• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Muhammed Şevket Gökşan
Muhammed Şevket Gökşan
TÜM YAZILARI

İlim, Alim ve Cahil

16 Aralık 2021
A


Muhammed Şevket Gökşan İletişim:

Adına hız ve haz çağı denilen modern çağ, hümanizmin (yani insanın putlaştırılmasının), hedonizmin (sınırsız hazcılığın), nihilizmin (gerçekleri reddetmenin) merkeze alındığı ve bunun neticesi olarak da hakka ve hakikate dair tüm kavramların bir şekilde kirlendiği, içinin boşaltıldığı bir zamanı temsil etmektedir. Ve maalesef ahir zaman müminleri olarak bizim yazgımız da bu çağda yaşamak.  Özellikle bilim mitinin en büyük put haline getirildiği şu günümüzde, gerçek anlamda bilgi ve cehalet de bu kirlenmeden nasibini almıştır. Bu nedenle bu çağda kulluk yürüyüşünü sürdürmekle mesul ve mükellef biz Müslümanların, en büyük yitiğimiz olan ilmi ve bunun mukabili olan cehli anlamaları büyük önem arzetmekte.  Özelliklede ehil olsun veya olmasın, uzmanlık alanı olsun veya olmasın, mikrofonu eline alan herkesin her konuda konuşmayı meziyet saydığı, sap ile samanın karıştığı bu günümüzde bu hakikat dahada büyük bir ehemmiyet arz etmekte. Bu vesile ile tüm hayırların membaı olan ilim ile, tüm şerlerin membaı olan cehalete kısaca bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

İlim,İslam kültüründe ilahî ve beşerî bilgi yanında, bilim için kullanılan kapsamlı bir terimdir.Ayrıcacenab-ı hakkın sübutî sıfatlarından da biridir. Bilgi ise doğruluğu, gerçekliği yeterli delillerle temellendirilen şuur muhtevası demektir.[1]Sözlükte “bilmek” anlamında olan ilim (ilm) kökünden olup genellikle “bilgi” ve “bilim” karşılığında kullanılır. Klasik sözlüklerde “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen kesin inanç (itikad), bir nesneyi olduğu gibi bilmek, tümel ve tikellerin kavranmasını sağlayan bir sıfat, bilgisizliğin (cehl) karşıtı” gibi değişik şekillerde tarif edilmiştir.

İrfân/ma‘rifet, fıkh/tefakkuh, hibre, şuûr ve itkān gibi kelimeler de sözlükte “bilmek” mânasına gelmekle birlikte, sonradan kazandıkları teknik anlamları itibariyle gerek bilgi alanları gerekse bilgide kesinlik dereceleri bakımından farklı bağlamlarda kullanılmaktadır.[2]Ayrıca ‘mârifet’te “unutulan şeyin hatırlanıp tanınması” anlamı da vardır. Nitekim mârifetin karşıtı inkâr, ilmin karşıtı ise cehl olarak gösterilir.[3]

Istılahta İlim kelimesi, ilimler tarihi boyunca “belli bir alana ait sistemli bilgi birikimini ifade eden disiplin” mânasında kullanılmıştır.Modern dönemde çok defa din ilimleri için ilim, modern bilim için fen kelimesi tercih edilmiştir.

Kur’an ve Hadiste İlim

Kur’ân-ı Kerîm’de ilim kökünden türeyen kelimelerin yaklaşık 750 yerde geçtiği görülmektedir. Esasen ilk dönemlerde ilim kelimesinin kapsamına Kur’an, hadis ve fıkhın girdiği, fakat sonraları bununla daha çok hadisin kastedildiği anlaşılmaktadır.

Alim,bilen, ilim sahibi, bilgin manasında gelmekle beraber İslam literatüründe alim, arif, hekim şeklinde bir taksimle de derecelendirilir. Bu, alim bilen, arif bulan, hekim olan, şeklindede tasvir edilmektedir.Bu manayı teyid sadedindeYunus’umuz: “İlim,ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/Bu nice öğrenmektir” dizeleri ile İslam medeniyetinde sadece yalın bilgi manasında olmadığını, bu bilmenin yanında bulma ve olmanında olduğuna işaret etmektedir.

Cehalet, bilgisizlik, kibir, bozgunculuk, serkeşlik gibi anlamlara gelen ahlâk terimidir.Ayrıca“bilmemek, bilgi ve görgüden yoksun olmak” anlamında bir masdar olup isim olarak da kullanılır. Kur’ân-ı Kerîm’de dört âyettecehâlet şeklinde, yirmi âyette de aynı kökten gelen muhtelif isim ve fiiller şeklinde geçmektedir.[4]Râgıb el-İsfahânî, insanı diğer canlılardan ayıran meziyetlerin başında akıl ve bilginin geldiği, hayatını bilgisizlik içinde geçiren bir kimsenin hayvanlık mertebesini aşamayacağını, hatta varlık alanına çıkmış dahi sayılamayacağını belirtmiştir.[5]

Cahil: Yukarıdaki tariflerden de anlaşıldığı üzere ‘azgın, serkeş, arzuların etkisinde kalan, hayvanî içgüdülere boyun eğen, kısaca barbar kişiye’ denmektedir. Ulema,cehaleti “basit, cehl-i mürekkep vecehl-i mik’ab” diye üç kısma ayırırlar. Cehl-i basit: okumamış, bilmeyen ve bunun farkında olup yerini bilen kişi için kullanılır.Cehl-i mürekkep: bir şey bilmez ama bilmediğinide bilmez. Elde ettiği üç-beş bilgi ile malumatfuruşluk taslar veya bir alandaki belli bir birikimi ile kendisini bilgin sanan kişiye denilir.Cehl-i mik’ab: bu cehl-i mürekkebin daha ötesi olan bir cehalet durumudur. Buda birşeyler okumuş fakat okuduklarında ehil ve uzmanlaşmadığı halde, elde ettiği birtakım etiketlerle birde makam sahibi oldumu, sanır ki her konuda konuşabilir; her konuda söz söyleyebilir bir allame zanneder kendisini. Bu hal aslında sadece bu şahıslar açısından değil, kendisine kulak veren insanlar açısından da büyük bir felaket olmaktadır. Bu hakikatiEfendimiz (s.a.s.)Abdullah ibniAmr bin As (r.a.)rivayeti ile: (Veda haccında) Resulüllah(s.a.v.) buyurduki: “Allah (c.c.) ilmi kullarının zihinlerinden silmek sureti ile çekip almaz. Bilakis ilim ehli,alim kullarının ölmeleri ile alınır. İlim ve ilim ehlinin dünyadan göçmelerinin sonunda tolumda işin ehli alim kullar kalmaz. Alimler kalmayınca insanlar, ehil olmayan bir takım cahil insanları kendilerine baş edinir ve bu baş edindikleri kişilerden bilmedikleri meselelerini sorarlar. Kendilerine soru sorulan bu cahillerde hakikatini ve hükmünü bilmedikleri meselelerde insanlara fetvalar ve hükümler verir. Bu vesile ile hem kendileri sapmış ve hem de insanlarıda saptırmış olacaklar.”[6]Efendimiz böylece ilmin kaldırılmasını, sebep ve sonuçları bağlamında net bir şekilde bizlere haber vermektedir.

İbn-i battal,ilim Allah’ın(c.c.) kullarına lütfettiği bir lütuftur. Dolayısı ile lütfettiği nimetini çekip almak sureti ile kullarından almaz. Esbap aleminde yaşamamız hasebi ile, insanlar tüm hayırların kaynağı olan ilmin ve alimlerin kıymetini takdir edemeyecek. Bu nedenlekimse evlatlarınıehil olan alimlere yönlendirmeyecek. Dolayısı ile ilmin hamilleri olan alim şahsiyetler, kendi uhdelerinde olan ilimleri verebilecekleri başka varisler bulamayacaklar. Bu seferde sürekli ilmin seviyesi düşecek ve en nihayetinde toplumda ilim kalmayacak. İlim ve alimler kalmayınca insanlar daha başka maslahatları önde tutarak ehil olmayan insanları seçecek ve bu seçtikleri insanlar da insanların sapmalarına sebep olacaklar demektir.Burada zikrettiğimiz hadis-i nebevide zikredilen ilimden kastedilen Allah’ın(c.c.) kitabı ile,Resulünün(s.a.s.) sünneti ve bunların doğru anlaşılmasını temin edecek olan ilimlerdir. Bu manayı kuvvetlendiren bir diğer delilde cenab-ı hakkın “Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi (alimlere) kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. (Nisa 83) buyurmasıdır. Zira Allah’ın(c.c.) kelamı ve resulünün sünneti ancak hidayet nuru ile doğru anlaşılabilir. Bu nur olmadımı Allah’ın ayetlerinin istismar ederek saptırmalar başlar. Yine bu manayı teyidenEfendimiz (s.a.s.) “Siz bugün bir zamandasınız ki, fakihleriniz çok, karileri az, Allah’ın(c.c.)Kur’an’daki hudutları muhafaza edilmekte, harfleri zayi (aksaklık) olsada. Fakat insanların üzerine bir zaman gelecek ki o zamanda fakihleri az, karileri çok, Kur’an’ın harfleri muhafaza edilecek ama hudutları zayi edilecek.”buyurdular.[7]

Bu cahil kişiler İlim sahibi olmadıkları halde, Allah’ın dini hususunda cesaretli davranıp ‘bence …’ diyerek hüküm verecekler. Buda bu kişilerin ilimleri olmamakla beraber takvalarının da olmadığını gösterir. Zira takvaları olsa ‘bilmiyorum…’diyecek veböyle deyince vebalden kurtulmuş olacaklar. Ama ‘bilmiyorum’ demek yerine tahminlerine veya hevalarına göre fetvalar verince,Efendimizin (s.a.s.) haber verdiği vahim durum söz konusu olmakta.[8]Bu hadis-i nebeviyemefhum-u muhalifi ile baktığımızda,zikredilen ilim ve alimler var oldukça, uyarılan sapmanın olmayacağı sonucu çıkar. Zira zikredilen, ilmi ile amil olan, muhlis alimler var oldukça insanların sapkınlık üzerine ittifak etmeleri olanaksızdır. ÇünküEfendimiz (s.a.s.) “Ümmetim yanlış ve dalalet üzerine toplanmaz” buyurdular.

Tüm hayırların membaı olan ilim ve alimlerle olmak temennisi ile selametle…

 

[1]İlhan Kutluer,TDV İslam Ansiklopedisi,‘ilim’ maddesi

[2]Lisânü’l-ʿArab, “ʿalm” mad.; Ragıb el-İsfehani,el-Müfredat,‘ilm’ mad.;et-Tearif,‘ilm’ mad.;Tâcü’l-ʿarûs,‘ʿalm’ maddesi

[3]Tâcü’l-ʿarûs, ‘ʿalm’md.

[4] Ayrıntılı bilgi için bkz. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, ‘chl’md.

[5]eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa, s. 99

[6]Buhari,‘Kitabu’l-ilim’,babu keyfe yıkbezu’l-ilmu,nr. 100

[7]Hasan el-Udvi el-Hamzevi,en-Nuru’s-Sari, c. 1, s. 378-89

[8]Abdurrahman bin Salih ed-Dehş,el-Emali, c. 1, s. 68

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23