• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
23 Ekim 2020

Seni Diyarbekir Gibi Düşünüyorum

İnsan sözünün incelerek büyülediği kelam olan şiir, Arap yarımadasında tek ve rakipsiz bir saltanat sürerken ALLAH kelamı ayetler, söze sözle meydan okuya okuya inzal oluyordu; “Em yekûlûne-fterâh(u)(s) kul fe/tû bisûratin miślihi ved’û meni-steta’tum min dûni(A)llâhi in kuntum sâdikîn(e). Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın).”

Bu sözler karşısında iman eden şairlerin bir kısmı şiir yazmayı bırakırken bir kısmı vahyin içlerini nurlandırdığı sayhayı şiir dizelerine döküyordu.

Kaynaklarda Züheyr, Nâbiga ve Abde gibi tanınmış şairlerin şiirlerini gençliğinden beri dikkatle dinlediği rivayet edilen Hz. Ömer’in bunları okuduğu, birçoğunu ezberlediği, halifeliği döneminde kabilelere ait divanların derlenmesini istediği biliniyor. Abdülhay el-Kettânî, Ömerül Faruk’un (ra) bu şiirlerden bestelenmiş şarkıları dinlemeyi sevdiği ve “Şarkı yolcunun azığı cümlesindendir” dediğini nakleder. Babasından ensâb (şecere tarihçiliği) bilgisini öğrenen Hz. Ömer, güzel yazı yazar ve güzel konuşurdu. Onun Hz. Ebû Bekir ile birlikte toplumun en fasih konuşanları arasında yer aldığı, Kur’an’ın kıraat ve imlâsına itina gösterilmesini, Arap dilinin iyi öğrenilmesini ve doğru konuşulmasını istediği kaydedilmektedir. Hal böyle iken “müzik haramdır” gibi katı, normatif fetvalara nasıl evirildik?

Vakıa şu ki İslam dünyası fikirsel sahada batıyla iki defa cenge tutuştu. Birincisinde futbol tabiri ile eze eze galip geldi. İkincisinde bütünüyle tarumar oldu. Günümüzde de İslam coğrafyası girdiği bu türbülanstan hala çıkamadı, çıkamıyor. Birincisinde imanımızla ve aklımızla yendik. İkincisinde kibrimize ve aklımıza yenildik. İki asırdır da imanımızı kurtarma peşindeyiz.

Bu topraklar, Ömer (ra) Habil soylu melek ruhların merhamet, adalet ve cesaret harcıyla karıldı. Buranın insanı sözünü dudaktan gözünü budaktan esirgememeli. Atı eşkin kılıcı keskin olmalı. Sözü sırat gibi keskin ve hikmet kokmalı. Neden mi?

Grek kültüründe “Doğu/Şark” manasına gelen "Anatolia" bizdeki ifadeyle vatanımız “Anadolu”, Ya da Asya’nın büyüklüğüne binaen uzantı olarak görüp “Küçük Asya”, bir başka tanımlamayla İstanbul’dan başlayıp Bağdat - Şam hattına kadar uzanan “Küçük Asya” toprakları birilerinin istila ettiği, birilerinin vilayet haline getirdiği, birilerinin kolonileştirmeye çalıştığı topraklar oldu. Hz Ömer’le başlayan fetih ve İslamlaşmayla bu coğrafya karakter ve kimlik kazanarak bir İslam yurdu haline dönüştü.

Hz. Ömer zamanında Anadolu’ya fetihler iki koldan yapıldı. Hatay Adana kolu ve Mardin Diyarbakır kolu. Diyarbakır anlaşılırsa bugünkü siyasi çekişmelerin nedenleri yeniden kadraja konur.
Halife Hz. Ömer(ra), Diyarbakır fetih görevini İyâz b. Ganm’e verdi. İyâz, sekiz bin kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Ordusunda bine yakın sahabe vardı. “Kuşatma uzun sürdü. Bütün manevralara rağmen, şehri baştanbaşa kuşatan muhkem ve muhteşem surlar fethi zorlaştırıyordu. Bizans’ın güvencesi “sur(!)” du. Müslümanlar beş ay kadar bu kale duvarları dibinde beklemeye katlandılar. Bu arada İyâz, Hakem b. Hişam’ı bir miktar kuvvetle Meyafarkin’e (Silvan) göndererek orayı fethetti. Nihayet, Halid b. Velid sur dibine sık sık yaptığı keşiflerden birinde surun doğu (Dicle vadisine bakan) yönünde, şimdiki Adalet dairesinin(eski hükümet konağı) bahçeler cihetindeki sur duvarlarında gördüğü gizli bir su deliğini genişleterek oradan içeri girileceğini tespit etti.” “Halid b. Velid, bir gece yüz kadar iyi savaşan ve çoğu sahabeden oluşan erleri alarak bu delikten içeri girdi. Bu yere yakın bulunan ve şehrin fethinden sonra Fetih Kapısı (İç kaleden hastanelere çıkan yol üzerindeki kapı) ismini alan kapıyı açarak İslam ordusunun şehre girişini sağladı. Tarihi vesikalarda kapıyı açmak için nöbetçilerle yapılan savaşta en az yirmi beş kişinin(kimi kaynaklarda yirmi yedi) şehit olduğu anlaşılmaktadır. Bu şehitlerin kabirleri Süleyman b. Halid(b. Velid) birlikte, bugün İç kale Camii bitişiğindeki meşhedde bulunuyor.

Fethin ve Müslümanların lideri Ömer(ra), Diyarbakır’ı feth eden ordunun komutanı Hz. Iyaz b. Ganm’ı (ra) Diyarbakır’a vali olarak Hz. Sa’aa’ b. Amr b. Savhan el-Abdî’yi atar. Ancak fetih esnasında yaralandığından, altı ay sonra Hz. Sa’aa vefat eder. İşin yürek sızlatan yanı şu ki İslam’ın ilk valisinin türbesi, Cumhuriyet’in ilk belediye başkanlarından Nazım Önen tarafından, yol çalışması bahanesiyle 1926’da yıkılır, çevre düzenlemesiyle parka çevrilir. 2011 yılında, bu hazin durum, daha da aşırıya götürülerek Hz. Sa’aa’nın türbe yeri, Vakıflar Müdürlüğü tarafından kilise kalıntısının yeri diye tescillenir!

Şehrin fethi sırasındaki ilk çatışmalarda şehid olup Hz. Süleyman Camii haziresinde medfun olan 27 sahabe şunlardır: “Süleyman b. Hâlid b. Velid (ra),Rıdvan (r.a.), Mes’ûd (r.a.), Beşir (r.a.), Hamza (r.a.), Amr (r.a.), Şu’be (r.a.), Sâbit (r.a.), Zeyd (r.a.), Zeyd (r.a.), Halid (r.a.), Halid (r.a.), Nu’mân (r.a.), Muhammed (r.a.), Muhammed (r.a.), Abdullah (r.a.), Abdullah, Abdullah (r.a.), Hasan (r.a.), Hasan (r.a.), Ka’b-i Zişan (r.a.), Fudayl (r.a.), Mâlik (r.a.), Fahr (r.a.), Ebu’l-Hamd (r.a.), Ebu Nasr (r.a.), Muğire. (r.a.).

Fetih sırasında bir kısım sahabe şehit olur, bir kısmı burada kalmaya karar verir. Bazıları da daha sonra ailelerini de alıp Diyarbakır’a yerleşirler.

Mekke ve Medine’den sonra üçüncü sayıda sahabenin yattığı yerdir Diyarıbekir. Mevlana Halid-i Bağdadi “ayakların basamayacağı kadar şehit sahabeden bahisle 541 rakamını verir. Bu sahabinin çoğunluğu eski Diyarbakır olarak bilinen bugün merkez Sur ilçesinde medfun.

Yakın tarihte buranın köstebek yuvasına çevrilip hendeklerle tarumar edildiği terör olayların merkezinin sur olması tesadüf müydü? İslami müktesebata oldukça hâkim dönemin Başbakanına öfke nöbetleri geçirten böylesi durumun bu tarihsel kimlikle ilgisi yok muydu dersiniz?

Felsefe İslam dünyasında resmi ideolojilere boyun eğen sosyo- kültürel topluluk tarafından reddedilmeden önce,( 767-1058 yılları),” hikmet “ ismi ile anıldı ve dikkate değer bir başarı gösterdi. 9-10 yüzyılda bugünün corona tabiri ile pik (zirve) noktasını yakaladığında İslam dünyası dünya siyasetine boyun eğdirmiş imparatorluklar kurmayı başarmıştı. İslam’ın batıyla karşılaşmasında düşünsel bu başarı ve sonrası gerilemenin nedenleri üzerine hala çok az şey bilinmekte.

Felsefenin yapısının sosyolojik olarak aydınlatılması aldatıcı beylik siyasi sözlere son verecektir.

Diyarbakır, Fis Kayasından şehir için dua eden Hz Yunus’un duasını kokluyor. Ve Diyarbakır da Hz. Elyesa, Hz. Zülkifl, Hz. Nebi Harun-ı Âsafi, Hz. Nebi Hallâk, Hz. Nebi Harut, Hz. Enüş, Hz. Nebi Zünnun, Hz. Nebi Hürmüz tevhid yolunda hikmeti kuşanmış erleri beklemekteler. Ve Diyarbakır’ın fethinden bugüne hiç bir zaman düşman işgaline uğramamış Anadolu’nun ilk camii Diyarbakır Ulu Camiinde uluca gözlerle HZ. Ömer’in hikmeti Anadolu’yu gözetliyor. Oradan Anadolu’ya muştu yaydı ezanlar

“O ezanlar ki Şehadeti dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sabri

Anlatım özeti çok güzel. Teşekkür ederim.
  • Yanıtla

Üstaz

Eyvallah üstaz, Rabbim ömrünüzü bereketli eylesin.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23