Gazze’de çocuklar ölürken insanlık da can veriyor!
Gazze’de çocuklar ölürken insanlık da can veriyor!
ARZU ERDOĞRAL
Gazze artık yalnızca bir coğrafyanın adı değil; vicdanın, adaletin ve insanlığın sorgulandığı bir yer haline geldi. Dünyanın gözü önünde, modern çağın en ağır insani trajedilerinden biri yaşanıyor. Her gün yeni bir bombardıman haberi geliyor, her gün yeni çocuk cenazeleri toprağa veriliyor, her gün biraz daha derinleşen bir sessizlik bütün dünyayı kaplıyor. Ve ne yazık ki artık insanlar sadece bombalarla değil; açlıkla, susuzlukla, ilaçsızlıkla ve unutulmuşlukla ölüyor.
İsrail ordusunun ateşkese rağmen Gazze Şeridi’nin kuzeyinde bir eve ve bir araca hava saldırısı düzenlemesi, “ateşkes” kavramının ne kadar anlamsızlaştığını bir kez daha gösterdi. Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın aktardığı bilgilere göre saldırılarda en az 7 Filistinli hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Oysa ateşkes, savaşın durması demekti. Sivillerin korunması, yaralıların tedavi edilmesi, aç insanların gıdaya ulaşabilmesi demekti. Fakat Gazze’de ateşkes bile ölümün temposunu değiştirmeye yetmiyor.
Bugün Gazze’de insanlar gökyüzünden gelen bombalar kadar, sınır kapılarında bekletilen yardımlar yüzünden de hayatını kaybediyor. Filistinli gazeteci Muhammed Abu Taqiya’nın verdiği bilgiler, yaşanan insani felaketin boyutunu gözler önüne seriyor. Gazze’nin günlük temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için her gün en az 600 yardım TIR’ının giriş yapması gerekiyor. Bu sayı aynı zamanda yapılan anlaşmaların da bir maddesi. Ancak işgal güçleri en fazla 150 ila 200 TIR’ın girişine izin veriyor. En temel gıda maddelerinden biri olan yumurtanın bile bölgeye girişine engel olunuyor.
Bir halkı aç bırakmak, susuz bırakmak, ilaca ulaşmasını engellemek bir güvenlik politikası değil; insanlığı cezalandırmaktır. Çünkü açlık artık Gazze’de doğal bir sonuç değil, bilinçli bir silah haline gelmiş durumda. Çocuklar açlıktan bayılıyor, anneler günlerdir yiyecek bulamıyor, hastaneler serum bulamadığı için yaralıları ölüme terk ediyor. Yeni doğan bebeklerin kuvözlerde elektriksizlik nedeniyle yaşamını yitirdiği bir çağda, dünyanın hâlâ “denge politikası” konuşması insanlık adına büyük bir çöküştür.
Gazze’de bugün yaşananlar yalnızca askeri operasyonlarla açıklanamaz. Çünkü burada hedef alınan sadece binalar değil; yaşamın kendisi. Okullar vuruluyor, hastaneler hedef oluyor, ibadethaneler yıkılıyor, gazeteciler öldürülüyor. İnsanların sığınabileceği tek bir güvenli alan bile bırakılmıyor. Bir annenin çocuğunu koruyabileceği hiçbir yer yok. İnsanlar artık ölümden kaçmıyor; ölümün hangi taraftan geleceğini bekliyor.
İşgalci İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ateşkese rağmen Gazze’de işgal edilen alanların genişletildiğini açıkça itiraf etmesi de bütün dünyanın görmesi gereken gerçeği ortaya koyuyor. Çünkü burada mesele yalnızca “terörle mücadele” değil. Burada bir halkın sistematik biçimde kuşatılması, yaşadığı topraklardan koparılması ve yaşam alanlarının daraltılması söz konusu. Her geçen gün Gazze biraz daha nefessiz bırakılıyor.
Dünyanın büyük bölümü ise bu trajediyi yalnızca ekranlardan izliyor. Uluslararası kuruluşlar açıklamalar yapıyor, liderler “endişeliyiz” diyor, diplomatik cümleler kuruluyor. Fakat Gazze’de insanlar açıklamalarla değil, ekmekle hayatta kalabilir. Bir çocuğun hayatını kurtaran şey kınama mesajları değil; gerçek bir vicdan ve somut bir iradedir.
Batı dünyasının insan hakları söylemleri de Gazze’de büyük bir sınav veriyor. Çünkü dünyanın başka bölgelerinde yaşanan acılarda günlerce manşet atanlar, Gazze’de öldürülen çocuklar için çoğu zaman sessiz kalıyor. Özgürlükten, hukuktan ve insan haklarından söz eden ülkelerin büyük bölümü, Gazze’de yaşananları görmezden geliyor. Oysa insan hakları, yalnızca güçlü devletlerin vatandaşları için değil; dünyanın neresinde olursa olsun her insan için geçerli olmalıdır.
Bugün Gazze’de insanlar sadece yaşam savaşı vermiyor; insan kalabilme savaşı da veriyor. Açlığa rağmen birbirine ekmeğini bölüşen insanlar, bombardıman altında çocuklarını teselli etmeye çalışan anneler, yıkılmış hastanelerde imkansızlık içinde ameliyat yapan doktorlar… Bütün bu görüntüler bize şunu gösteriyor: İnsanlık Gazze’de ölürken, aynı zamanda direnmeyi de öğreniyor.
Fakat bu direnişin bedeli çok ağır. Her gün biraz daha büyüyen mezarlıklar, yetim kalan çocuklar, parçalanmış aileler, yıkılmış şehirler… Bir nesil travmanın içinde büyüyor. Çocuklar artık oyuncak değil, enkaz görüyor. Okul zilinin sesini değil, savaş uçaklarının sesini duyuyor. Ve dünya bu çocuklara sadece sessizlik bırakıyor.
En acısı da şu: İnsanlık artık ölümlere alışmaya başladı. Her gün gelen ölüm haberleri sıradanlaşıyor. Oysa hiçbir çocuk ölümü sıradan değildir. Hiçbir annenin feryadı normal değildir. Bir insanın açlıktan ölmesi, bütün insanlık için bir utançtır.
Bir gün bu savaş bitecek. Bombalar susacak, şehirler yeniden kurulacak belki. Ama bugün dünyanın gösterdiği sessizlik tarihe kara bir leke olarak geçecek. Çünkü bazı dönemlerde insanlar yaptıklarıyla değil, sustuklarıyla da yargılanır.
Gazze bugün sadece Filistin’in meselesi değildir. Gazze bugün vicdan sahibi herkesin meselesidir. Çünkü orada ölen sadece insanlar değil; adalet, hukuk, merhamet ve insanlığın ortak değerleridir.
Ve dünya şunu unutmamalıdır: Bir yerde çocuklar açlıktan ölüyorsa, orada sadece insanlar değil, insanlık da can veriyordur.