Ahlakın hayır boyutu ve düşündürdükleri
“Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah’ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.” (Bakara, 110)
Müslümanlara, kendilerine düşmanlık duyguları besleyenlerle verimsiz ve anlamsız bir mücadeleye girişerek gerilimi daha da artırması kaçınılmaz olan bir ortam oluşturmamalı, Müslüman olmanın gerekleri olan namazlarını kılıp zekâtlarını vermeleri ve genel olarak Allah nezdinde mükâfatını görecekleri, yararlı sonuçlar alacakları hayırlı işler yapmaları emredilmektedir. Her şeyi gören ve bilen Allah’ın; yaptıkları bu güzel işleri de göreceğine ve hak ettikleri karşılığı, mükâfatı vereceğine işaret buyurulmaktadır.
“Sana ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Harcayacağınız mal, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Hayır olarak ne yaparsanız muhakkak ki Allah onu bilir.” (Bakara 215) Sûrenin bu ve bundan sonraki âyetleri; ibadet, ahlâk ve muâmelâta ilişkin düzenlemeler getirmekte, hükümler koymaktadır. İlk hüküm malî yardımlarda kimlere öncelik verileceğine aittir.
Sözlükte ‘malı harcama, tüketme’ anlamına gelen infak; ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah rızâsı için çeşitli hayır yollarında harcamada bulunma, muhtaçların nafakasını sağlama” anlamını ifade eder. Bu anlamıyla zekât, fıtır sadakası gibi zorunlu malî ibadetler yanında sadaka türünden gönüllü hayırları da içine alır. Âyette infak kelimesi özellikle bu anlamda kullanılmış; bağlayıcı olmamakla birlikte bu tür gönüllü harcamalar için (ihtiyaç sahibi olmaları şartıyla) ana babadan başlamak üzere en yakın olan akraba sıralamasıyla bir düzenleme getirilmiştir.
Hayır kelimesi genellikle ‘iyi, iyilik’ veya ‘en iyisi, daha iyisi’ mânasında ve şerrin zıddı olarak kullanılır. Eski sözlüklerde hayır, ‘akıl, adalet, fazilet, yararlı nesne gibi herkesin arzuladığı şey’ diye tanımlanır. Hayır kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de 176 defa tekrar edilmektedir. ‘İyi, güzel, değerli, faydalı ve arzulanır şeyler’ şeklinde oldukça kapsamlı şekilde tanımlanır. Bu kapsam genişliği; hayrın birçok âyette çeşitli menfi içerikli kavramların zıddı olarak kullanılmasından da anlaşılmaktadır. Bu zıtların en yaygın kullanılanı şer kelimesidir. Ayrıca ednâ (en aşağı en değersiz), sû’ (kötü, çirkin; seyyie kötülük, günah; fitne (belâ, darlık) kelimeleri de hayırla birlikte ve onun zıddı olarak geçer.
Âyetlerde hayır kavramı daha çok mal, servet, bolluk gibi maddî imkânlar veya daha genel olarak her türlü maddî ve mânevî nimetler için kullanılmıştır. Hayır yine maddî anlamlarda fakat ‘refah, bolluk, zenginlik’ gibi daha geniş kavramları ifade edecek şekilde de geçer. Kur’an’da nimet kabilinden olan soyut şeylerin de hayır kelimesiyle ifade edildiği görülür. Bu cümleden olmak üzere hayır, Allah’ın kullarına özel nimeti olan vahiy veya Kur’an yerine de kullanılmıştır. “Takvâ sahiplerine, ‘Rabbiniz size ne indirdi?’ diye sorulur, onlar da ‘Hayır indirdi’ derler” meâlindeki âyette (Nahl 16/30) hayrın vahiy yerine kullanıldığı daha belirgin olarak görülmektedir. Hayır kelimesi “sâlih amel” gibi kavramlara yakın anlamlarda her türlü iyi tutum ve davranışların ahlâkî değerini belirtmek üzere kullanılır. Kur’an genellikle insanın aslında âhirette kendisi için faydalı olacak bütün iyilikleri hayır diye isimlendirir. Hayır ve şer kelimeleri, Kur’an-ı Kerîm’deki anlamlarıyla pek çok hadiste de geçmektedir.
İslâm düşüncesinde hayır ve bunun zıddı olan şer ahlâkî kavramlar olarak kullanılmış, kelâmcılar ve filozoflar tarafından işlenmiştir. Kelamcılar, ahlâkî boyutuna ağırlık vererek ele alırken filozoflar hayır-şer terimlerini tercih etmişler ve konunun metafizik yönüne ağırlık vermişlerdir. Yine İslâm düşüncesinde şerrin varlığının inkâr edilmediği; aksine, Ehl-i sünnet inancında olduğu gibi, hayırla birlikte şerrin de kader ve kazâ planı içinde değerlendirildiği görülür. Yaygın düşünceye göre de aslında hayır gibi şer de evrensel planda Allah’ın takdir ve kazâsına bağlıdır. Ancak seçim, tercih kulun iradesiyle olur. Neticesi bildirildiği için cennet; Allah’ın razı olduğu hayır amelleri veya cehennemin, Allah’ın yasakladığı şer amellerini işleyerek oraya gider.
İslâm düşüncesinde hayır ve şer problemi geniş ölçüde iyimser bir yaklaşımla ele alınmıştır. Âlimlerimiz; başlangıcından itibaren dünya düzenini hayırla şerrin, faydalıyla zararlının iç içe bulunuşuna bağlar. Eğer dünyada yalnız şer bulunsaydı bütün varlıklar helâk olurdu. Aksine eğer sırf hayır bulunsaydı o zaman da bir yükümlülük (imtihan, külfet) düzeninden söz edilemezdi; ayrıca (şerden kurtulup hayrı gerçekleştirmek için) düşünmenin sebepleri de ortadan kalkardı; düşünmenin kalkmasıyla da hikmet yok olurdu. Hayır ve şer terimleri yer yer insanın yaptıklarının değeri, çoğunlukla da insanın eylemleriyle ulaşmak istediği amaçların veya faaliyetlerinin götürdüğü sonuçların değeri olarak da kullanılır. Bazı bilginler mutluluğu “en yüksek hayır” diye nitelemiştir. Kur’an-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerle diğer İslâmî kaynaklarda hayır kelimesinin, başta malî fedakârlıklar olmak üzere her türlü yardım severliği ifade eden bir anlamda kullanılması ve Müslümanların bu tür faaliyetlere ısrarla teşvik edilmesi neticesinde erken dönemlerden itibaren Müslüman fertler arasında güçlü bir hayırseverlik ve dayanışma ruhu geliştirdiği gibi sivil ve resmî kişi veya kuruluşlarca da, başta vakıf müessesesi olmak üzere dârüşşifâ, dârüleytam, dârülaceze, dârüşşafaka, imaret, sebil, köprü, cami, mektep ve medrese gibi kamuya hizmet veren birçok hayır kurumu ve eseri meydana getirilmiştir.
İslâm dünyasının ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasî krizlere mâruz bulunduğu krizlerin giderek hafiflemesinde günümüzde ferdî ve kurumsal hayır faaliyetlerinde de hızlı bir gelişme olmaktadır. Her zaman, her ortamda ve her şartta bu hizmetler yapılmalı, hiç aksatılmamalıdır. Konumuz olan âyette geçen iki hayır kelimesinden ilki “mal varlığı”, ikincisi de mutlak olarak Allah rızâsı için yapılan “iyilik” anlamını taşır. Burada ve diğer ilgili âyetlerde görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerîm maddî ve mânevî ilgide ana babayı en başta göstermiş; insanın görevlerini sıralarken Allah’a kulluk görevinin ardından ana babaya iyiliği zikretmiştir. Bundan anlaşıldığına göre bütün hayırların en faziletlisi ve Allah nezdinde en değerli olanı, ana baba için yapılan harcamalardır. Ölçülü ve dengeli olalım. Cömert olalım. Cimrilikten uzaklaşalım. Elimizdeki bütün imkanların asıl sahibinin Allah olduğunu, bize verilmiş emanet olduğunu unutmayalım. ‘Kulluk ve emanet şuuru’ ile hareket edelim. Cihadın bir kısmının da ‘malî cihad’ olduğunu unutmayalım.







