• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Özcan
Mustafa Özcan
TÜM YAZILARI

827 yıldan beri bir ilk

10 Kasım 2014


Mustafa Özcan İletişim: [email protected]

İsrail 1967 yılında Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Doğu Kudüs’ü de işgal etti. Bununla birlikte Mescid-i Aksa’nın statüsüne dokunmadı. İslam aleminin tepkisinden çekindi. Uygun bir zamanı gözledi. 1967 statüsü statüko olarak kaldı. Son sıralarda baskınlarla birlikte fiili olarak bu statü veya statüko aşındırılmak, bozulmak isteniyor. Bununla birlikte Şimon Peres, Tzipi Livni’ye göre de ateşle oynayan Netanyahu statünün devam ettiğini ve bozulmadığını söylemiştir. Lakin İsrail hükümeti tarafından dini mekanlara Ürdün’ün nezaret etmesi keyfiyeti kaldırılıyor. İsrail hükümranlığının tamim edilmesi adı altında İslami dini mekanlara da dokunuluyor. İsrail siyasi veya fiili hükümranlığını dini boyuta da uzatmak istiyor. Hükümranlık boyutlarını yaymak, genişletmek arzusunda. Doğu Kudüs’teki İslami mekanların idaresinin Ürdün’ün nezareti altında olması hükümranlığının da bu ülkeye ait olduğu anlamına gelmiyor. Hukuki olmasa da siyasi olarak hükümranlık İsrail’e ait. İsrail bu hükümranlığı dini hükümranlık boyutuna da taşımak ve yaymak istiyor. Bunu İslam dünyasının oldu bittilerle nabzını tutarak; zemin ve zamanın uygun ve olgunluğuna göre yürürlüğe koymak istiyor. Bu yüzden Netanyahu fanatiklere siyasi şemsiye tutuyor. Suçu da başkalarına yıkıyor. Ehud Barak’ın başbakanlığı sırasında, Şaron’a Mescid-i Aksa’nın hürmetini ihlal etmesi için siyasi şemsiye tutması gibi. Dolayısıyla Hamaney ve Esat gibi bir başka ‘kezzab el eşir’ olan Netanyahu statükonun devam ettiğini söyleyerek gözlerimizi boyuyor. Halbuki fiiliyatta statüko aşındırılıyor. 1967 yılında Moşe Dayan’ın işgalle birlikte başlattığı statüko kırılıyor. Fiili statüko fiili ihlallerle aşındırılıyor.

Netanyahu bu ihlalleri meşrulaştırmak için de gelecekteki müzakerelerde nasıl olsa burasının İsrail’e bırakılacağını söylüyor. Onun dediği müzakereler herhalde kendin çal kendin oyna faslında olacak. Filistin tarafında muhatap olmadığını söyleyen de kendisi. Mescid-i Aksa merkezli olarak tırmanan gerilimle alakalı olarak kah Hamas’ı, Raid Salah’ı kah ise Mahmut Abbas’ı  suçluyor. Zavallı Mahmut Abbas onun için sadece bir günah keçisi. İsrail eylemleri için meşrulaştırıcı bir örtü veya sütre. Durum 1967 hezimetinden çok daha tehlikeli ve derinde. İslam dünyasında çürüme devam ediyor. Arap liderleri gayri resmi olsa bile aleni olarak İsrail’in ortakları haline geldiler. Hamas üzerinden İsrail’le ortaklıklarını meşrulaştırıyorlar. Netanyahu da Hamas, Müslüman Kardeşler bağlantısını nazara vererek, ‘Arap kardeşlerini’ yardıma çağırıyor! Mescid-i Aksa baskınları ve infialler sonucunda tırmanan gerilimle birlikte Aksa kuşatılmış ve cemaatin mabede ulaşması engellenmiştir. Kimileri bu süreci anlamlandırma çabasıyla 1967 yılından beri ilk defa Mescid-i Aksa’nın kapatıldığını ve cemaatsiz bırakıldığını söylüyor. Televizyonlarda yayınlanan görüntülerde Aksa müezzininin tek başına ezan okuduğu görülüyor.

Kimileri bu görüntüyü 1967 yılından beri bir ilk olarak görse de Ürdünlü tanınmış simalardan Suud Ebu Mahfuz bu durumun 827 yıldan beri bir ilk olduğu görüşünde. 827 yılı öncesi neye tekabül ediyor? Salahaddin Eyyübi’nin Hittin Savaşını kazanmasına denk geliyor. 1187 yılı İslam ümmeti ve Aksa için bir milat ve doğum ise 827 yıl sonrası 2014 yılı ise bir miat, bir randevu tarihi. Umursamadıkça ve ihmal ettikçe meydan okumalar büyüyor. İhmal ettiğimiz görevimizi hatırlatıyor. Meydan okumanın büyüklüğü nispetinde büyük mukabeleye hazırlanmak gerekir. Düşmanın veya meydan okumanın büyüklüğü mukabelenin ve dolayısıyla mübarezenin büyüklüğünü de beraberinde getiriyor. Düşman büyük değil. Bizi yere seren mikrop oldukça küçük ama bünye dayanıklı değil. Bünye zayıf ve dayanıklı olmadığından dolayı küçük bir mikrop yere serebiliyor. Önemli olan kalkmak için doğru noktayı bulmaktır. İkinci İbni Haldun olan Malik Binnebi’nin en yerinde tespitlerinden birisi kırılganlık teorisidir. Ona göre yenilgilerin nedenlerinden birisi kabiliyetü’l hezimedir. Yenilgiye yatkınlık halidir. Bu da dış faktörle alakalı değil iç faktörle ve bünyeyle alakalı bir durumdur. İbni Haldun’un bu yöndeki en ilginç tespitlerinden birisi de mağlupların galipleri taklit tezidir. Hadis bu sosyal hastalık ve marazın ahirzaman konjonktürüne yansıyacağını haber vermiştir. Çok bilinen bu hadis yaşadığımız sosyolojik döneme ışıt tutuyor. “Siz sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz. hatta onlardan birisi kertenkele deliğine girse siz de onların peşinden kertenkele deliğine gireceksiniz.” Bunun üzerine sahabe: “Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?” diye sorunca Allah’ın Rasulü şöyle buyuruyor: “Başka kim olabilir?” Düğümü yine 827 yıl önceki reçeteyle çözeceğiz. Bu çürümüşlüğü ve üzerimizdeki ölü toprağını Salahaddin komutasında yeni Salahaddin nesliyle birlikte aşacak ve savuşturacağız. Zaferler burcuna girmemiz yakındır. 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23