• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Orta toplum inşası

17 Ocak 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Orta toplum inşası

LATİF ERDOĞAN

Otuz sene kadar önce yurt dışında yaşayan bir dostum, gönderdiği mektubunda “Millet-i İbrahim” ile ilgili düşüncelerimi ve günümüzde bu ifadeden pratikte ne anlamamız gerektiğini sormuştu. Ona yazdığım mektup geçenlerde gözüme ilişti. Yeniden okudum. Bugün o uzun mektuptan bazı parçaları sizinle de paylaşayım istedim:

Aziz kardeşim, bana Millet-i İbrahim ile ilgili kanaatimi sormuşsun. Bildiğin gibi Kur’an-ı Kerim’de bu ifade pek çok yerde geçmekte ve tekrar edilmektedir. Günümüzde bu kavramı, Ümmet-i vasat kavramıyla ilişkili  “Orta Toplum İnşası” olarak anlamak ve öyle de değerlendirmek mümkündür.


Malumunuz olduğu üzere Kur’an-ı Kerim, Allah’ın Hz. İbrahim’i bazı kelimelerle sınadığını ve onun da bu sınamaları başarıyla sonuçlandırdığını söyler. (Bakara, 124) Fakat bu kelimelerin neler olduğunu tasrih edip açıklamaz.

Bütün Kur’an konuyla ilgili tarandığında bu kelimeleri tespit etmek mümkündür. Benim tespit edebildiğime göre Hz. İbrahim’in sınandığı kırka yakın kavram vardır. Bunlardan yedi tanesi orta toplum kültürünün inşası adına omurga hükmündedir. Şimdilik bu yedi kavramdan bahis açmış olayım. Geri kalanı da vesile buldukça açıklarım. Bu yedi kavram: Tasdik, teslim, davet, icabet, fütüvvet, ferdiyet ve imamet kelimeleridir.


Tasdik: Hz. İbrahim vahyi olduğu gibi kabul ve tasdik eder. Onun bu tavrı gördüğü rüyayı yorumlamayıp aynen tatbik etmek istemesinde de kendisini gösterir. Onun için de Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim’e “Rüyanı tasdik ettin” (Saffat, 105) buyurur.


Hz. İbrahim, gördüğü rüya vahiy olduğu için o bu vahyi hiçbir yoruma gitmeden aynen telakki etmiş ve oğlunu kurban etmeyi kararlaştırmıştır. Gördüğü rüya onun yanında bir emir mesabesindedir. Nitekim oğlunun cevabında bu mana açıkça ifade edilerek, “Emir olunduğun şeyi aynen yap” (Saffat, 102) denilmektedir.


Tasdik, dinin emir ve nehiylerini olduğu gibi kabul ve doğrulamadır. Kitap- Sünnet- İcma ve Kıyas ile bildirilen dini başka hiçbir yoruma yeltenmeden aynen ve zahiri manalarını esas kabul ederek doğrulamaktır. Elbette buradaki tasdikin öncelikli seviyesi zahiridir. Yani, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetleri din bize nasıl öğretiyorsa, bunlarla ilgili başkaca saptırıcı hiçbir yoruma girmeden, olduğu gibi kabul ve tatbik etme durumudur ki, bu dinin ibadete yansıyan kısmıdır ve aynen tasdik görme mevkiindedir. Bir de tasdikin batıni yönü vardır ki, dinin tekliflerindeki gaye ve hikmetleri tecrübe ederek aynelyakin müşahede ve dolayısıyla denilenleri tasdik halidir.


Aynı zamanda tasdikin iman cephesine teşmili de gerekir. Yani, Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahirete iman gibi esasları zahirde denilen lafızlarla aynen kabul ve tasdik; batında ise tasavvufi tecrübelerle meselenin aynen vukuunu müşahede ve tasdiktir. Hangi cepheden ele alınırsa alınsın vahiy öğretilerinin aynen tasdiki söz konusudur. Yani başkaca ve sübjektif tevil ve yorumlara meyletmekten şiddetle kaçınma halidir.

Tasdikin söze, kelama yansıyan manası da çok önemlidir. Mantıkta tasdik kabulde son sınırdır. Bu tür sözlerin, kabul ve bilmenin ötesinde bir gücü ve tesiri olacağı açıktır.


Bu kavramı kültür diline çevirecek olursak,  ortak gerçeklik, yanlışını düzeltme erdemi, doğruluk, kanıt disiplini, şeffaflık dememiz mümkündür.

Teslim: Bu kavram Hz. İbrahim’in Rabbani kurallara tam teslimiyetinin ifadesidir. “Rabbi ona teslim ol dediğinde, Alemlerin Rabbine teslim oldum, dedi” (Bakara, 131) ayeti bu teslimiyet kavramını işaretlemektedir.


Rabbani kurallar ister tekvini ister teşrii emirlerle ilgili olsun, Hz. İbrahim her ikisinin de aynı kaynaktan geldiğinin şuurundadır. O hem dini hem de yaratılışla ilgili kurallara sıkı sıkıya bağlıdır. Teşrii emirlerin muhatabı kalp, tekvini emirlerin muhatabı akıl olduğundan teslimde akıl ve kalp verilerini aynı anda sentezlemek söz konusudur.

Bu sebepledir ki orta toplum inşası spritüal kabullerin yanında rasyonaliteyi de esas almak durumundadır. Ne bütün bütün mistik tecrübelerin ne de kuru salt akılcılığın bu dengeyi bozması söz konusu olmamalıdır. Buna reel ve ideal dengesi de diyebiliriz.     


Hz. İbrahim’in yıldızlara, aya, güneşe nazar ederek, “Rabbim budur” demesi, onlar batınca “Ben batanları sevmem” diyerek onlardan yüz çevirdiğini ifade etmesi (Enam,76-79);

Hz. Lut’un kavmini cezalandıracak meleklerle görüşürken o kavmi helak edeceklerini söylediklerinde onlara itiraz ederek, “Orada Lut var” (Ankebut, 32) demesi;


Devrin melikiyle yaptığı tartışmada ölülerin diriltilmesini ve güneşin doğudan doğmasını delil olarak getirmesi; (Bakara, 258)

Daha sonra ölülerin nasıl diriltildiğini aynelyakin görme talebi (Bakara, 260) gibi Kur’an’da anlatılan konuları bu bağlamda değerlendirebiliriz.


Bu kavramı kültür diline çevirecek olursak, gerçekliğin kurallarıyla savaşmamak, kendini yönetmek, ontolojik ve otantik sınırları kabul etmek, diyebiliriz.

Mektubumun kalan kısmını başka bir vakitte paylaşmak vaadiyle…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23