksine siyasal körlüğe yol açıyor. İlk bakışta çelişki gibi geliyor, ama inanın bu böyle. Mesela, terör konuşuluyor değil mi? Hiç kimse terörün tarifini yapmaya yanaşmıyor. Terörün dedikodusunu yapıyor. Siyasetçiyse terörün sırtından ne kadar oy devşirilir ona bakıyor. Terörün neden ve niçinleri, konuşulup gayret gösterenlere yardım edileceğine silahlı bürokratlar terör üzerinden politika yapıyor. Politikacının politika yapmasını anlıyorsunuz da, bu kesiminkini anlamakta zorlanıyorsunuz. Bu ülkenin geçmişini bilenler, nelerin nasıl döndüğünü de bilirler ve onlar için artık hiçbir şey şaşırtıcı olmaz. Bazısı da konu mankeni kullanarak vuranı pek görkemli gösteriyor, fakat vurduğu yeri saklıyor. Hem milletin siyaset ihtiyacı sahtesiyle de olsa karşılanıyor, hem de siyasal körlüğün ve bilinçsizliğin üzeri örtülüyor. Bu milletin sürü yerine konulmasını hazmedemiyorum, kabullenemiyorum. Cehaleti saadet biliyorlar. En beteri, dine ve dini değerlere karşı giderilemez bir önyargıları, saklı bir hınçları, maskelenmiş bir düşmanlıkları var. Onların halini tasvirde ‘devşirme psikolojisi’ dahi yetersiz kalıyor. Aytmatov’un romanında tasvir ettiği ‘mankurtlaştırma’ ameliyesine tabi tutulmuş gibiler. Düşman adına öz anasına, babasına, kardeşlerine, milletine ve değerlerine düşman edilmişler. Can dostlarına düşman, can düşmanlarına dost gözüyle bakıyorlar. Bilmedikleri alanlarda konuşurken cesaret abidesi kesiliyorlar. Cehaletlerini ancak böyle gizliyorlar. Hepsinden beteri çıkar, güç ve şehvete tapıyorlar. Çıkarları gerektirdiğinde olmayacakları/yapmayacakları şey yok.

Yumurtalarını pişirmek için memleketi yakacak kadar gözleri dönmüş bir zümre bu.

Ama etkililer. Baksanıza, memleketi suni gündemlerle oyalamayı ne de güzel başarıyorlar. Bir deli bir kuyuya bir taş atıyor, binlerce akıllı o taşı çıkarmak için kuyruğa giriyor.

Nefsine, arzu ve isteklerine kulluğu ‘özgürlük’ olarak lanse edenlerin yaptıklarını, her türlü rezilliğe serbestlik isteyenleri unutmayalım. 

Bu ülkede yıllardır devlet baskısına çanak tutanlardı. Darbeleri alkışlayanlardı. Asker sopasına selam duranlardı. Yasakları savunanlardı. Özgürlüklerin budanmasına ses çıkarmayan, hatta bazen alkışlayanlardı. Farklılıkların bir arada barış içinde yaşaması için atılan her adımı ‘laiklik elden gidiyor’ naralarıyla jurnalleyenlerdi. İslâm düşmanlığını ‘irtica’ yaygarasıyla kullananlardı. Hele omuzu kalabalıklar…

Suçlu oldukları halde villalarında keyif sürenler, baş örtülü anaları dahi yemin törenine sokmayanların pişkinliğini görünce 28 Şubat’ın Başbakanını ‘hemşehricilik, kavmiyetçilik’ galebesiyle utanmadan bir de bağımsız aday olurken milletvekili olarak Meclise gönderenlerin halini düşününce ne zaman “Allah için sevmek, Allah için buğz etmek” seviyesini yakalayacağız diye hep düşünüyorum. 

Bu süreçte resmi ideolojinin, laisizmin, Batıcı taşeronların, emperyalist devletlerin yaptıklarına karşı ne zaman ‘dur!’ diyeceğiz? Mevcut iktidarın yanlışları vardır, Tayyip’in hataları olabilir. Ama bunlar, ‘Tayyip düşmanlığı, iktidarı çökertmek’ planlarını yapan devlet ve millet düşmanlarıyla, dış güçlerin mümessilleriyle nasıl beraber olup ittifak hareketlerine karşı çıkıp tavır konmaz?

Değer yargılarını siyasi tarafgirliğine kurban eden birinin sabiteleri yoktur. Ondan siyasete değer katmasını beklemek beyhudedir. Aksine mevcut siyasi geleneğin içine sabitesiz adamları atmak, mevcut siyasetin ne kadar mikrobu varsa onu kapması demektir. Mikrop kapmakla kalsa iyi, fakat kendisi de mikrop saçan bir kötülük merkezi haline gelir.

Birinin siyasetinin kalitesini belirlemede öncelikli olan, hangi safta ve hangi kulvarda siyaset yaptığı değildir. Siyasi başarı uğruna neleri verip neleri veremeyeceğidir. Bir başka ifadeyle, siyasi kazanç için ne kadar haysiyetsizleşeceği, ne kadar sabitelerinden taviz vereceği, ne kadar çamurlaşıp çamurlaşmayacağıdır. Sabiteleri olmayan, siyaseti pratik ahlak olarak görmeyen, ‘siyasi başarı’ya iman eden bu tarz bir siyaset, ‘başarıya tapan’ bir holiganlar zümresi çıkarır. Onların görevi adeta kaliteyi siyasetten uzak tutmaktır.

Siyasete ahlakı ve değeri taşıyacak olan inşa olmuş insanlar bu tipleri görünce siyasetten ürkerler. ‘Bu mu sizin siyaset dediğiniz şey?’ derler. Bunların yaptığı vaat ettiği siyaseti kendi nefsi üzerinde uygulayamayan, onu kendinde gösteremeyen, onu kendi iç dünyasına tatbik etmeyen birinden ne hayır beklenir? Siyaseti haysiyete tercih edenlerin yaptığı siyasetin adını ne koyarsanız koyun, o siyaset insanlara nefret ettirir. Canlı örneği de İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU!

Hz. Musa’nın Kur’an- Kerim’deki duasına katılalım: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım!”

Allah’ım! Haysiyetimizi haysiyet cellâtlarından koru! Allah’ım! Bizi bizden koru!

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle