• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
25 Eylül 2020

Hükmetmek mi Hikmete Yönelmek mi?

Âşıkpaşazâde, “Tevârîh-i Âl-i Osman” isimli eserinde 13. Yüzyıl Anadolu’sundaki zümreleri dört grupta tasnif eder. Bunlar; gāziyân-ı Rûm (savaşçı sınıfı), ahîyân-ı Rûm (zanatkar/Esnaf sınıfı), abdalân-ı Rûm (dervişler) ve bâciyân-ı Rûm’dur.

Bâcıyân-ı Rum’a Fuad Köprülü, önce savaşçı kadın birlikleri demiş, sonra fikrini değiştirmiş bunların kadınlardan oluşan sufi birlikleri olduğunu yazmıştır. Başka bir kaynakta geçmeyen Bâciyân-ı Rûm’un kadınlardan meydana gelen bir teşkilât olması ve başka hiçbir kaynakta böyle bir zümreden söz edilmemesi araştırmacıların dikkatini çekmiş ve bu terkipteki kelimenin “bâciyân” şeklini alışının bir istinsah hatası olabileceği ileri sürülmüştür.

Oryantalist Taeschner, bunun aslının “hâciyân-ı Rûm” veya “bahşiyân-ı Rûm” olabileceğini ileri sürmüş, Z. Velidi Togan ikinci görüşü tercih etmiştir. Bu iki ismin delâlet ettiği zümre veya teşkilâtların varlığına ihtimal vermeyen Fuad Köprülü ise bâciyân-ı Rûm ifadesini takip eden cümlelerde Hacı Bektâş-ı Velî’nin onlarla münasebetinin anlatılması ve Bektaşî an‘anesinde tarikattan olan kadınlara genellikle “bacı” lakabının verilmesini de göz önüne alarak Anadolu’da bâciyân-ı Rûm adında bir teşkilâtın varlığını mümkün görmektedir. Anadolu’da bazı tarikat mensuplarının şeyh hanımları hakkında “ana bacı” tabirini kullanması Fuad Köprülü’nün görüşünü güçlü kılmakta.

Bu tasnifin tartışma götürmeyecek bir yanı, toplumsal bu dört unsurun da temelinde tasavvuf düşüncesinin var olmasıdır. Peki neden?

Kökleri Selçukluya dayanan bir düşüncenin bunda payı büyük.

Kınık boyu Beyi Selçuk Bey’in boyu ile beraber Maveraünnehir yönüne göç edip Yabgu'ya bağlı Cend'e yerleştikleri dönemde Samanilerdeki baskın unsur sufi İslam düşüncesi idi. Selçuk bey ailesiyle birlikte böylesi bir atmosferde Müslüman olmuştu. Dolayısıyla sonrasında kurulan Selçuklu İmparatorluğu esasında bir derviş devletidir.

Selçuklulardan itibaren düşünce ve eğitim; medrese ve tekke tarzındaki örgütlenmedeki teolojik anlayışıyla Devletin rengini belirler.

Endülüs güneşinin daha özgür teolojik anlayışının- ilk dönem mutezile toplumsal ağırlığa sahiptir- kısmi olarak medreselerde yer bulmasına karşılık baskın olan sufi düşünce olmuştur. Eşarilik ve Şafii düşüncesinin bidat sayılması İmam Cüveynî ve Beyhakī gibi âlimlerin memleketlerini terk etmek zorunda kalmaları gibi uygulamalar Sultan Alpaslan dönemi yönetim anlayışında son bulur.
Ardılı Anadolu Selçuklu Devleti inşasında devlette baskın unsur yine sufi düşüncedir. Hızır’ın irfanı odaklı bir Musa Şeriati anlayışı zaman içerisinde değişim ve dönüşüm yaşamış, 13-14. yüzyıllardan itibaren genel olarak bu coğrafyada teolojik düşünce irfan geleneğini terk ederek mitolojik ögelerle bezeli tarikat anlayışına dönüşmüştür.

Düşüncedeki gerileme medreselerde çoğunlukla Şerh, Hâşiye, Telhis,Hamiş tarzında metin tekrarlarıyla yürütülen bir eğitim anlayışına evrilirken, tekkelerde; ilmi faaliyetlerin ,ince düşüncenin yerini ham softa, kaba saba, babadan oğula geçen teolojik şeyhliğe bırakmıştır.

Maveraünnehir’de ortaya konan o rasyonel, teolojik çaba Anadolu’ da aynı düzeyde devam etmemiş zamanla durağanlaşarak skolastik görünüme bürünmüştür. Kuşkusuz bunun farkında olup buna itiraz geliştiren yapılar olmakla birlikte büyük çoğunluk bu hastalıktan kurtulamamıştır.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, İsa ve havarileri üzerinden Hristiyan teolojisinin formu birçok tarikata sirayet etmiştir. Esasında yirminci yüzyıl, teolojik ahlakın kaybolduğu dini temsil makamının hala aynı silsile eliyle toplumsal dip akıntısının devam ettiği bir yüzyıl olmuştur. itaat kültürüyle zannedilenin aksine İslami ilimlerden uzaklaşılmıştır.

Bugün için İslami ilimlere olan uzaklığı kadar ahlaki bir içkinlikten uzak bu düşünce tarzının bizatihi kendisi İslam düşüncesinin önünde defans uyguluyor. Böylesi bir yapının ağlakçı din anlayışının 15 Temmuz gibi bir sürece bizi götürmesinin nedenlerinin yeterince tartışılmadığı ve anlaşılmadığı da ortada.Görünen o ki bu tarz yapıların Devlet içerisinde tufeyli olarak beslenmesi devam edecek. Bugün sivil baskı grupları olarak adı değişen yapıların girizgâhta verdiğim Âşıkpaşazâde tasnifiyle karşılaştırılması ilginç gelebilir.

Gāziyân-ı Rûm (savaşçı sınıfı), ahîyân-ı Rûm (zanatkar/Esnaf sınıfı), abdalân-ı Rûm (dervişler) bâciyân-ı Rûm tasnifini bugün isim değiştirerek bir daha düşünmek gerekmez mi?

Hükmetmekten önce hikmete yönelmek, yerleşmek ve yerleştirmek yerine yetiştirmek esas olmalı değil mi? Sufi düşüncenin temeli bu değil mi erenler?

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

NE ÖNEMİ VARKİİİ

Evet budur meselenin özü anlayana. TECAVÜZCÜ ORTAKLAR TECAVÜZ A. Ş. HDPKK & CHP KAPATILSIN
  • Yanıtla

HASAN A.

Havanın kapalı oluşu Güneşin yok olduğu anlamına gelmez.Dinin özü irfandır (kendini bilmek-rabbini bilmek) Bu yolun seyri süluku hikmet (imam Şafiide hikmet sünnet-i seniyyedir) iledir.Bu bakış açısına göre Sufi düşünce hep vardı ve varolacak.Güneşin görünmeyişinden dolayı üstümüze düşen gölgelerin şerrinden de Allah'a sığınırz.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23