Gülen hareketi Abdülhamid’i arkadan vurmaya benziyor
Tıpkı Şerif Hüseyin ve oğulları gibi Osmanlı Devleti’nin en üst düzey makamında rahat ve huzur içinde her türlü konforu sağlandığı İstanbul’da ikamet ettiği 20 yıllık zaman içerisinde şan ve şeref ile yaşarken, Abdülhamid’e ihanet ederek, tahttan indirenlerin oyunu ile vaad edilen Mekke, Medine Krallığı’nın hayali ile İngilizlerin oyununa düşerek, 5 cephede çarpışan Osmanlı Devleti’ni arkadan vurarak, en son darbeyi indirmiştir. Daha sonra vaad edilen Mekke, Medine Krallığı’na da nail olamayıp, Kıbrıs’a sürgün gönderilip, ömrünün sonuna kadar İngilizlere esir düşmüş ve en son orada zehirlenerek öldürülmüştür.
2 oğlu Faysal ve Abdullah da feci şekilde katledilerek can vermiştir. İşte devletsizlik ve devlete ihanet daha dünyada iken ibreti alem için, ilahi adalet tarafından böyle cezalandırılır.
Devleti olmayanın dünyada hakimiyetinin olması mümkün değildir. İslam dünyasında ayakta kalabilen birkaç devletten biri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için yabancılarla ve hainlerle işbirliği yapmanın hiçbir izah edilebilir masum tarafı yoktur. Olsa olsa kendisine bir dünya kurmak ve dünyayı bütün devletleri ile beraber kendisinin idare etme hastalığı ve çılgınlığı, bir narsistlik ve bir ruh hastalığıdır.
Peygamber Efendimiz (AS) kainatın efendisidir en son Peygamberdir. Buna rağmen (FEZEKKİR İNNE MA ENTE MÜZEKKİR LESTE ALEYKÜM Bİ MUSAYTİR) SEN ANCAK BİR UYARICI VE BİR DÜŞÜNDÜRÜCÜSÜN, ONLARIN ÜZERİNDE BİR YÖNETİCİ DEĞİLSİN.
Gibi ayetler ile insanların hidayetinin ve imanının Allah’tan olduğunu ve insanların kendi iradeleri ve liyakatları ile Allah tarafından ihsan edileceği vurgulanmıştır, Yüce Kitabımızda. Peygamber Efendimiz için, hem habip ve hem resuldür buyruluyor.
Örnek bir kulluğu itibarı ile kendisini Allah’a sevdirir. Peygamberlikten önce de örnek bir insan olarak bulunduğu toplum içerisinde 40 yıl eminliği ve dürüstlüğü ile Peygamberliğe liyakati olduğu müsellemdi. Bu yönü ile HABİBTİR bütün insanlar, melekler ve Allah O’nu sever görevi budur. Buna rağmen O’na verilen en yüce büyük mevki ve makam, ABDUHU VE RESULUHDUR, Peygamber Efendimiz kelime i şehadetdeki ABDİHİ kelimesi Allah’tan başka hiçbir şeye bağlı olmayan sadece kainatın Yüce sahibine bağlı olan demektir.
İKİNCİ KUL KELİMESİ DE: (SÜBHANELLEZİ ESRA ABDİHİ LEYLEM MİNEL MESCİDİL HARAMİ İLEL MESCİDİL AKSALLEZİ BAREK NE HAVLE HU Lİ NİRÜYE HU MİN EYETİNE) ALLAH BİR KULUNU GECENİN BİR VAKTİNDE MESCİDİ HARAM’DAN MESCİDİ AKSA’YA ORADAN 7 KAT SIRLI ALEMLERDE AYAETLERİNDEN BİR KISMINI GÖSTERMEK İÇİN GÖTÜRDÜ. Bu kadar yüce mevkilere ulaşması anlatılır iken ABDİHİ yani bir kul olarak bu yüce makamlara ulaşması özellikle vurgulanmaktadır.
3’ÜNCÜ KULLUK MERTEBESİNE İŞARET: (NEZZELEL KURANE ALA ABDİHİ Lİ YEKÜNE LİL ALEMİNE NEZİRA) BİZ BU KUR’AN’I BÜTÜN ALEMLERE ULAŞTIRMASI İÇİN BİR KULUMUZA İNZAL ETTİK.
Bu ayette de bahsedilen ABDİHİ kelimesi, birincisi Kelime-i Şehadet’deki Allah’a imanla beraber, peygamberin, peygamber olarak inanılması, iman edilmesi, FAKAT BİR KUL PEYGAMBER olarak kabul edilerek iman edilmesi, Allah’ın varlığı ve birliği ile bir arada zikredilirken KULLUĞU VURGULANMIŞTIR.
ÜÇÜNCÜ KULLUK VURGUSU İSE: Kur’an’ın kendisine Gökler Aleminden yerdeki bir kula indirilmesi vurgusu yapılırken yine bir kulluk kelimesi öne çıkarılarak, kulluğuna vurgu yapılmıştır. Kulluk bir sıradanlaşma veya bir tenzili rütbe değildir. Kulluk bir sıradanlaştırma veya bir tenzili rütbe değildir, kulluk yeryüzündeki bütün yaratılanlardan ve mevcudattan bir özgürleşme ve bir kurtuluştur.
Sadece ve sadece kendisini ve bütün Kainat’ı Yaratan’ı bilme bulma ve O’na bir bağlanmadır. İman bir intihaptır yani tereddütsüz bağlanmaktır. Kainat’ın yegane sahibini görebilmek her şeyi O’na bırakmak ve Ondan bilmektir. Olaylara müdahalede bulunmak, haddini aşmak ve kadere baş kaldırmaktır. Kadere itiraz eden başını örse vurur kırar ve Cenab-ı Hakk’a karşı gizli bir şirk içerisine düşer.
Gülen’in bu incelikleri bildiği ve yazdığı pek çok yazısı vardır, ne yazık ki insan zamanla yazdıklarını bildiklerini unutabilir ve tekrar hatırlamaya ihtiyaç duyabilir. Koskoca bir cemaatin binlerce mensubu olan bu teşkilatın gizli bir örgüte dönmesi, şeytanın tuzağına düşmesi, hiçbir özeleştiri yapmadan tamamen ona itaat etmesi ve bunu Allah’a sadakat gibi kula da sadakat olduğunu düşünmesi koskoca bir cemaatin ilahi bir yoldan şeytani bir yola kaymasını ve düşmesini netice verebilir.
Yüzde yüz itaat ve güven sadece yüce Allah’a aittir hiç kimse yüzde yüz güvenilebilir değildir.
HİÇ KİMSE BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAKLA GÖREVLİ KAİNAT İMAMI OLMAYA MECBUR DEĞİLDİR.
DÜNYA NE ÇEKTİYSE KURTARICILARDAN ÇEKTİ.