• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Muhammed Şevket Gökşan
Muhammed Şevket Gökşan
TÜM YAZILARI

Son Kalemiz Tehlikede!

12 Eylül 2021
A


Muhammed Şevket Gökşan İletişim:

Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i nebevisinde “Sizden her kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Zira evlenmesi gözünü yasaklara kaymaktan ve namusunu korumada en etkili sebeptir.” (Buhari, Müslim, Nesai).Başka tariklerle gelen diğer bir varyantında ise “O kişi dininin yarısını ikmal etmiş olur, geri kalanı hususunda ise Allah’tan sakınsın.” buyurdular. Bu hadis-i nebeviler ve konuya dair daha başka hadis-i nebevilerin mefhumîanlamının ötesine işaret eden manalarına baktığımızda,Efendimizin(s.a.s.) evlilik hayatına zahirde anlaşılanın ötesinde bir mana ve ehemmiyet yüklediğini görürüz. Zira adına İslam toplumu/İslam medeniyeti denilen bir hakikatten söz edecek/edilebileceksek (ki, bu inkarı mümkün olmayan bir gerçektir) bunun çekirdeği, temel taşı ve tohumu evlilik dediğimiz müessese ile meydana gelen ailedir. Zira İslam’da şahıs, aile, cemaat ve ümmet ekseninde hayat teşekkül ederken, İslam dışı beşeri (özellikle içinde yaşadığımız modern toplumda) birey, kurum ve devlet şeklinde toplum teşekkül etmekte. Bu nedenle İslam’da birey ve aile ne denli sağlam ve sağlıklı olursa, bu ailelerden oluşan İslam cemaati ve İslam toplumuda, o toplumun toplumsal hayatı da ona oranla zinde ve sağlam olur. Aksi takdirde aile zayıf ve çürük olursa, ona oranlada toplum zayıf olur, çözülmeye ve çürümeye açık hale gelir.

Bugün yaşadığımız modern çağda benliğin, bencilliğin, feminist ve hümanist tavırların tavan yaptığı/yapıldığı bir aşamadayız.Boşananlarınsayısı evlenenlerden çok; evlendikten sonra ilk altı ayda boşanmaların oranı %45’lerin üzerine çıkmış bir vaziyette. Bir açıdan bazılarıbu durumasadece sosyolojik bir olay olarak baksa da, aslında bu durum gelecek kuşaklar açısından büyük tehlike çanlarının çaldığının habercisidir. Elbetteki bu vakıanın sebepleri noktasında birçok etkenden bahsetmek mümkün.Ama zannımızca en nihayetinde, toplum mimarları ve idarecilerinin toplumu sevk ve idare ederken tuttukları, takip ettikleri yol bu vahim sonucun en temel sebebidir. Çıkarılan kanunlar/yasalar ve toplumun kültürel anlamda sevk edildiği yön, her çeşit medya aracılığı ile topluma (özelde gençlere) özendirilen rol modeller yoluyla bahsi geçen sonuçlar ortaya çıkarılıyor. Kurumsal tüm çabalar sanki bir şekilde fıtratı bozmaya, bozuk bir zihniyeti ortaya çıkarmaya dönük olarak yapılıyor.Milletimizinmilli ve manevi değerleri ile çelişir, ilahi hakikat ve fıtrat gözardı edilir şekilde kanun ve yasalar çıkartıldığında, bunun vahim sonuçları kısa vadede değil uzun vadede kendini gösterecektir; nitekim göstermiştir de.

Millet olarak geriye doğru dönüp baktığımızda, cumhuriyetin kuruluşundan sonra uzun yıllar milleti idare edenler, kanun ve yasların gücünü arkalarına aldıkları halde çok küçük bir azınlığın dışında bu millettin gönlünde, hayatında yer edinememişlerdir. Bu yer edinememelerinin temelinde, gittikleri yolun, sürdürdükleri davanı ve yaptıklarınınmilletimizin milli ve manevi değerleri ile barışık olmamasından kaynaklandığını her bir akıl ve vicdan sahibi ikrar edecektir. Daha yakın bir zamanda bile imam-hatiplerin orta kısımlarını kapatan birileri “Benim siyasi hayatıma mal olsa dahi kapatacağım!” demiş ve kısa bir zaman sonrasında siyasetin tarihinegömülmüştü. Ayrıca bugün idare etme, kanun yapma ve yasa çıkartma hakkı kendilerinde olan kardeşlerimiz,bu hakikatleridikkate alıp düşünmeli değillermi!? Annelerimiz babalarımız (yokluk ve yoksulluğun dışında) çokmu mutsuz idiler? Bir kalksalar da,babalarımız annelerimize sesini yükselttiğinde, annelerimiz devletin sopası ile babalarımızı evlerinden kovsaydı? Veya bir şekilde bir sebeple boşandıklarında ömür boyu babalarımız annelerimize nafaka ödese idi; halimiz nice olurdu? Veya bir anne veya baba terbiye maksadı ile bile olsa biz evlatlarına seslerini yükseltmiş veya bir iki tokat atmış olsaydı ve bizler devletin sopası ile anne-babalarımızın ellerinden alınsa idik veya anne babalarımız içeri tıkılsa idi? Eminim ki yaşı 50’nin üzerindeki bir çoğumuzun anne babaları henüz 18 yaşından küçükken evlenmişlerdir. Erken evlendi diye devlet anne-babamızı içeri tıkasa idi acaba bu ve benzer durumların karşısında bugünkü halimiz ne olurdu?

Hali pür melalimizi incelediğimizde,şu anda toplumumuzda ortaya çıkan bu yanlışların tuttuğumuz yanlış yolun doğal olan sonucu olduğu aşikâr olur.İnkârı mümkün olmayan bir gerçektir: bu toplumun kahir ekserisi (nerdeyse tümüne yakını) Müslüman veya Müslümanım diyen insanlardan oluşmakta. O halde toplumu dizayn eden yasa ve kanunlarda bu necip Anadolu insanının hassasiyetlerini dikkate almalıdır. Yoksa bir avuç -güya- eğitimli, toplumun milli ve manevi hassasiyetlerinden uzak, bunları kanıksamak yerine eğitim gördükleri toplumlara olan özentileri ile coşmuş kişilerin veya kesimlerin istek ve beklentilerine göre şekillendirmek neaklane insafane de vicdana sığar! Dahası bunu yapanlar er veya geç, geçmişte bu toplumun değer ve inançlarıyla bağdaşmayan yollarda gidenlerin akıbetine uğrayacaklardır. Bunun önünde ne veya nasıl bir engel var?!

Hakikat: İslam inancında üstünlük takva ile olmakla beraber (genel anlamda ve birincil sorumluluk alanı olarak) hayatın tanzimi adeta bir görev taksimatı mantığı ile belli alan ve sahalarda (maişeti kazanmak, sosyal hayatın zorlu alan ve sahaları) fıtratlarına uygun olarak erkeklere sorumluluk yüklenirken, diğer bazı alan ve sahalarda (evin sevk ve idaresi, çocukların eğitimi ve yetiştirilmesi) ise hanımlar sorumlu tutulmuşlardır. Bu taksimat tarihin şahitliğinde kâinatın dengesi ve hayatın yaşanılmaz olmaması için zorunlu ve aklın makul gördüğü bir hakikattir. Siz bu hakikati gözardı ederek, evi yuvaya çevirmede birinci derecede ince sanat ustaları olan hanımları fıtratlarına uygun olan sorumluluk sahaları yerine, alakalı alakasız saha ve meydanlara sürecek kanun ve yasalar inşa ederseniz Müslüman ailenin temeline dinamit koymuşsunuz demektir.Biridarecinin tayini,hayatıntemel zorunluluklarındandır. Siz bunu ortaya bırakır ve çift başlılığın önünü açar hatta başı gövde gövdeyi baş yerine koyacak karmaşıklıkları teşvik eden yasa ve uygulamaları çıkartırsanız, hayatta dirlik ve düzenin olmasından bahsedemezsiniz.

Bunlara ilave olarak birde adeta taşları bağlayıp itleri ortaya salarcasına kanun ve yasa sopası ile, sosyolojik, örfi, kültürel ve dini anlamda erkeğin olan birçok hakkı bu milletin inanç ve kültürlerine zıt bir şekilde hanımların eline teslim edip kanun ve yasaları da erkeklerin sırtında bir sopa olarak kullanırsanız, bunun önünü almak ve varacağı sonuçları tahmin etmek işten bile değildir. Konunun daha iyi anlaşılması için somut bir iki örnek arz etmekte fayda var:Bir hanımefendi anlatıyor. Kızı birtakım örgütsel yapılarla irtibata geçer.Süreç içinde çocuk evden kaçar.Aile çocuğun ardına düşer. Bir zaman sonra çocuğun kaldığı yer tesbit edilir. Aile çocuğu almaya gideceği sırada durumu fark eden yapıdaki şahıslar kıza akıl verirler. Sen karakola git ‘babam beni taciz ediyor’ de. Devlet seni onlara teslim etmez. Henüz 18 yaşını doldurmadığı için bir müddet orda kalırsın, sonra biz seni alırız diye akıl verirler. Sonuç mu?Aynen böyle uygulanır. Şimdi bu babanın yerine kendinizi koyun; nasıl ve ne yapsın?!

Yine hali vakti yerinde bir dostum anlatıyor: Eşi ile son iki senden beri ailevi bazı sorun ve sıkıntılar yaşamaktalar. Hayatın doğası gereği yaşanıp çözümlenecek sorunlar çözümsüzlüğe mahkûm sorunlar halini alır. Bir çare olur diye psikolog desteğinebaş vururlar. Ve gidilen psikolog ‘sen eşinden ayrılmalı ve evinden ayrılmalısın’ der. Sonuçmu?Kadın evinden kaçar. Yıllar yılı en ufak bir şiddet yaşanmamasına rağmen, kadınŞÖNİM’e(şiddet önleme ve izleme merkezi) sığınır. Şönim’e gidince,şönim’de adı uzman olan kişiler en ufak bir araştırma yapmadan, kızın kafasından uydurduğu farazi senaryolarla kızı ablukaya alırlar. Bu öyle bir abluka olurki kızın kanunen avukatı ile görüşme hakkı olmasına rağmen, kendi avukatı ile bile görüştürmezler. Anne babanın görüşme hakkı olduğu halde anne baba ile de görüştürmezler. Sonuçmu? birilerinin gazı ile toz pembe zannettiği hayatın gerçekleri ile yüzbar olmaya başlayınca, geri dönülmez bir yola girdim edası ile, eşini ve ailesini sömürmenin binbir türlü şeytani yollarına baş vurmaya kalkar. Dağılan yuva, ortada kalan antisosyal kişiliğe mahkûm edilen çocuk, ortada her türlü felakete açık bir vaziyette kadın.

Anlamakta zorlandığın bir husustur: sebeplerini yok etmeden sonuçların kaldırılması nasıl mümkün olsun. Kadına şiddetin önlenmesi iddiası ile bunca yasa ve kanunlar çıkartılır. Tamamda bu toplumun bunca akil insanları, bunca ilim-bilim adamları, bunca psikolog ve sosyologlarına rağmen nasıl ve neden birileri ‘kardeşim şiddetiortaya çıkaran sebepleri önce tesbit edip onları kaldırmalıyız!’ demez/diyemez. Bir şekilde boşanmış olan bir kişi, ömür boyu başkası ile gününü gün eden birine nafaka vermeye mahkum edilir ve bundan kendisine bir yuva kurmaya imkan bulamazsa, bir anne baba evladını terbiye etmek için ona el kaldırdığında devlet evladını elinden alır, kocasından kurtulmak isteyen bir kadın bana şiddet uyguluyor veya kocam bana tecavüz etti diyerek kocasını evden uzaklaştırıyor veya birbirini seven iki genç 18 yaşından önce evlendiklerinde adam hapse kadında fakru zarurete mahkum edildiğinde bu ve benzer hallerin yaygınlaştığı bir toplumda nasıl sulhu selamet olur?

Burada en nihayetinde dikkat edilmesi gereken husus: devleti idare edenlerin ‘bilmiyorduk, yapı büyüktü hangisine hakim olalım?’ deme lüksleri yoktur. Çıkarttıkları kanun ve yasaların en nihayetinde nereye vardığının hesabını yapmak zorunludur. Evet,kanunlarınİslam’ı refrans alarak yapıldığı bir sistemde değiliz. Ama bu necip milletin milli ve manevi örf, gelenek ve inançları ile bağdaşmayan kanun ve yasalar, er veya geç toplumsal patlamalara ve büyük sıkıntılara sebep olacaktır. O halde Mecelle’nini temel kurallarından olan “Def’i mazarrat,celb-i maslahattan evladır” ilkesi gereğince, iyilikleri yaymadan daha önce ve öncelikli olarak mefsedetlerin/kötülüklerin önüne geçmeleri gereklidir. Unutmamak gerekiyor ki son kale ailedir. Onu kaybedersek, hiçbir kazancımızın bir ederi olamaz.

Selam ve dua ile…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İZMİRLİ

Diğer Akit yazarları ve hattâ bütün aklıselim yazarların sık sık işlemesi lazım gelen bir konu,aksi hâlde vebâli çok olacaktır.Sizi tebrik ediyoruz bu sebeple..selamlar sevgiler..

Ömer

Batı’ya endeksli kanunlar bizi ailemizi mahvediyor yokediyor . Ailelerin dağılması cinayetler hep Batı’dan alınan kanunların neticesi . Koca , kadının beyanı ile evden uzaklaştırma cezasi alıyor sonra adam deliriyor yapmayacağı şeyleri yapıyor . Olmaz . Ailelerde meseleler sulh yolu ile çözülmeli boşanma en son çare olmalı . Ama nerde . Olan çocuklara oluyor yazık . İslami hayat ve kanunlar çıkarılmalı . Batının pis kanunlarını istemiyoruz .
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23