• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Muhammed Şevket Gökşan
Muhammed Şevket Gökşan
TÜM YAZILARI

En Güzel Meyvemiz: Gençliğimiz I

17 Mart 2022
A


Muhammed Şevket Gökşan İletişim:

Efendimiz (s.a.s.)“Yedi sınıf insan vardır ki hiçbir gölgenin olmadığı mahşer gününde Allah (c.c.) onları (kendi rahmeti ile) gölgeleyecektir. Bunlar:i- Hükmünde adil olan idareci, ii- gençliğini rabbine kulluk üzere geçirmiş olan genç, iii- kalbi mescidlerebağlı olan adam, iv- birbirlerini Allah için sevip, bu sevgilerinin tezahürü olarak Allah için bir araya gelip yine Allah için birbirinden ayrılan iki adam, v- makam mevki ve imkan sahibi olan bir kadın (gayrı meşru olarak) kendisini (şehvetini tatmin için) çağırdığında ‘Ben Allah’tan korkarım!’ deyip imtina eden kişi, vi- bir adamki infak eder ve yaptığı infakında sağ elinin verdiğini sol eli dahi bilmez [kimseye gösteriş yapmadan gizlice infak etmekten kinaye], vii- Tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.”buyurdular.[1] Bu hadis-i nebevide özellikle Efendimizin(s.a.s.) bahsettiği bu 7 sınıftan ikincisi olan ‘Gençliğini rabbine kulluk üzere geçirmiş olan genç’ üzerinden, çağımızdaki genç kardeşlerimize dair bazı hususlara temas etmek istiyoruz.

Gençlik, insanın ömrünün en kıymetli ve en verimli çağıdır. Bu çağda kızı ile erkeği ile her birininkanı kaynar, delikanlıdırlar. Kanı deli aktığı için olsa gerek ne kadar zeki, ne kadar akıllı olsada, gerek hayat tecrübesi eksikliği, gerek ruhi olgunluğunun olmayışı, ilmi müktesebatının azlığı, farkında olsun veya olmasın, onları bir şekilde tehlikelere muhatap kılar. Onların kararlarında ve tercihlerinde çoğunlukla duyguları baskındır. Büyüklerinin tecrübe ettiklerini bir şekilde kendileri tecrübe etmek isterler. Bundan dolayı büyükleri her ne kadar zarar görmesinler, acı çekmesinler diye kötü tecrübe etmemelerini, bunun yerine söz dinlemelerini isteseler de, onlar bir şekilde bu acı zehri tatmak isterler. Bir yönü ile belki de bu doğal olandır; hayatın tabii akışında insan fıtratının tezahürüdür. Zira karşımızdakilerde birer insan; onların da duyguları, düşünceleri, bir şekilde (genç de olsalar) kendilerine özgü görüş ve düşünceleri var. Ama gelin görün ki hayat, insanların zannettikleri kadar masum, saf ve temiz değil. Onların bu (saf ve temiz duygularla da olsa) isteklerine aynı düzlemde karşılık vermez. Bazı tecrübelerin hiç istemeyecekleri, belki de telafisi mümkün olmayan sıkıntılı zor sonuçları onlara miras bırakması kuvvetle muhtemeldir. Zira bu çağ, yaşayanlarını egoist (benci), nihilist (hiççi) hümanist (insancı) feminist ve benzeri çağın kavramsal putlarının dokunulmaz kıldığı ve bu putların adeta yegane idealmişçesine pazarlandığı bir devirdir. Bizi biz eden değerler, doğrular pek de itibar görmemekte. Zira ümmetin yok edilmesinin, bu milletin tasmalanmasının, sömürülmesinin, Mankurtlaştırılmasının başka bir yolu yok. Kendi varoluşlarını İslam’ı bitirmeye ve İslam ümmetinincanveren soluğunu kesmeye adamış olan çağımızda, cellatlarımıza aşık olmamanın yegane ve tek yolu kendimizi bilmek, bulmak ve kendimiz olmaktan geçmektedir. Bundan başka çaremiz yoktur. Elbetteki bu çok da kolay olmayacak; ama bunun alternatifi olmadığı için illaki bunu gerçekleştirmeye memuruz.

Bugün gençlerimize baktığımızda şahit olduğumuz, yavrularımızınbin bir türlü girdaplar arasında kendisine uzanacak bir ele, bir çıkış yoluna hasret gözlerimizin içine baktıklarıdır. Kendilerini dinleyen, anlayan, farkında olan, farklılıklarını bilen, bağırlarındaki enerjiyi makul ve meşru yollara kanalize edebilen ve buna göre kendilerine el uzatan büyükleri, çalışmaları, çareleri beklemekteler. Onun için zorunlu olarak girdiğimiz bu hayat yolunda, hayatımızın semeresi olan ve geleceğimiz, umudumuz olan nesillerimizi önemsemek, onlarla ilişkide doğru yolu bulmak ve onların ellerinden tutarak kendi irade ve istekleri ile olması gerekene yol almalarına yardımcı olmaktan başka yolumuzun olmadığını bilmemiz gerek. Bunun içinde yavrularımızla bir ortak yol bulmak, bir akl-ı selimin gereğine varmak, istişare ve tecrübelerden istifade edecekleri bir zemini onlara sunmak,onların öncelendiği, önde oldukları bir vasatta onlara rehberlik ve örnekliğimizi ortaya koymamız kaçınılmazdır.

Bunun için öncelikle gençlerimiz/gençliğimizi önemsemek, uğruna yaşamaya değer bir değer ve kıymet olduğunu kanıksamak düşüncesini sinelerimizde kesin bir hakikat olarak kabul etmekten başlamalıyız. Onlarla olan tüm ilişkilerimizde, konuşma ve davranışlarımızda, onları motive eden, önemsendiklerini anımsatan, değerli ve kıymetli olduklarını ama bu kıymetlerini kendi değer ve doğrularımızdan aldıklarını hissettirecek bir ilişki biçimi geliştirmeliyiz. Bununla beraber bu çağın çocuklarının aslında çok zeki, akıllı ve potansiyelli olduklarını göz ardı etmeden, pergelin sabit ayağını İslami veimani hakikatlere koymakla beraber, kendi zamanımızın ölçülerinden, yöntemlerinden öteye, onların anladıkları bir metot ve yöntem ile onlarla muhatap olmalıyız. Hz.Ali’ye(k.v.) nispet edilen bir vecizede “Çocuklarınızı kendi yaşadıkları zamana göre yetiştirin” buyurulmakta. Yani çocukla aramızdaki ortalama 20-25 yaş gibi bir farkı dahi gözeterek 20-25 yıl öncesinin doğru ve yöntemleri ile değilde,onların içinde bulundukları günün gerçeklerine uygun yetiştirilmelerini ve öyle davranılmasını tavsiye etmektedir. Unutmamamız gereken çok önemli bir hakikat de, şeytan bile iğva(saptırma)larında on, on beş yıl önceki metot, usul ve yöntemleri kullanmamakta. Bu değişim ve gelişime ayak uydurmadığımız müddetçe kaybeden olacağımız aşikardır. Onun için bu zamanın gençlerine dair en büyük eksik ve açıklarımızdan biri onları dinleme, fikir/düşünce ve görüşlerine değer verdiğimizi hissettirme noktasıdır. Gençleri/çocuklarımızı dinlerken baştan savar gibi değil, bilakis büyük ve değerli bir insanı dinlercesine kulak vermeliyiz. Bununla beraber gençlerimizin söylediği ve iddia ettiği konulara dair baskıcı bir üslup ile değilde soru sormasına zemin hazırlayarak ve olması gerekeni gençlerin dili ile ikrar etmesini sağlayacak bir yol takip etmeli.Yani olması gerekeni sen dedin diye değil, çocuklarımız ona inandığı ve onu söyledikleri için yapacakları bir durumu oluşturmak gerek. Çocuklarımızı dinlemenin yanında onları anlamamız, anlamaya çalışmamız, onlara adeta bizim malımız, eşyamızmışçasına muamele etmek yerine, onların Allah’ın(c.c.) bizlere birer emaneti oldukları bilinci ile bizde olan değer, doğru ve tecrübeleri, bize göre değil onlar açısından doğru bir yol ile aktarmanın derdi ve gayreti içinde olmaya bakmak gerekiyor. Belirlibir seviyeye (telafisi mümkün olabilecek düzey) kadar yanlış yapmalarına, tecrübe edinmelerine imkân ve fırsat tanımanın, uzun vadeli sağlam bir şekilde ayaklarını yere basmaları ve kendileri olmalarında yapılabilecek en yerinde davranışlardan biri olduğunu unutmamak gerek. Bilmeliyiz ki çocuklarımız hayatımızda uğruna emek verdiğimiz, mesai harcadığımız, ne kadar kazanım, değer ve şey varsa, hepsinden daha kıymetli ve uğruna rahatımızı, kazanımlarımızı harcamaya değer bir yüceliği, kıymeti haizdirler. Gerçekte de çocuklarımız için çalışıp çabaladığımızı iddia edişimizin gereği de bu olsa gerektir. 

Ümmetin, milletin, insanlığın, hayatın yeniden can bulması, bunca yaşanan çirkefliklere bir dur diyebilmesi, hayatın rayından çıkmış akışını yeniden rayına koyabilmesi için gençlerimiz tek çıkış yolumuz olsa gerek. Yaşlı dünyanın yorgun olduğunu ve bir hayat iksirinehasret olduğunu,bu bağlamda geçlerden bir şeyler beklediğini onlara hissettirmek gerek. Biliyoruz ki, canlar dermansız, derman bekler.Zihinler dağınık, ruhlar yılgın, hayaller umutsuzluk girdabında savrulmakta. Beşerîideolojilerin zehirli okları sineleri parçalar, hız ve haz çağı olan çağımızda hızla akıp giden hayatın hızına yetişemeyen insanlık yorgun, bitap, biçare durumdadır. Şimdi zaman bir ses, bir nefes, yeni bir soluk olma vaktidir. Yeni bir ses, yeni bir nefes olmaya namzet olan ise işte beklenen nesil ve gençliktir. Bilmeli ve unutmamalıyız ki bu gençlikten başkada bir çare söz konusu değildir. Efendiler efendisi rehberimiz Hz.Resul’ün davası ve derdi olan, insanlığın karanlıklardan çıkıp aydınlığa kavuşmalarının ve hak davasının neşvü nema bulmasında, küfür karanlıklarının bertaraf olmasında çoğunlukla etrafında hale hale kenetlenmiş gençlerin eli ile olduğunu unutmayalım. Bu nedenle her nedurumda olursa olsun bu gençliktir umudumuz. Onun için bu gençlerle olan münasebetimizde dediğim dedik tarzında buyurgan olmak, yokmuşlarcasına davranmak yerine, zamanın/zeminin kayganlığını, ahir zamanın fitne zamanı olduğu gerçeğini göz önünde tutarak, onları iğva etmek için birilerinin sayısız sebep ve yollarlaçalıştığını unutmadan, onlara hayatın anlamı ve hayatı anlamlandıracak bir ufuk, bir gaye, bir hedef vermek eslem ve ideal olandır.

Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle,

Selam ve dua ile…

[1]Buhari,Kitabu’l-ezan, 660;Müslim,Kitabu’z-zekat, 1031;Tirmizi, 1306;Nesai, 5380; Ahmed B. Hanbel,Müsned, 532

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Anladım Ccanımm

ALLAH(CC) razı olsun Muhammed kardeşim..Çok güzel yazmış açıklamışsınız..Fakat tabii bu gerçekleri hayata geçirebilmek ebeveynlerimizin ve aslında memleketimizin yüz yıl kadar önce bir zaman kırılması yaşayıp tüm bu değerlerimizden uzak kalıp fırtınalı bir denizde savrulması gibi savrulduğundan, bu değerlerimizi öğrenemeyip içselleştiremeyip hayat tarzı olarak yaşayamadıklarından ve örnek olamadıklarından çok zor biliyorsunuz, değil mi?.. 

///

Hz Ömerin kapısına her sabah gelip, ya ömer ölüm diyen ve ömere ölümü hatırlaran, ölümün geleceğini bilerek günahlardan uzak duracağımız kullarından eyle ya Rab. Amin ...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23