Gerilim tipi baş ağrıları ve somatizasyon
Değerli okuyucularım, en sık görülen baş ağrısı tipi gerilim tipi baş ağrısıdır. Bu tip baş ağrısı genellikle 20 yaş civarında başlar ve ilerki yaşlarda azalır. Kadınlarda erkeklere oranla biraz daha fazla görülür. Bu ağrılar günün herhangi bir saatinde ortaya çıkabilir. Bu baş ağrısı türünün altında yatan sebepler; duruş ve pozisyon alışkanlıklarına bağlı olarak kaslardaki gerginlik ve kasılma, çevresel faktörlerin değişmesi, aşırı sorumluluk yüklenme, düş kırıklıklarıdır. Ailesel ve ekonomik sorunlar gibi insan hayatındaki önemli değişikliklere bağlı anksiyete ve depresyon tetikleyicidir.
Gerilim tipi baş ağrısı migrenin aksine genellikle tek bir bölgede oluşmaz. Daha yaygın bir seyir gösterir, saatler boyu sürer. Genellikle basınç, sıkışma, ağırlık tarzında olup seyrek olarak zonklayıcı tarzdadır. Fiziksel aktiviteden pek etkilenmez ve günlük hayatı etkileyici değildir. Migrende ağrı öncesinde görülen ışık ve sesten rahatsız olma, gerilim tipi baş ağrısında çoklukla yoktur. Ayrıca migrende olduğu gibi hızlı bir başlangıç göstermez, hastaların çoğu ne zaman başladığının farkında olmayabilirler, ağrı yavaş yavaş yaygınlaştığında hissedilir hale gelir. Migrenli hastalar sessizlik ve dış etkenlerden uzaklaşma eğiliminde olurlar; ancak gerilim tipi baş ağrısı çekenlerde tam tersi durumlar gözlenir. Bu da aslında ağrının kaynağı olan gerilimden kurtulmayı ve rahatlamayı getirir.
Baş ağrılarımız kimi zaman günlük sevimsiz bir işle karşılaştığımızda ortaya çıkabilir. Danışanım olan Serap hanımın, kocasının ailesine gidecekleri her seferde baş uyuşmaları oluyordu. Sonunda kocasının akrabalarının mesleki açıdan yüksek niteliklere sahip oldukları ve kendisine yukarıdan baktıkları, bu nedenle de danışanımın kendisini tehdit altında hissettiği ortaya çıktı. İlerleyen seanslarda Serap hanımın kocasının akrabalarına, kendisinden daha rahat bir hayat sürdükleri için içerlediği ve bu nedenle onlarla konuşmak istemediği ortaya çıktı. Onlar tarafından yapılan her sohbet girişimi, danışanım tarafından derhal engellenmişti. Diğer kişiyi ya görmezlikten geliyordu ya da kırıcı bir cevap veriyordu. Zamanla o aile de kendisiyle konuşmamaya başladı. Danışanım da bu durumu tepeden bakmak olarak yorumladı. En çok korktuğu şeyin gerçekleştiğini gördü. Kocasının akrabalarını ziyaret etmeye gidecekleri her seferde başının ağrımaya başlaması bir bakıma o kadar kötü değildi. En azından vicdanını rahatlatıyordu; çünkü onlara gitmemek için geçerli bir mazereti vardı.
Danışanım kıskançlık duygularını bertaraf etmekte zorlandı. Ancak akıllı bir hanımdı ve hem ziyaretlerinde nahoş ortamın, hem de baş ağrılarının kendi aşağılık kompleksinden kaynaklandığını anladı. Sorunun altında yatanın ne olduğunu anlayınca tutumunu değiştirdi ve baş ağrılarından kurtuldu.
Hayatımızın zor, stresli dönemlerinde ruhumuzda kopan fırtınalara paralel bedenimizde de bir şeyler altüst olur. Mesela heyecanlanınca kalbimiz daha hızlı atar, kiminin elleri titrer, terler; kimi buz keser, donup kalır. Kimimiz stresli dönemde şiddetli baş ağrıları çekerken, kimimiz de mide ağrıları, yanma ve bulantılardan şikâyetçidir. Bazen söyleyemediğimiz sözler, ifade edemediğimiz kızgınlık, kırgınlıklar boğazımızda düğümlenip kalır; öksürük olur, yutkunma zorluğu çekeriz.
Bedensel hastalıklar, ruhsal hastalıklara göre her zaman toplumda daha fazla anlayışla, hoşgörüyle karşılanan bir niteliktedir. Ruhum ağrıyor diyemeyiz de bedenim ağrıyor deyiveririz. “Kızgınım”, “sana kırıldım” demektense, “kolum ağrıyor”, “ellerim uyuşuyor”, “tansiyonum yükseliyor” demek daha kolay gelir.
Değerli okuyucularım, somatizasyon; yaşantımızdaki ve iç dünyamızdaki duygusal ve düşünsel çatışmaların bedensel belirtiler, fiziksel hastalıklar olarak kendini göstermesidir.
Psikosomatik hastalıkların nedenlerini şöyle sıralayabiliriz; kayıplar, ayrılıklar, çaresizlik umutsuzluk duyguları ve bunlara eşlik eden kin, kızgınlık, acı, üzüntü, kaygı gibi bastırılmış, çözümlenmemiş duygular somatizasyona neden olan unsurlardır.
Duygu ve düşüncesini dışarıya yansıtmakta zorlanan, hakkını savunamayan, kaygılı ve güvensiz kişilerde somatizasyona daha çok rastlıyoruz.
Psikosomatik bozukluk tanısının konması için şu kriterler olmalıdır:
En az dört ayrı ağrı olması (baş ağrısı, karın ağrısı, kol, bacak, sırt ağrısı...)
İki sindirim sistemi şikâyeti (bulantı, şişkinlik, kusma, ishal, yiyeceklerin dokunması)
Bir cinsel fonksiyon ya da genital sistem belirtisi (adet düzensizliği, erkekte iktidarsızlık, erkekte ve kadında cinsel isteksizlik...)
Bir nörolojik belirti (denge bozukluğu, yutma güçlüğü, çift görme, sağırlık...)
Ayrıca en önemlisi de tıbbi muayene, laboratuvar incelemeleri ve görüntüleme yöntemleri sonucunda saptanan bu şikâyetleri açıklayacak organik bir bozukluğun olmaması tanı koymak için şarttır.
Sağlıklı günler duasıyla Allah’a emanet olunuz.
PSİKOTERAPİST KIVANÇ TIĞLI DNŞ. TEL: 0212 503 79 95-0506 401 79 91