24 Haziran tarihi bir seçimdir!
Yeni nesiller, insanımızın bugünlere hangi yangınların içinden geçip geldiğini, imanlarını korumak için ne bedeller ödediğini bilmiyorlar. Dolayısıyla dün ile bugün arasındaki farkı, bu fark için verilen mücadeleyi ve bu mücadelenin sonunda kendilerine düşen payı bilmiyorlar. Dünü bilmeden, bugünü anlamanın imkânsızlığını, dün bu ülkede İslâm’ı ‘yasadışı’ ilan eden çevrelerin bugünkü hırçınlıklarının hakiki sebebini bilmiyorlar. Buna ilave olarak onlara yol gösterme mevkiinde olanların düştüğü halleri görünce (belki faydası olur diye) iki Allah dostunun vasiyet gibi hatıralarını nakletmek istiyorum.
O zalim CHP döneminden sonra Menderes’in D.P iktidarında milletvekili olan Gıyaseddin Emre, (2 Ekim 2008’de vefat etti.) başından geçen birkaç olayı şöyle anlatıyor: “Meclise ilk girdik. O zaman yeni Meclis binası yapılmamıştı. İlk namaz vakti girdi. Bina içinde yana yakıla namaz kılacak bir yer aramaya koyuldum. Derken benim durumumda olan iki arkadaşla bu vesile ile oracıkta tanıştık. Onlar da namaz kılacak yer arıyorlarmış. İçeride bulamadık. Müştemilat içerisinde ‘bir yer buluruz’ ümidimiz de boşa çıktı. Bahçeye çıktık. Uzun yıllar Mecliste görevli olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir görevliye ‘bahçede namaz kılabileceğimiz bir yer göstermesini’ istedik. O zat, bize döndü ve dedi ki: ‘1925’ten bu tarihe (1950’ye) kadar burada bir tek alın secdeye varmadı.’
Ceberut tek parti CHP iktidarından, dramatik bir düşüşle muhalefet sıralarına gömülen İnönü’nün ve temsil ettiği düşüncenin insan hak ve özgürlüklerinden ne anladığını da bu vesile ile bir defa daha öğrenmiş oluyoruz.
Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti karşısındaki ‘şer ittifak’a dikkat etmek gerekmez mi? İslâmi her teşebbüse karşı çıkan, ilgili mahkemelerde itiraz eden, belge, bilgi, görüntülerle ortada olan, ‘yapmadık’ diyemeyen cibilliyetlerine işlemiş CHP ile aynı safta buluşan, birleşen Temel KARAMOLLAOĞLU ile milliyetçi geçinen Meral AKŞENER’e ne demeli. Bir de bunlara ilaveten vatan ve devlet bölücülüğünden, katliamlara varıncaya kadar bunların liderliğini yapan Selahattin DEMİRTAŞ’a özgürlük istenmesinin insanlıkla bağdaşır tarafı var mı? Kız öğrencilerin başörtü meselesinden başörtüsü ile yemin ettirilmeyen milletvekiline, memurlara başörtüsü yasağından kurumlara mescid açılmamasına, İHL’den mezun olanlara yapılan katsayı zulmünden kazansa dahi o okuldan mezun olanlara burs vermemeden iş hayatına sokmamaya varıncaya kadar bütün zalimlikleri yapanlarla ittifaka sıcak bakılabilir mi? Yaptıkları zulüm ve katliamlar bir makaleye sığmaz. Bir de bunlara ilaveten Devletimizi yıkmak isteyen, büyümesinden rahatsız olan, bütün ihanet şebekelerine sahip çıkan dış şer güçlerle ortak hareket etmeleri, onlar tarafından ağırlanmaları, sahip çıkılmaları hiçbir iz’an ve insaf sahibinin kabullenemeyeceği hususlardır.
Bütün bunlara rağmen bazı cemaat, cemiyet, camia, vakıf, dernek, vs.(ki ben ‘gönüllü kuruluşlar’ diyorum.) seçimlerde net tavır sergilememeleri affedilir bir hata değildir. ‘Tayyip Düşmanlığı’ akl-ı selim ve kalbi selimle hareket edemez hale gelmiş/getirilmişlerdir. Yanlışlığı, yolsuzluğu, hak ve hakkaniyete uymamalar yaşanmışsa kim yaparsa yapsın cezasız kalmaz. Çekecekler/hesabını mutlaka vereceklerdir. Bu tesbitimizle beraber AK Parti ve Tayyip ERDOĞAN meselesinde ‘şer ittifak’ta değil, ‘millî/manevî ittifak’ta birleşmek/bulunmak gerekir. Bu seçimin öneminden, sonuçlarının millet/ümmet meselesi olacağından bile bahsetmeye gerek yoktur. Gayet açık bir şekilde ortadadır. Doğruları/tercihleri görememek hak ve hakikate karşı ‘kör’ olmayı gerektirir.
İki İslâm büyüğünden örnek vermek istiyorum. Vicdanlarını, ‘müftü fetva verse bile kalbindeki fetvaya danış’ buyuran Peygamber Efendimizin sözüne riayet edeceklere, o vicdanlarının sesine sağır olmayanlara hatırlatma düşüncesindeyim.
Unutmayalım! Cemaata göre din değil, Dine göre cemaat, vakfa göre din değil, Dine göre vakıf, vs. Uyulması gereken ölçü Allah ve Resülü’nün ölçüsüdür. Diğer bir ifade ile Âyet (Vahiy) Hadis (Sünnet) Sahabe (Eshabı Kiram) sıralamasına riayettir. Günümüzde müşahede ettiğimiz husus, din ve dindarlık konusunda seküler ve dindar çevrelerde yaşanmakta olan ihmal ve abartıdır. Aslında ihmal de “kayıtsızlıkta aşırılık” sayılır. İçi boşaltılmış bir dindarlık olmaz/olamaz. Dindarlık, ‘dinde olanı yaşamak’tır. Dinin belirlediği ilkelere ve koyduğu sınırlara uymak yerine, birtakım keyfi yorumlar ve abartılı eylemlerle kendi inanç ve duruşlarını dinin sınırları dışına taşımakta seküler çevrelerle birleşmektedir.
Cumhurbaşkanımız Tayyip ERDOĞAN, AK Parti ve Başbakanımız Binali YILDIRIM küçük iddiaların, küçük adımların, küçük hesapların adamı ve partisi değillerdir. Ismarlama ittifaklarla, projelerle, siyasi söylemlerle, tayin edilmiş liderlerle, dışarıdan dayatılan Türkiye tasarımlarıyla bu mücadele durmayacak/durdurulamayacaktır. Bu parti ve lideri tarihi sorumluluklarımızı bilen ve bildiren bir yapının temsilcileridir. Sahip çıkmak tarihi bir vecibedir. Verilen bu büyük mücadele, dünyanın yeniden biçimlendiği, coğrafyanın yeniden inşa edildiği, bütün haritaların yeniden çizildiği, Türkiye için parçalanmış haritaların masa masa dolaştığı dönemde verilmektedir. Bu milletin has evlatları bu mücadeleyi verenleri yalnız bırakamaz/bırakmamalıdır.
Lider Türkiye’ye, ümmet ve millet derdiyle dertlenen lider Tayyip ERDOĞAN’a tahammülsüzlük masa başında sınırları çizenlerin sınır tanımayan gönül dünyamıza sınır koymaya çalışmalarındandır. Harita taslaklarını başlarına geçireceğiz korkusu, kendi haritalarımızı çizeceğiz endişesi, kendi istikametimizde yürüyeceğiz iradesi, tarihi yükselişimizi ihyanın tedirginliği, bütün iç ve dış şer güçlerin ittifakını oluşturmuştur. Büyük mücadele budur. Saldırıların sebebi budur. Türkiye’yi kuşatma çabasının arkasında yatan irade ve hesap budur. 24 Haziran, basit bir seçim tarihi değil, bir tarih hesaplaşmasıdır. Seçime normal verilen oy olarak değil, bu açıdan bakmamız icap eder.
Suriye sınırından, Ege’den, Doğu Akdeniz’den, ‘içeriden işgalciler’ tarafından, coğrafyadaki bütün terör örgütleri ve müttefik bildiğimiz ülkeler tarafından tehdit ediliyoruz. Kısaca bütün sınırlardan saldırı altındayız. Suriye’ye, Irak’a, Gazze’ye Saraybosna’ya, evladı fatihan’a, Türk Dünyası’na Afrika’ya, bütün coğrafyaya yakın oluşumuz millet ve ümmet şuurundan, zalimin karşısında mazlumun yanında oluşumuzdan, terörist devletlerle mücadele edeceğimiz lider TÜRKİYE oluşumuzdandır.
İşte 24 Haziran seçimi ve sonuçları normal bir seçim ve sonuçları olmayacaktır.
(Yarın devam edeceğim İnşaallah…)







