Çanakkale Şiiri Üzerinden Gelibolu Zaferi
Çanakkale Şiiri Üzerinden Gelibolu Zaferi
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Çanakkale Zaferinin 111. yıl dönümü. Yüz on bir yıldır kutlanan zaferi, Mehmet Akif Ersoy’un şiiri kadar anlatan olmamıştır.
Maalesef ve ne yazık ki, Çanakkale tam manasıyla anlaşılamadığı, anlatılamadığı gibi bu şiir de anlaşılmadı, anlatılmadı, anlatılmıyor.
Eğer gerçekten Çanakkale ruhuna inanıyor olsak, ilköğretimden üniversitelere kadar tek başına ders olarak okutulur ve tahlili yapılarak; “vatan-millet-devlet-din şuuru” aşılanır.
Çanakkale geçilseydi, bugün paramparça edilmiş; sömürülen bir ülke idik ve ne devlet ne millet istiklalimiz kalmıştı.
Gelibolu Zaferi; generallerinden, albaylarından, yarbaylarından, binbaşılarından, yüzbaşılarından, teğmenlerinden, ast subaylarına kadar binlerce Anadolu evladı Mehmetçiğin zaferidir. Şehitlikte dolaşırken, kabirlerdeki isimleri okumak kâfidir.
Şimdi buyurun şiirden bazı mısralara bakalım zaferin sahibi kimmiş?
•••
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
•••
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ.
•••
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
•••
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
•••
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
•••
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın
•••
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber!
•••
Ezcümle:
Fitne mayalılar şunu diyecektir:
“Ama Mehmet Akif bu şiiri Çanakkale’yi görmeden yazmıştır”. Doğru! Mehmet Akif Çanakkale Zaferi haberini aldığında, Teşkilatı Muhsusa adına Necid Çöllerindedir. Peki, zaferden sonra Gelibolu’ya; “yazsınlar, konuşsunlar” diye 70’e yakın edip, şair götürüldü. Hangisi Akif kadar anlatabildi, yazabildi? Hangisi biliniyor?
Şehitliği iki tip insan gezer.
Birincisi resmi ideolojinin kıskacında, bedeniyle gezenler ve hala Osmanlı’ya sövenler. İkinciler ise amentü yüklü ruhu ile gezenlerdir. İşte ikincilerin ataları, Gelibolu sırtlarında ve vadilerinde yatan şehitlerdir.