Sünnî İslâm Dünyası büyük bir kriz dönemini yaşıyordu.
Mısır'da hüküm süren Fâtımî Hükümdârı halifeliğini ilân etmiş, taraftarları ise bütün İslâm Coğrafyasını kaplamıştı.
Yaptıkları etkili propagandalar şiiliğin yayılmasında etkili oluyordu. Öyleki, Bağdat'ta oturan Abbasî Halifesi'nin ücretli Türk Birliklerinden bir kısmı dahi Şii olmuş, bölgede hüküm süren Fâtımî hükümdarının (imamı) en büyük destekçisi ve koruyucusu Büveyhî'lerin hizmetine girmişlerdi.
Büveyhi'ler, İran'ın ortasından itibâren Irak'ın tamamını elinde tutan İran'lı bir hânedandı.
İşte bu Büveyhi Hânedânı işi o kadar ileri götürmüştüki, Emir'ul Umerâ ismini takınmış bir Büveyhi Hükümdârı, İslâm Halifesini yeri gelir azleder, yeri gelir katleder, yeri gelir hapsederdi. Ancak Fâtımî İmâmı adına hutbe okutmaz Sünnî İslâm Dünyasından çekinirlerdi.
Büveyhî'ler bunun için yanına aldığı Şii'leşmiş Türklerin Kumandanlarından Arslan Besâsîrî'den güç alarak, Fâtımî Hükümdârını hâlife ilân etmek için fırsat kollamaya başlamışlardı ve bizzat Besâsîrî bu işin başını çekiyordu.
Bunu haber alan Abbasî Hânedânından gelen (Hazreti Abbas Efendimize dayanır) Halife Kaaim ise, Sünnî'liğin ve Ehl'i Sünnetin ölümüne müdâfiliğini yaptığını bildiği Selçuk'lu Hükümdârı Tuğrul Bey'den yardım istedi.
Tuğrul Bey, İslâm Halifesi Kaaim'in böylesine acıklı ve hüzünlü durumuna vakıf olunca derhal harekete geçti.
Tarihler, 25 Aralık 1055 tarihini gösterdiğinde, hac yolunu tamir etmek ve bu yolun güvenliğini sağlamak bahanesiyle Türk Ordusunu, halkın bitmek bilmeyen tezahüratları arasında Bağdat'a soktu.( Şu anda da aynı mâzeret geçerli. Önceden Sünnî Lider Saddam Hüseyin zamanında bütün hacılarımız ve umreciler yıllarca Bağdat üzerinden kutsal topraklara gidip geldiler. Çünkü Suriye rejimi Şiâ'nın bir kolu olan Nusayrî olduğu için izin vermiyordu. Şu anda her iki ülke üzerindende kutsal topraklara gidilecek durum yok. O halde Türk Ordusu Bağdat üzerinden, yada Şâm-ı Şerif üzerinden hac ve umre yolu açabilir.)
Şii Büveyhî'lerden usanan halk Tuğrul Bey ve Kardeşi Çağrı Bey'e karşı günlerce sürecek çılgın tezahüratlarda bulundu.
Aslan Besâsîrî hapse atıldı. Halife bütün camilerde Hutbede, kendi isminin yanında Tuğrul Bey'in ismini okutulması emrini verdi.
Bu şu anlama geliyordu.Halife artık dünyâ saltanatından vazgeçiyor, sadece müslümanların mânevî lideri olarak kalmak istiyor, dünyâ lideri olarakta Büyük Türk Hâkânını tanıyordu.
Tuğrul Bey, sadece halifeyi şii'lerin elinden kurtarmakla kalmamış, kendi çocuğu olmadığı için kardeşi Çağrı Bey'in kızı Hatice Arslan Hatun'u Halife Kaaim'le evlendirerek kendine damat yapmış ve bütün dünyaya "Halifeye dokunanı yakarım" mesajı vermişti.
Ancak bu seferde Selçuklu topraklarında taht kavgası vermeye hazırlanan İbrahim Yınal meselesi çıkmıştı ve Tuğrul Bey'in bu işi halletmesi gerekiyordu Bağdat'tan ayrıldı.
(Selçuklu Devletinin kurucusu Selçuk Bey'in beş oğlu vardı. Bunlardan Yusuf Yınal Bey, Selçuk Bey hayatta iken 994'te ölen ilk oğludur. Zevcesini kardeşi olan Selçuk Bey'in diğer oğlu Subaşı Mikâil Bey almış, bu Hâtun hem İbrahim Yınal'ı, hemde Tuğrul Bey'i dünyaya getirdiği için İbrahim Yınal ile Tuğrul Bey, ana bir üvey kardeştiler. Diğer kardeşi anne baba bir Çağrı Bey'dir. Sultân Alparslan'da Çağrı Bey'in oğludur.)
Besâsîrî, Tuğrul Bey Bağdat'tan ayrılınca kripto şiâ'ların desteği ile hapisten kaçmayı başardı ve etrafına Şiileri toplayarak Selçuklu Devleti içerisindeki taht kavgasının neticesini beklemeye başladı.
Aslan Besâsîrî'nin duyduğu haberler İbrahim Yınal'ın güçlü bir şekilde iktidara geleceği şeklindeydi.Bu duyumlardan cesaret alınca da 27 Aralık 1058'de Bağdat'a girdi. Halife kendine bağlı askerlerle şiddetle karşı koydu ama yenildi. Bağdat'ın dışında bir yere hapsedildi.
Besâsîrî, Hutbede Abbasî Halifesi ve Türk Hakan'ının ismini kaldırıp, Şii Fâtımî Hükümdârının ismini okutturma cesaretini gösterdi.Yetmedi Halifeden zorla aldığı hilafetten ferâgat yazısını Kahire'ye yolladı
Diğer taraftan Tuğrul Bey, taht iddiasında bulunan anne bir kardeşi İbrahim Yınal'ı feci bir şekilde yenerek, hapiste bulunan Abbasi Halifesini kurtarmak için Bağdat'a yöneldi.
Aslan Besâsîrî 14 Aralık 1059'da Tuğrul Bey'in yeniden Bağdat'a doğru geldiğini duyunca acele şehri terketti ama geç kalmıştı.
Tuğrul Bey, Besâsîrî dâhil bütün şiâ'ları imha ederek yine halkın sevinç gösterileriyle ikinci kez ve kalıcı bir şekilde Bağdat'a girdi. Halife Kaaim'i yeniden görevine döndürdü ve Halifenin kızı Seyyide Hâtun'la evlenerek damat oldu.
Gerekli imar çalışmalarını bitirdi, asayişi kesin bir şekilde bütün Ortadoğuda tesis etti, güvenilir ve ehil kadrolar kurduktan sonra kendi başkenti olan Rey'e (Tahran) çekildi.
Tuğrul Bey istese halifeliğini ilân edebilirdi. Ama yapmadı. Çünkü Abbasî Ailesine Hz.Abbas (r.a.) 'dan geldiği için büyük bir saygı duyuyordu, hemde Araplar Türk Hâkimiyeti ile yeni tanışmışlardı. Müdâhale etmedi. Zâten Türk Hâkânlığı, Gazneli ve Karahanlılar tarafından üstünlüğü kabul edilsede henüz tanınmıyordu. (Devlet gerçek gücüne Sultân Alparslan'la erişecektir.)
Hilâfet, 456 sene sonra Yavuz Sultân Selim'e nâsib olacaktır.
Ancak Hilâfetin merkezi Bağdat'a yapılan bu seferle beraber İslâm Dünyasında güç kesin bir şekilde Türklere geçmiş ve asırlarca sürecek olan Islâmın Sancaktarlığını yapmak işi artık Türklere nâsib olmuştur.
Ne mutlu Islâmın Sancaktarlığını yapan ecdâdın izinden gidenlere.Ecdâdın mekânı cennet olsun inşaallah.
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
Yorumlar
s.güney
asil aziz ecdadım,insaallah yine öyle bir millet oluruz.
Devrimci Yapilanma
Atalarımızdan ders alabilmeyi bizlere Allah nasip eylesin. Küffarın ve bidat ehillerinin tekrardan düşman görülüp, kellesi vurulacağı günlere
x
WhatsApp İhbar Hattı
+90 (553) 313 94 23