Kadem Ademleşirse!..
Sevinerek söyleyeyim ki: hükümet ister yazdıklarımı okumuş olsun ister kendi yanından düşünmüş olsun; nihayet doğruya geldi ve fahiş, usulsüz zam yapacak marketlere bir hafta süreyle kapatma kararı alan bir kanun çıkarmaya karar verdi. Bunu iki yıl önce bu sütundan yazdım. Sonra da birkaç kez yineledim.
Hükümetin para cezası vatandaşın aleyhine marketin lehine oluyor diye. Ulusal bir gazetede yazdığım halde iki yıldır yazdığım bir hakikat iki yıl sonra hayata geçiyorsa ne demeli?
Türkiye’de KADEM denilen bir kurum var: Açılımı: Kadın ve Demokrasi Derneği… Cumhurbaşkanımız üzerinde etkili olduğu söyleniyor. Mesture bayanların başını çektiği bir kuruluş. İyi niyetle kurulmuştur belki ama sadece kadınların düşüncelerinin ne kadar sakat sonuçlar doğurduğu ortada. Erkeklerle müzakere edilmeyen fikirlerin hissi ve intikam dolu olduğu anlaşılıyor.
Mesela: Ömür boyu nafaka meselesi… Yahu ömür boyu nafaka olur mu? Bu ne adaletsiz karar? Birkaç yıl olur. Ama ömür boyu ne? Babasının evinden çıkacak, benim evime gelecek kadın. Evlendim diye, sonra boşandım diye ömür boyu suçlu muamelesi göreceğim!
Niye?
Neden evlendin? Bunun için.
Ya boşanan kadın? O mu? O, yan gelip yatacak. Birileriyle olacak ve ya dini nikahla evlenecek. Bir de evlendiğini kanıtlayacağım. Ne adalet ne adalet.
Adın Kadem olabilir. Ama Adem yani adam değilsin. Eğer bu kararda zerre dahliniz varsa…
Bir başka kararı daha var hükümetin. Bir kız elindeki telefonundan biriyle tanışıyor. Hemen işin ucu evlenmeden cinselliğe varıyor. Nikah kıyarak aile kurarlarsa, hem nikahı kıyan hem de oğlan suçlu duruma düşüyor.
Neden?
Genç yaşta başlarını bağladığı, laik yaşamın, Batıcılığın önüne geçtiği için.
Bütün bunlar Atatürkçülüğe ters şeyler.
Yahu ne acaip uygulama? Kız zina yapmış, biriyle beraber olmuş suç değil; nikahlanırsa suç.
Neredesin Kadem? Bu mu adalet? Bu mu hakkaniyet. Neden buna karşı çıkmıyorsunuz. Her fırsatta dile getirmiyorsunuz? Adem olmak istemiyor musunuz?
DİYANETE YİNE ÇAĞRIMDIR
Madem geç de olsa bir duyan oluyor. İki yıldır Diyanet’e yaptığım çağrıyı yineleyeyim: Diyanet Müslümanların kurumu. Onu biz eleştirir, biz teklifte bulunuruz.
İki yıldır yazıyorum: Miras taksimi üzerinde müstakil vaazlar ve hutbeler olmalı. Çünkü bu büyük bir yara. Kızlara mirastan pay verilmiyor. Babalar ölmezden önce mirası pay edip çocuklarını razı etmiyor.
Anadolu’da bir anket yapılsa. Kardeşleri ile arası bozuk olanların çoğu miras yüzünden. Burada bu küskünlük dururken camiye gelene “namaz kıl” demenin anlamı yoktur.
Asıl toplumsal uzlaşmaya katkıda bulunacak şeyleri ön plana çıkarmalı.
6’LI MASA BİR BİR DAĞILIRKEN
Adamın biri eskiden hakime(kadıya) bir horoz rüşvet vermiş. Diğeri de bir koç.
Mahkemede horoz veren sürekli horoz gibi kabarıyor, horozu hatırlatıyormuş.
Hakim demiş ki; Bre adam ne horoz gibi kabarıyorsun. Bak hasmın karşında koç gibi duruyor.
6’lı masa olarak tarihe geçen maceranın kazananı CHP ile görünmeyen ayağı DEM oldu. Lakin görünen ayakları Mollaoğlu, Akşener siyaset sahnesini bırakıyor. Muharrem’i de Atatürk kurtaramadı. Eski Turan Feyzioğlu’nun CGP’sine döndü. O da bırakacak. Atatürk’ün bu ülkede siyaseten alıcısı yoktur. O tarihi bir şahsiyettir. Öyle de kalmalıdır. Ondan bir ideoloji üretip meydana sürmek gülünçtür.
Babacan ve Davutoğlu’na ise millet sandıkta “Siz Tayyip Erdoğan’ın değer verdiği kadar adamsınız. Gidin hatıranızı yazın” dedi.
Gültekin Uysal da bu seçim vesilesiyle adını topluma öğretti ama bitti.
Elde kalan yine Ak Parti ve korudukları MHP ve BBP, CHP ve DEM oldu.
Yani horozlanmanın anlamı yok. Hasmınız karşınızda koç gibi.
Karamollaoğlu ve Babacan’ın, Davutoğlu’nun alacağı ders şu olmalıdır:
Millete rağmen siyaset yapılmaz. Su kendi arkında akmalıdır. Gidip CHP’ye yaranmaya çalışmanız ne kadar basit insanlar olduğunuzun en güzel örneğidir. Vesselam.