Sadece israf değil, aynı zamanda imtihan
Sadece israf değil, aynı zamanda imtihan
MURAT ALAN
Dün.. 30 Mart’tı..
Takvimde bir gün. Ama hakikatte insanlığın kendiyle yüzleştiği bir eşik..
Uluslararası Sıfır Atık Günü.
Dördüncü yılında yine aynı sorunun etrafında dönüyoruz..
Gıda israfı.
Ama artık bu mesele, sadece çöpe giden yemek değil…
Bu, insanın emanete nasıl davrandığının açık bir göstergesi.
Dünya insana emanet!..
Emine Erdoğan Hanımefendi’nin işaret ettiği gerçek, aslında bir istatistikten çok daha fazlası..
Her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğe denk gelen 2,3 milyar ton gıda…
Daha sofraya ulaşmadan yok oluyor.
Bir lokma çöpe düştüğünde sadece yemek gitmiyor.
Toprak susuyor. Su israf ediliyor. Emek hiçe sayılıyor.
Ve en ağır tarafı şu..
Birileri çöpe atarken, birileri açlığa mahkûm ediliyor.
Tam da bu noktada mesele, sadece çevre değil…
Ahlak meselesi hâline geliyor. Çünkü biz, israfa karşı bir dinin mensuplarıyız.
Kur’an-ı Kerim’de açık bir hüküm var, “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
Bu ayet, sadece bir tavsiye değil; bir hayat ölçüsüdür.
Sofraya nasıl oturacağımızdan, dünyayı nasıl tüketeceğimize kadar uzanan bir çizgidir.
Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatı bunun yaşayan örneğidir.
Bir hurmayı dahi ziyan etmeyen, suyu israf etmemek için akan nehir kenarında bile ölçülü davranmayı öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz biz.
Yani sıfır atık, bizim için yeni bir keşif değil. Bir sünnetin tatbiki..
Unuttuğumuz bir hakikatin yeniden hatırlanmasıdır.
İşte bu yüzden Sıfır Atık Hareketi, sadece modern bir çevre projesi değildir.
Bu, kadim bir medeniyetin yeniden ayağa kalkma iradesidir.
2017’de Emine Erdoğan Hanımın öncülüğünde başlatılan bu hareket, bugün sınırları aşmış durumda.
Sadece Türkiye’de değil, küresel ölçekte bir bilinç dönüşümüne öncülük ediyor.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde şekillenen bu vizyon, Birleşmiş Milletler nezdinde karşılık bulmuş, dünya çapında bir farkındalığa dönüşmüştür.
Ama asıl mesele hâlâ bireyde düğümleniyor. Rakamlar önemli, evet…
Ama yetmez.
2017’de % 13 olan geri kazanım oranının bugün %36’yı aşması…
Milyonlarca ton atığın ekonomiye kazandırılması…
Milyonlarca ağacın kesilmekten kurtulması… Bunlar çok büyük başarılar.
Ama şu sorunun cevabı verilmeden eksik kalır, “Ben neyi israf ediyorum?”
Bir tabakta bırakılan yemek… Bir gardıropta unutulan kıyafet…
Gereksiz yanan bir lamba.. Otoban kenarına atılan bir su şişesi..
Bunların her biri, aslında bir nimetin inkârıdır.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şu, israf, sadece tüketim fazlası değildir…
Şükür eksikliğidir.
Emine Erdoğan Hanımefendi’nin “Bu gidişata hep birlikte dur diyelim” çağrısı, bu yüzden sadece çevresel değil, aynı zamanda vicdani bir çağrıdır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum bunu bütün dünyaya anlatmak için New York’taydı..
Gerçekleri Batı’nın adeta yüzüne çarptı..
Peki biz üzerimize düşeni yapıyor muyuz?
Çünkü bu çağrının muhatabı devletler kadar bireylerdir.
Evde artanı değerlendirmek… İhtiyacın kadar almak… Fazlayı paylaşmak…
Bunlar küçük alışkanlıklar gibi görünür. Ama aslında büyük bir medeniyet refleksidir.
Bugün Türkiye, sıfır atık anlayışını sadece teknik bir dönüşüm olarak değil,
adalet, merhamet ve sorumluluk ekseninde bir dünya tasavvuru olarak ortaya koyuyor.
Çünkü biz biliyoruz ki, israf eden bir toplum, sadece kaynaklarını değil geleceğini de tüketir.
30 Mart… Sadece bir tarih değil. Bir uyarı. Bir hesaplaşma. Bir karar anı.
Ya tüketmeye ve tükenmeye devam edeceğiz… Ya da sahip olduklarımızın kıymetini yeniden öğreneceğiz.
Çünkü bu dünya bize miras değil, emanet. Ve emanete sahip çıkmak, sadece çevrecilik değil…
İnancın, ahlakın ve insanlığın gereğidir.
İsrafı terk etmek, aslında kendimizi yeniden inşa etmektir.
Ve belki de asıl mesele şudur, çöpe attığımız şey, gerçekten sadece bir lokma mı yoksa geleceğimiz mi? Selametle..