• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Sûltân II. Osman’ın şehâdeti (20 Mayıs 1622)

20 Mayıs 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Yolum ne zaman Sûltân Ahmet Camiine düşse, cami bahçesinin Ayasofya’ya bakan girişinin dışında bulunan 1. Ahmet Türbesini kapalı olsa bile mutlaka dışarıdan ziyaret eder fâtihalarımızı okurum. Türbede 14 yaşında padişah olduktan sonra 14 yıl görevde kalarak 28 yaşında vefât eden Sûltân 1. Ahmet ile oğulları 27 yaşında vefat eden Sûltân 4. Murat ve 18 yaşında şehit edilen Genç Osman nâmıyla bilinen Sûltân 2. Osman yatarki, her ziyaretimizde onun için kalbimiz acır.

Sultan 2. Osman tahta çıktıktan sonra anlaşmayı bozan Lehistan seferine çıkmış, ancak askerin isteksiz davranması yüzünden başarı elde edilememiş, yenilenen anlaşmayla 14 Ocak 1622 tarihinde İstanbul’a geri dönülmüştü. Sûltân Osman, yaklaşık dört ay sonra başına geleceklerden habersiz planlar yapmaya başladı. Önce askeri disiplin altına almalıydı. Lehistan seferinde asker üzerinde kuvvetli bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu iliklerine kadar hissetmişti. 

Gecikmeden düğmeye bastı. Önce yeniçeri ocaklarında sayım yaptırdı, sonra kayıt defterindeki sayıyla karşılaştırdı. Aradaki fark korkunçtu. Bu duruma kayıtsız kalamazdı. Askerde olmayan binlerce hayâli isim adına maaş ödeniyordu.

Öyleyse yapılması gereken, iyice bozulmuş ve her geçen gün devletin başına iş açan Yeniçeri ve Sipahi ocakları ortadan kaldırılmalı bunların yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden oluşan millî bir ordu kurulmalıydı.

Dönme ve devşirmeler tarafından işgâl edilen devlet kadroları temizlenmeli, yerine Türk milletinden millî kimseler getirilmeliydi.

Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'dan Anadolu'ya, bir Türk şehri olan Bursa'ya taşınmalı, Bizans oyunlarına son verilmeliydi.

Artık padişah ve yakınlarının devşirmelerle evlilik yapması yerine Türk ailelerinden kız alınması sağlanmalıydı. Giyim kuşama da çekidüzen verilmeli abartılı kavuk ve kaftanlar yerine daha sade Türk tarzı giysiler kullanılmalıydı. Bütün bunları planlarken bu arada Lübnan’da çıkan isyanı fırsat bilerek isyancılar üzerine sefere niyetlendi.

Hemen Cezayir ve Tunus Beylerbeyi’ne donanmayla Lübnan açıklarına hareket emrini verdiyse de Şeyhülislam ve Hocası Ömer Efendi tarafından “Koca padişah isyancı üzerine gitmez, bunu serdârlar halleder” denilerek engellendi.

Bunun üzerine Sûltân II. Osman; Mısır, Suriye ve Anadolu’dan asker toplayarak düşüncelerini hayata geçirmek için bu kez Hac’ca gitme fikrini ortaya attı. Hac yapacağını söyleyerek hazırlıklara başladı. Hicâz güzergâhı üzerindeki Beylerbeyi’lerine haber gönderilerek hazırlık yapmaları istendi. Mekke Şerifi’de konudan haberdar edildi.

Hazırlıklar bütün hızıyla devam ediyordu. Öyle ki, hac kâfilesine dâhil olacak isimler belirlenmiş, İstanbul, Edirne ve Bursa muhafızlıklarına sırasıyla Sadrâzâm Hüseyin Paşa, Vezir Gürcü Mehmed Paşa ve Vezir Topal Recep Paşa görevlendirilmişti. Sûltân Genç Osman’a 500 yeniçeri refakat edecekti.

Tam bu sırada tarihler 10 Mayıs 1622’yi gösteriyordu ki, Sûltân Genç Osman o gece bir rüyâ gördü. Gördüğü rüyânın etkisiyle çok korktu ve kan ter içinde kalmıştı. Uyanınca derhal hocası Ömer Efendiye durumu anlattı. Ancak aldığı cevap kendisini tatmin etmedi.

Sûltân Genç Osman rüyasında; tahtına oturmuş, sırtında zırhı olduğu halde Kur’an-ı Kerim okumaktayken aniden karşısında Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi görmüştü. Allah’ın Resûlü biraz kızgındı ve Genç Osman’ın önünden Kur’ân’ı, sırtından da zırhı çekip alarak tahttan kendisini indirmişti. 

Rüyasını tavsiye üzerine birde Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretlerine tâbir ettirdi. Gelen cevap karşısında dehşete kapıldı. Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri, rüyanın aynıyla yaşanacağını ve kısa süre içinde tahttan indirileceğini söyleyerek, dikkatli olmasını söyledi. 

Sûltân Osman fakirlere sadakalar dağıttıktan sonra kısmen rahatlamış olsa da hac seferi için  Otağ-ı Hümâyûnûn Üsküdar’a kurulmasını emretti. Ancak bu sefer için teyakkuzda duran yeniçeri harekete geçmek için homurdanmaya başlamıştı bile. Bunu gören Genç Osman’ın kayınbabası ve aynı zamanda Şeyhülislâm olan Esad Efendi damadını vazgeçirmek için, “Padişahların hacca gitmesine gerek yoktur, yerinde adaletle hükmetmesi yeterlidir” diye fetvâ verdiyse de padişahı vazgeçiremedi. Hac kafilesi Üsküdar’da yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı.

Bunu gören yeniçeri ve sipahiler durumu birkaç gün izlediler. Sonra aralarında anlaşarak önce Süleymaniye’de toplanıp, oradan Sultanahmet At Meydanına geçtiler. Olanca sesleriyle akşama kadar “Padişaha hac gerek değildir” diye bağırmaya başladılar. İlk taleplerini duyurmuşlardı. Sabah yeniden toplanmak üzere akşamdan dağıldılar.

Ertesi gün isyancılar padişaha hac fikrini veren Hocası Ömer Efendi’nin komağını yağmalayıp, At Meydanında toplandılar. Sûltân Osman yeniçerilerin Hoca Ömer Efendi ile Darüssâde Ağasının saraydan uzaklaştırılmasını istediklerini öğrenince, “Varın söyleyin Hac’ca gitmekten vazgeçtim, ancak kimseyi görevinden azledemem” dedi.

Fakat bir sonraki gün isyancılar bu kez de azledilmelerini istedikleri iki kişi dâhil Sadrâzâm Dilaver Paşa, Vezir Ahmed Paşa, Defterdar Bâki Paşa ve Sekbanbaşı Nasuh Ağa’nın kellesini istediler. 

Genç Osman, “kimseyi katledemem, bunlar başsız askerler, çok geçmeden dağılır giderler” cevabını verdi. Bu teklifi getiren ulemâ heyeti, “Padişahım, umûmi zarardan ziyâde hususi zararla bu iş defedilsin” dediyse de padişah hepsini bir odaya hapsettirdi. 

Dışarıda haber bekleyen asiler gelen olmayınca saraya girmek istediler. Ancak silahlı muhafızlar bekliyor düşüncesiyle tereddüt ediyorlardı. Fakat Ayasofya minaresine çıkan asilerden birisi saray bahçesinde kimselerin olmadığını söyleyince, asiler topluca önce ilk avluya doluştular, ardından sarayın bahçesine girdiler.

Uzun müddet Saray içerisinde bağrıştılar.

Bağrışmalar esnasında kalabalık arasından: “Sultan Mustafa'yı isteriz” diye bir ses yükseldi. Ses kalabalık arasında dalga dalga yayıldı. Bu bağırmalar bir nevî kalabalığın hedefini de belirlemişti. Kalabalığın arasından kendisine vazife edinen bir grup, akli dengesizliği nedeniyle 96 gün sonra tahttan el çektirileren eski Padişah 1. Mustafa’nın kapatıldığı kafes odasını aramaya başladı. Asiler artık açıkça padişah değişikliği istiyorlardı. 

Kısa bir müddet sonra da Sûltân Mustafa’nın bulunduğu kafes odasına ulaştılar. Ancak odanın kapısı iç hareme açıldığından içeri girmek mümkün değildi. Tek yol vardı damdan içeri girmek. Öyle yaptılar. Hemen odanın damına çıktılar fakat dam kurşunla kaplıydı. Gözü dönmüş caniler derhal kurşunları keserek damı deldiler ve perde iplerini kullanarak odadan Sûltân Mustafa’yı çıkardılar.

Ve hemen oracıkta biat merasimi yapmaya karar verdiler. Ancak Sûltân Osman’ın Sûltân Mustafa’yı öldürteceği şâyiası yayılınca bir kısım isyancı Sûltân Mustafa’yı Aksaray’a yeniçeri kışlası içerisinde bulunan orta camiye götürüp emniyete aldılar. Sûltân Mustafa’nın annesi de oraya gelmişti.

Sarayda ise kargaşalık sürüyordu. İş çığırından çıkmıştı. Vezir Hüseyin Paşa Genç Osman’a dönerek “Padişahım istediklerini verelim gerekirse beni de verin, yeterki siz sağolun” demesi üzerine Sadrâzâm’la, Darüssâde Ağası isyancılara gönderildi. İsyancılar hemen orada parçaladıkları iki devlet adamı ile tatmin olmamışlar, Padişahı yönlendirdiklerini düşündükleri 4 kişi daha istiyorlardı.

Sûltân Mustafa’nın ikinci kez tahta çıkarılması kararından dönülmesi imkânsız gibi gözüküyordu. Buna rağmen bir kısım ûlemâ devreye girerek son kez asilerle buluştu. Onlara; "Padişahınız Sûltân Osman size selam söyledi. İstedikleri insanları verdim. Başka kimi istiyorlarsa vereyim, yeter ki Sûltân Mustafa’yı bırakın diyor. Biz dahi bu hususta kefil olmaya hazırız” dediler.

Ancak istekleri kabul edilmedi: “İş işten geçti artık. Bu söz önceden gerekliydi” cevabını verdikleri gibi, teklifi getirenleri yeni padişaha biat etmeleri için zorladılar. Ûlemâ zor durumda kaldı. “Saltanat makamında bir padişah varken başka birisine biat etmek câiz değildir” diyebildiler. Hatta içlerinden Kaf-zâde Feyizî Efendi kalp sektesi geçirerek hemen orada ruhunu teslim etti.

Olayları an be an mâkâmında takip eden Genç Osman, Sûltân Mustafa'nın Orta Cami’ye götürülmesini yeni atadığı Sadrâzâm Ohrili Hüseyin Paşa ve Bostancıbaşı ile müzakere ediyordu. Sadrazam ve Bostancıbaşı’nın ortak görüşü; “Sultan Mustafa, Aksaray’a, odalar kışlasına gitti. Biz de Süleymaniye’de Ağa Kapısına gidelim” oldu.

Genç Osman bunu uygun bulmadı. Önce “Ağa Kapısına gitmemiz uygun olmaz. Anadolu’ya geçip Bursa’ya varalım. Asker toplayıp yığınak yapalım. Görelim Mevla neyler, bakalım zaman içinde neler zuhur eder” dediyse de, sonra 

Sadrâzâm ve Bostancıbaşı’nın  buna cesaret edemeyip düşüncelerinde ısrar etmeleri sonucunda Ağa Kapısına gitmeye karar verdiler. Ağa Kapısına sığınanlara kimsenin dokunamayacağını biliyorlardı.

Yanlarına yeterince altın alarak o gece yarısı gizlice Ağakapısı’na gittiler ve Yeniçeriağası Ali Ağa ile görüştüler. Ne yapılması gerektiğini beraberce müzakere ettiler ve paranın gücünden istifade ile yeniçerileri yumuşatma kararına vardılar. Yeniçeriağası Aksaray’a gidip odabaşılar ile görüştü. Onlara yapılacak ihsanlardan bahsetti. Odabaşılar da bunu bizzat kendisinin askere anlatmasının daha doğru olacağını söylediler. 

Bunun üzerine Ağa, Orta Cami’ye gitti. Askere hitap etmek üzere merdivenlere çıktı. Ortalık birden sessizliğe büründü. Ali Ağa önce gözü dönmüş kalabalığı şöyle bir süzdü, sonra tane tane konuşmaya başladı; "Ey Ağalar ve yoldaşlar yeni padişahınız mübârek olsun. Ancak Sûltân Osman da ocağımıza sığındı, Kapıy’a, bize geldi. Hepinize ayrı ayrı ellişer akçe verilecek ve çuhalarınız tamamen yenilenecek. Sipahi ağalarına dahi bol ihsanda bulunulacak..."

Ağanın sözünü bitirmesine dahi fırsat vermediler. Kaftanından çekip aşağıya indirdiler ve hemen orada parçaladılar. Ağa yarım kalan konuşmasında Sûltân Osman'ın, Ağakapısı’na sığındığını söylemişti. Derhal Süleymaniye’ye yöneldiler. Uzun aramalardan sonra buldukları padişahı bir beygire bindirdiler ve Orta Cami’ye götürdüler. Yolda türlü hakaretler yaptılar. Bir padişaha söylenmeyecek yakışıksız, ağır sözler söylediler. 

Genç Osman’ın Orta Cami’ye getirilmesi ile iki padişah bir mekanda birleşmiş oldu. Sûltân Mustafa yanında annesi olduğu halde mihrapta oturuyordu. Genç Osman ise kapıya yakın pencere kenarına ilişmişti. Olayın vehâmetini anlıyordu. Muhafazası için Haseki Sarı Mehmed Ağa görevlendirilmişti. Turnacıbaşı da yanında idi. Genç Osman’ın durup durup ağladığını görünce Turnacıbaşı külahındaki sargıyı çıkartıp uzatarak; “Padişahım bunu alın başınıza sarın çıplak kalmasın, temizdir” dedi. 

Genç Osman sargıyı aldı başına sardı sonra Haseki’ye dönerek; “İsmini söylemekte zorlanan birisini başınıza padişah yaptınız bu milletin hâli ne olacak, şu pencereyi aç askerlerime seslenmek istiyorum” dedi. 

Pencere açılınca Sultan Osman acıklı bir hitapta bulundu: "Benim ağalarım, sipahi ve yeniçeri babalarım, tecrübesizlik yüzünden münafık sözüne uydum ve size karşı küstahlık ettim. Bana bu şekilde muamele etmektense buraya getirmeyip keşke öldürseydiniz. Beni istemiyor musunuz?"

Bu içtenlikli konuşma sonrası kalabalığın arasından bir ses yükseldi. “Seni istemiyoruz ancak katline de râzı değiliz.” Bunun üzerine Genç Osman bütün umudunu yitirdi. İstenmediğini anladı kenara çekildi oturdu. Ancak intikam peşinde olanlar vardı. Bunların başında Sûltân Mustafa’nın yeni Sadrâzâmı Davut Paşa geliyordu. 

Caminin içerisinde cebecibaşına bağırarak Genç Osman’ı öldürmesini istedi. Ancak yeniçeri ileri gelenleri mâni oldu. Genç Osman Davut Paşa’ya; “Bre zâlim benden ne istersin. İki sefer seni ölümüne mâni olmadım mı?” diye bağırdı. Bunun üzerine Davut Paşa cebecibaşına onu boğ öldür diye yeniden emir verdi. Yeniçeriler tekraren engel olunca Davut Paşa “Akşam görüşeceğiz” diye mırıldandı.

Gerçekten akşama doğru Sûltân Mustafa bir arabayla Topkapı Sarayına götürülünce Genç Osman’ın muhafazasında birkaç kişi kalmıştı. Davut Paşa bunu fırsat bilerek Genç Osman’ın Yedikule’ye götürülmesini emretti. Yolda giderken Genç Osman susadığını söyleyince, bir çeşme kenarında duruldu. Burada kana kana su içen Genç Osman Yedikule’ye getirilerek dar bir hücreye kapatıldı.

Davut Paşa cebecibaşına yanına sekiz cellat alarak Genç Osman’ı boğmasını bu işin sabaha kalmamasını istedi. Gerçekten öyle oldu. 20 Mayıs 1622 gecesi Genç Osman uzun boğuşmaların ardından boğularak şehid edildi. Cenazesi yine o gece gizlice Topkapı Sarayına götürülerek yıkandı, kefenlendi. Ertesi gün öğle namazından sonra babası 1. Ahmet için yaptırdığı türbeye defnedildi. Mekânı cennet olsun..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

iftira

23-50 arası ile karıştırdın anlaşılan....darbelerin ertrikların nasıl çevrildiğini bilmeyen kalmadı..ama Müslümanları temsil eden Osmanlı taşlanmaya devam ediyor..

Osmanlı müslümanların tarihidir..

Allah razı olsun hocam, Osmanlı adını duyan gavurlaşmış tohumlar başlıyor hakaret eetmeye...ATAM Fatih S.Mehmedin izindeyiz..rakıcılarla işimiz olmaz...hazmedemiyorlar böyle yazınca..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23