Allah’ı oyun dışında tutmak
Kainatı yaratan, canlıları yaşatan, öldüren ve dirilten Allah iken nedense bir laiklik sistemiyle Allah ve onun emirleri oyun dışına itilmiş, Allah’ın emrettikleri yasak ve korkulacak emirler olarak telakki edilmiştir.
Çoğu veya hepsi çoktan toprak olmuş acizlerin, kendine malikliği varmış gibi Allah; onlarca, adeta en tehlikeli ve bir şey bilmez ilan edilmiştir.
Bu bir Müslüman ülkede oluyor. “İzindeyiz” denilen faninin hatırı her şeye güç yetiren Allah’ın hatırını aşıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor.
Türkiyeli Müslümanlar selamlaşma konusunda ısrar ettiler ve bir gelenek oluşturdular. Başörtüsü konusundaki mücadeleyi kazandılar. İmam Hatip Okulları davasında belli bir yere geldiler. Lakin; laiklik ve Allah’ın emirlerinin de yasa olarak teklif edilebileceği konusunda adım atamadılar.
04-11-2024’te yazdığım “1850’lerde ABD” yazımda belirttiğim ve izlemeye devam ettiğim kovboy filmleriyle o günün ABD’sini anlamaya çalışıyorum. Kendilerine, kendilerinin “Vahşi Batı” adını vermelerinden de anlaşılacağı gibi gerçekten vahşi olan o ülkelere eğer bugün uygar deniyorsa sebebi kanunlara uymalarıdır.
Akif merhumun dediği gibi bir tek dişi kalmış olan bu uygar fakat medeni olmayan milletler bu mertebeyi uygarlığın kanunlarına uymakla elde etmişlerdir.
Müslümanlar ise yüz sene öncesine kadar medeni idi. Medeni olmayı kanunlara uymakla değil dine uymakla elde ettiler.
Hiçbir uygar ülke karşılığını almadığı bir şey için ödeme yapmazken hâlâ bugün bile trilyonlarca liralık zekat, sadaka, öşür, sadaka-i cariye, infak, kurban, adak Müslümanların durumu müsait olanlarınca ihtiyaç sahiplerine ödenmektedir.
Hâlâ bizde dükkanının kapısını Cuma Namazına giderken kapatmayan kasabalar vardır.
Hâlâ bizde mahalleye veya köye gelen bir misafiri veya yolcuyu evine götürmeyi vazife bilen yerler vardır.
Hâlâ bizde faizsiz, imzasız borç isteyene borç verilir.
Hâlâ bizde, musluktan su aktığı halde misafire abdest için leğen getiren yöreler vardır.
Tüm bunlar İslami geleneğin tezahürleridir.
Avcı, yumurtlama veya yavru döneminde günah olduğu için ava gitmez.
Alışverişler çoğunlukla senetsiz, kefilsizdir. Köylerde böyledir.
Ama nedense içimize işleyen bu ilahi emirler ve geleneklerin şarii Allah, TBMM’den kovulmuş, adeta ademe mahkum edilmiştir.
Hiçbir vekil, hiç değilse ölüm döşeğinde iken şöyle itirafta bulunmuyor: “Biz bir hata yaptık. Her şeye gücü yeten Allah’ı, ondan ilahi bir ikaz gelmediği halde, bir faninin sözüne uyarak devlet ve millet hayatının mabedi dediğimiz TBMM’den kovduk. Yanlış yaptık. Şimdi huzuruna gidiyorum. Sorarsa ne cevap vereceğim. Bizden sonra gelenler aynı hatayı yapmasınlar.”
Hiç böyle bir itiraf yok. İş sivil Müslümanlara kalıyor. Mutlaka seslendirmemiz gerekiyor. Allah’ın emirleri de yasa olarak teklif edilebilsin.
Şu saçmalığa bakar mısınız? Dünyada üç ülke hariç İncil veya Kur’an üzerine yemin etmeyen ülke yok.
Bizim millet olarak Allah ile ne alıp veremediğimiz oldu ki; Allah’a karşı hangi pozisyonda üstünlük sağladık ki; Allah’ın kitabı üzerine yemin etmiyoruz? Kimse de bu yolda bir şey konuşmuyor.
Kimin hatırına? Hatırına güvendiğiniz kişiler sizi hasta olmaktan veya ölümden kurtarabiliyor mu?
Ben Türkiyeli Müslümanların bu konuda hassas olması gerektiği konusunu dile getiriyorum. Bu, kimseye karşı bir teklif değildir. Herkesin Allah’a inancı var. Dediğimiz şu: “herkesin inandığı Allah’ın da söylediklerinin dinlenmesi.” Bunu anlamak, kavramak bizim için zor değil.
DARON ACEMOĞLU’NA BRAVO
Kendisi Türk kökenli olsaydı ona ödül verilmezdi. Belli ki yabancı kökenli. Ama doğru bir şeyi dillendirmiş. Diyor ki: “Tek parti dönemi çoğulcu demokrasiye sahip değildi. Osmanlı tek parti döneminden daha çoğulcu idi.”
Bu durum bile bize şunu hatırlatıyor. Türkiye’de milyonlar karınlarında bir hakikat, dillerinin ucunda başka bir hakikat taşıyor.
Aslında Daron Acemoğlu 5816 sayılı yasa olmasa çok daha başka şeyler söyleyebilecek. Ama, ne mümkün?
Bu kadarı bile bazı hakikat düşmanlarını kıs kıs kıvrandırıyor.
Yahu, şu ucube yasayı kaldırın. Herkes ne diyecekse desin. Sizler de pehlivan gibi belgelerle savunun. Gerçekler aydınlansın. Seveceksek hep birlik olalım; sevelim. Kızacaksak hep birlikte kızalım.
Bu ülke ve bu tarih hepimizin.
Söylediklerinizden siz rahat mısınız? Değilsiniz. İçinizden “acaba” diyorsunuz. Zorla çirkini dayatma devri değil. Vesselam.