--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

24 Haziran: Diriliş ve Direniş günü

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

İki Allah dostunun seçim vasiyeti/Bu seçimde onlar olsaydı…

‘Bana saldıranı affederim, ama dinime imanıma saldıranı katiyen affedemem!’ 

Said Nursi Hazretleri Ankara’ya gelir ve bir otele (Beyrut Oteli) misafir olur. Ucuz kahramanlık yapan basınımız, o gün daha da pervasızdır. Cumhuriyet ve Milliyet gibi gazeteler, piri fani bir vatan evladının Ankara’ya gelişini bir ‘rejim sorunu’ haline getirmeyi başarırlar. Muhalefet reisi İsmet Paşa, Meclis kürsüsüne çıkar ve Menderes hükümetini ‘irticayı hortlatmakla’ itham eder. Olayın canlı şahidi Gıyaseddin EMRE, Menderes’in ağzından şu cevabî sözleri naklediyor. Adnan Menderes: ‘Paşanın dine ve dindarlara karşı bu bitmez tükenmez kin ve nefretinin esbab-ı mucibesini bir türlü çözemedim. Bütün dünyalığı, zayıf ve nahif birinin bile taşıyacağı kadar az olan bir zattan (Said Nursi’den) niçin bu kadar korkuyor. Bütün hayatını dine vakfetmiş bir piri faniden ne istiyor?’ 

Bunun üzerine siyasi cinayetlerle sonuçlanacak sürece yeşil ışık yakan, İsmet İnönü şu meş’um sözünü kürsüye ikinci defa gelişinde söyler: ‘Öyle zaman gelecek ki, sizi ben dahi kurtaramayacağım.’ Canlı tarih Gıyaseddin EMRE: ‘Menderes eğer Bağdat Paktı’nı ciddiye almasaydı (O antlaşmada imzası olmasaydı) asılmayacaktı. Bu ülkede milletin bağrından, geçmişte üç Başbakan çıktı. (Menderes, Özal, Erbakan) İkisini öldürdüler, birini de süründürüyorlar.’ 

Kendisini Kur’an hizmetlerine adayan son devrin en önemli ulema ve mürşidlerinden Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretlerinin CHP devrinde çektikleri ibreti âlem için belgesel niteliğindedir. Hangi birini sayabilirsiniz. Köylerde, en ücra yerlerde yaptığı ‘Kur’an okuma ve okutma seferberliği’nden dolayı Jandarma takibini, çeşitli isimler altında verdiği hizmet/mücadele ve mücâhedeleri, (Gaz bayiliğinden, peynir mandıracılığından, dağlarda, yaylalarda talebe okutmaya varıncaya kadar) tren kompartımanlarında ezberden ders okutmaktan cami kürsülerinden cemaati ikaz edip onları uyarmalarından, tenvir etmeye çalışmalarına varıncaya kadar… 

‘Dinî Hizmetler’in kanunen meşrûiyet kazanması için resmî zevata müracaatları, talebelerini imtihanlara sokarak Diyanet Teşkilatında görev almalarını temine çalışmaları vs. ayrıca zaman zaman sohbetlerinde gayet açık bir şekilde CHP’ye oy vermenin tehlikesinden bahisle sonucun vahamet ve fecaatini anlatmaları bugünlere de ışık tutar mahiyettedir.  

Sadece bir hatırayı siz değerli okuyucularıma nakletmekle iktifa edeceğim.

1950 seçimlerinden sonra her ne kadar bir rahatlama olduysa da tahkikatlardan yakasını bir türlü kurtaramayan Süleyman Efendi çeşitli cezalara çarptırılır. 1957 seçimlerinden önce bir müddet Kütahya’da cezaevinde kalır. Tahliye olduğunda misafir eden talebeleri ‘57 seçimleri’nin yaklaşması sebebiyle  oylarını kime vereceklerini sorarlar. Biraz da DP’ye kırgınlıkları vardır. Görünürdeki iki parti: CHP ve DP’dir. (Demokrat Partidir.) 

CHP’nin amansız din düşmanlığını görmüş ve yaşamış olan Süleyman Efendi Hazretleri talebelerinin bu sualine şöyle cevap verirler:

‘Evlatlarım! CHP dinime saldırıp dinimi yok etmek istiyor, DP ise bana saldırdı. Bana saldıranı affederim, ama dinime, imanıma saldıranı katiyen affedemem. Dolayısıyla oyumuzu (her şeye rağmen) DP’ye verelim.’

Mü’min; kâfirle, münafıkla, Allah ve Rasulünün düşmanlarıyla ne pahasına olursa olsun beraber hareket edemez, birlikte olamaz. Hele kendi menfaati için din kardeşlerinin karşısında bulunamaz. Kendisini feda eder, dinini feda etmez. Kendisi çiğnenir, düşer, vurulur ama dinini çiğnetmez, dinini düşürmez, dinine imanına, Peygamberine vurdurtmaz. Menfaatler çatıştığında onları tercih edemez, onlara yaranmak ve benimsenmek için müdahanede bulunamaz. Müminler var iken, onlarla beraber dinimize hizmet etme imkânı duruyorken, kendi din kardeşlerini bırakıp, ellerinden gelse Müslümanları bitirecek insanlardan, nasıl medet umulabilir? Bu sebepledir ki Müslümandan istenen, küfrün ve şirkin etkisi altında kalmadan Müslüman olarak yaşayıp, ölmektir. 

CHP’nin organize edip başını çektiği ‘şer ittifak’a oy verme, onların yanında durma, direk veya dolaylı yanlışlıklara âlet olma hiçbir tevil, hiçbir mülahaza, yapılan bu yanlışlıkları örtemez, bu vahim hataya düşenleri de vebalden/mesuliyetlerinden kurtaramaz. Binlerce insanımızı katleden terör örgütünün temsilcilerine (HDP/CHP ve bunlarla beraber hareket eden İYİ ve SAADET Partilerine) oy isteyenleri, kurulduğundan beri mümeyyiz vasfı ‘din düşmanlığı’ olan partiyle hemhal olanları, milliyetçi geçinip, dini hassasiyetlerini kaybeden partinin meddahlığını yapanların bu hallerini hangi ‘mümin bakışı’yla değerlendirebiliriz?

Bugün, İsrail, Almanya, Fransa ve ABD başta olmak üzere bütün Batı ülkeleri; Yunanlılar da dahil senin ülkeni yok etmek isterken bu seçimler için kurdurdukları ‘şer ittifakı’na oy istemek/vermek bu ülkenin insanına yakışır mı? AK Parti diğer partiler gibi menfaatleri doğrultusunda hareket etseydi, başörtülülere serbestiyet tanımasaydı, İHL’lerinin önünü  açmasaydı, küresel güçlerin emrine girip onların arzu ve isteklerini yerine getirselerdi, seçim dahil son olaylar yaşanır mıydı, ‘şer ittifak’ olur muydu? Herkesin yaptığı her amele kendisinden fetva aldığı bir toplum iflah olabilir mi? Necip Fazıl’ın tâbiri ile ‘bu milletin ruh köküne kezzap döken bir partiye oy verilemez!’ Bugün bu Allah dostları hâlâ hayatta olsalardı talebelerine, muhiblerine kime oy vermelerini söylerdi? 

Erdoğan’ı devirme, Türkiye’yi durdurma ihanetine 24 Haziran’da âlet olmayalım!

Misyon olarak CHP’den farkı olmayan diğer partileri de düşündüğünüzde ‘oy pusulası’nda şaşırmamanız için bu Allah dostlarını unutmayalım. Yaşayışlarıyla, tavsiyeleriyle…

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle