Bize balon getirir misin?
Bize balon getirir misin?
İDRİS GÜNAYDIN
Bugün bir şey duydum, bir hafız annesinden. Kızının hafız olduğu Kur’an Kursuna börek götürüyor. Arada bazen yaparım bunu diyor. Böreği götürünce hafızlık yapan bir öğrenci yanına yaklaşıyor ve diyor ki: “Siz anladığım kadarıyla yardımseversiniz. Bize balon getirir misiniz?”
Daha önce de yazdım. Ankara’da öğretmendim. Aynı okulda bir DKAB öğretmeni daha var. Ankara’yı beraber dolaşıyoruz. Bir oyuncakçı dükkanının önünden geçsek içeri dalıyor ve oyuncaklarla oynuyor. Bir gün dedi ki: “Çocukken babam beni Halep/Suriye’ye Arapça öğrenmeye gönderdi. Çocukluğum orada medresede geçti. Dolayısıyla oynayamadım. İçimde o açlık hâlâ devam ediyor.”
Hep söyledim yine söylüyorum: Bu hafızlık kurumu gözden geçirilmelidir. Bu kurum bizim çocuklarımızın hepsini olmasa da bir kısmını bunalıma sürüklüyor. Elimde bu konuda bilgiler var.
Çoğu hafız eğitimi alanlar olmak üzere bazı öğrencilerle ilgileniyorum. Bir gün Zonguldak’ta bir hafız kızımız şunları söyledi: “Hocam, hafızım. Arkadaşlarımdan akademik olarak geriyim. Ezberlediğim ayetlerden hiç birinin anlamını bilmiyorum. Benim hafız olmamı annemle dedem çok istemiş. Sorguluyorum kendimi; bu ezber benim ne işime yarıyor?”
İnanç noktasında da türlü türlü angajmanlara girmiş. İtikadi bilgisi zayıf.
Onun için yine diyorum ki;
1- Devlet mutlaka hafız olup lise veya üniversite mezunu olanlara işe alma önceliği tanımalıdır. Bu hem onları sıkıntılardan korur hem hafızlığa ilgiyi artırır.
2- Küçük yaştaki çocukların hafızlık yapma planlamaları, değişik açılardan mutlaka gözden geçirilmelidir. Yatılı kurs-gündüz kursu ayrımı, çocuğun durumuna göre planlanmalıdır. .
Kurslardaki eğitimcilerin her alanda destekçileri mutlaka olmalıdır.. Bir annenin anlattığına göre, çocuklar uyuz olmuşlar. Önce söyleyememişler. Sonra iyice bulaşmış, geç haber almışlar. Kimi çocukların aileleri uzakta olunca, müdahale şansı da olmuyor.
3- Çok zeki olan çocukların hafızlığını ayrıca ele almalıyız.. Onlara daha ayrı bir kategoride önem vermeliyiz. Bu çocuklara Kur’an’ın 6-7 suresi anlam ve metin olarak ezberletilmeli, Kur’an hakkında sıkı bilgi verilmeli ve tahsile gönderilmelidir.
4- İmam-Hatip olacaklar ile ilahiyata gidecekler isterlerse hafız olmalıdır. Çünkü hafızın kıldırdığı namazın zevki bambaşkadır. Keza ben bir ilahiyat mezunuyum ama hafız olmadığıma hayıflanıyorum.
Değişen dünyada az zamanda çok işler başarmalıyız Müslümanlar olarak. Müslümanlara söylüyorum: Şimdi konsept değişti. Ne çocuklarımız eskilere benziyor ne şartlar… Zamanın ruhunu doğru yakalamak zorundayız. Zira sen sussan da istismarcılar susmuyor.
Bakınız; ellerinizden öper, kızım var, üniversitede okuyor. Biz dindar bir aile olmamıza rağmen, iki ablası ile bir ağabeyi İHL mezunu olmasına rağmen, kendisi de orta birinci sınıfı Ensar vakfına ait Ensar Kolejinde okumasına rağmen orta ikide ve üçte dersine giren Fen Bilgisi hocası çocuklara İHL’leri kötüleye kötüleye çocuğu İHL’den soğutmuş. Fen hocasının yakasına yapıştım da çocuğumu kurtarabildim. Çünkü bilhassa ilkokul öğretmenleri çocuk üzerinde çok etkili oluyorlar. O bilgiler çocuğun zihninin gerisinde, yedekte duruyor.
Bir de hafızlığın zorluğu ve arkadaşlarından geriye düşmek… İster istemez bunalıma itiyor. Bu konuyu çok düşünmemiz gerekiyor.
Hedefi on ikiden vurmak varken yanlara oku atmanın anlamı yok. Mesela hacca gidiyoruz, farz; gitmemiz lazım. Umreye gidiyoruz, sünnet; bir kez gitmemiz lazım. Ama ikinciye üçüncüye ne oluyor? Hz. Peygamber birde kalmış. Bunun yerine daha sevap ameller var, onları yapmamız gerekli değil mi? Yakınımızdaki liseye gidip okul müdürüne bir kompozisyon yarışması yapmasını, ilk üçe giren öğrenciyi umreye göndereceğimizi belirtsek daha hayırlı olmaz mı? Veya gitmeye durumu müsait olmayan bir aileyi göndermeye ne dersiniz? Bu aynı zamanda iyiliklerin çoğalmasına sebep olmaz mı? Onun da elini öpsünler. O evde de bir umre dönüşü havası essin. Belki tam ibadete başlarlar. Belki örtünürler.
Ne dersiniz vesselam.