• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

22 Haziran 1533 İstanbul Anlaşması ve anlaşmaya giden süreçte Kânûni Sûltân Süleyman

22 Haziran 2024
A


Halit Kanak İletişim:

General Nicolas Jurischitz ve Lemberg Kont’u Joseph von Schneeberg başkanlığındaki 24 kişilik Alman elçilik heyeti 17 Ekim 1530’da geldikleri dünyanın başkenti İstanbul’da ümitle Sadrâzâm İbrâhim Paşa tarafından kabûl edilmeyi bekliyorlardı. İbrâhim Paşa 25 Ekim’de heyeti kabûl ederek dinledi ve tekrar çağıracağını söyleyerek huzurdan çıkardı.

9 Kasım’da tekrar huzura çağırdığı heyetle yaptığı görüşmenin ardından 8 gün sonra; 10 senedir Osmanlı Türk Hâkânlığı tahtında oturan, yaptığı Belgrad, Rodos, Macaristan ve Viyana seferleriyle arşı titreten 35 yaşındaki Cihân Sûltân’ı Kânûni tarafından 17 Kasım’da kabûl edildiler.

Heyet, son kez 19 Kasım 1530’da İbrâhim Paşa tarafından kabûl edildiklerinde Paşa, Alman heyetin sunmuş olduğu; “Kânûni Sûltân Süleyman Mohaç’tan sonra Macar tahtına oturttuğu Szapolya’yı azletsin, yerine Almanya Kralı Ferdinand’ı tayin etsin, Szapolya hangi şartlarda Türkiye’ye bağlı ise ve ne kadar vergi ödüyorsa aynı şekilde bağlanmayı ve vergi ödemeyi kabûl ediyoruz” teklifi karşısında âdeta kükreyerek son kez şunları söyledi: “Divân-ı Hümâyûn, Charles Quint’i İspanya Kralı, Ferdinand’ı da onun Viyana valisi olarak tanımaktadır. Avrupa’da Augustus’tan (Jül Sezar’ın yiğeni ve evlatlığı İlk Roma İmparatoru) sonra birinci asırdan beri bir tek imparatorluk tacı olduğu mâlûmdur. Bu tac Roma İmparatorluk tâcıdır. Şimdi bu tâcı Türkiye Hâkânı olan zat taşımaktadır (İstanbul’un fethinden itibâren). Zira kayserlerin (Bizans İmparatorları) meşrû halefidir. Charles Quint’in İmparatorluk iddia etmesi küstahlıktır, gayrimeşrûdur. Ferdinand’ın kendisini Macaristan ve Bohemya Kralı ilân etmesi ise küstahlıktan öteye geçen bir komedidir. Zira Macaristan Türkiye Hâkânı tarafından 1526 ve 1529 seferlerinde iki kere fethedilmiş ve Hâkân’ın sâdık kullarından Szapolya’ya ihsan olunmuştur.”

İbrâhim Paşa sözlerinin burasında durakladı. Alman elçilik heyetini baştan aşağı süzdükten ve huzurundan kovmadan önce dudaklarından son kez şu cümleler döküldü: “Macaristan işlerinden tamamen el çektiği takdirde Divân-ı Hümâyûn olarak Ferdinand’ın Bohemya Kralı ve Avusturya Arşidükü sıfatlarını tanıyabiliriz. Aksi takdirde oturduğu tahtını başına geçiririz. Şimdi gidin ve bunları söyleyin.”

Paşa haklıydı. Ferdinand bir Habsburg Hânedânı üyesi idi ve Ferdinand’ın Budapeşte’ye yerleşmesi demek, Macaristan’ı Kânûni’nin ezeli ve ebedi rakibi Charles Quint’in hâkimiyene bırakmak demekti. 

CHARLES QUİNT ve FERDİNAND 

Charles-Quint 12 Ocak 1516'da I. Carlos unvanıyla İspanya Tahtına oturduğunda aynı zamanda Aragon, Kastilya, Napoli ve Sicilya Kralı olarak da taç giymişti. Hollanda-Belçika Hükümdarlığını da elinde bulunduran Charles-Quint 28 Haziran 1519'da ise V. Karl (Şarlken) unvanıyla Almanya’nın da Hükümdarı olmuştu. 

Kız kardeşleri ise, Portekiz, Danimarka, Norveç, İsveç tahtlarını paylaşıyordu. Diğer bir kız kardeşi Mohaç'ta ölen Macar Kralının eşiydi. Ayrıca erkek kardeşi Ferdinand Kral olarak Avusturya'nın başına yerleşmişti. 

22 Eylül 1520’de vefât eden babası Yavuz’un yerine 25 yaşını 4 ay, 25 gün geçe tahta oturan Kanunî işte böyle bir dev hânedanın doğduğu Avrupa’da (şimdiki AB) Türk gücünün kesintisiz devam etmesi, atalarının başlattığı fütuhatın tamamlanması ve hilâl'in haç'a galip gelmesi için var gücüyle çalışması gerektiğini biliyordu. Ayrıca fetih yürüyüşü durduğu an Haçlı Ordularının üzerlerine çullanacağını da biliyordu. Nitekim Selçuklu’dan sonra Osmanlı Türkü’ne karşı Türkleri Trakya’dan atmak için başlatılan 1. Haçlı Seferi 1364’te Edirne önlerinde durdurulmasa idi (Sırpsındığı Zaferi) sonucun neler olacağı şehzâdeliğinde kendisine öğretilmişti. 

Kendisine öğretilen bir şey daha vardı. 1. Haçlı Ordusunun başkomutanı Birinci Layoş idi, yâni Macar Kralıydı. Yardımcısı V. Uroş idi, yâni Sırbistan Kralıydı. Diğer yardımcısı Tvrtko idi, yâni Eflak (Romanya) Prensiydi. Öyleyse önce bunların başı ezilmeliydi. Zâten babası Yavuz, buralara yapacağı seferin hazırlıklarını yapmak için Edirne’ye giderken Hak’kın Rahmetine kavuşmuştu. 

İşte Sûltân Süleyman bu şartlar içerisinde tahta geçtikten 8 ay sonra ilk seferini Belgrad üzerine yaptı. Belgrad; II. Murad, oğlu Fâtih ve onun oğlu II. Bâyezid dönemlerinde kuşatılmış ancak alınamamıştı. Babası Yavuz’un ise ömrü vefâ etmemişti. Öyleyse sıra kendisindeydi ve mutlaka fethedilmeliydi. 

Öyle de oldu, Kânûni yaptığı ilk seferde önce Belgrad’ı aldı, ardından Rodos’tan şövalyeleri kovarak Ege’ye hâkim oldu. Ardından Mohaç’ta dünya harp tarihinin en kısa sürede en kesin zaferini kazanarak Almanların yutmak istediği Budapeşte’ye girdi. Sonra da, Macaristan benimdir, bende kalacak mesajını vermek üzere Viyana’yı kuşattı, karşısına çıkacak Alman ordularını ve haçlı ordusunu özellikle Charles-Quint ve kardeşi Ferdinand’ı aradı ama bulamadı. 

Kendisine meydan savaşı verecek muhatap bir ordu bulamayan Kânûni dönüşe geçtiğinde bu kez de verdiği emirle Akıncılarını Avrupa derinliklerine saldı. Bir akıncı kolu Almanya içlerinde Bavyera’ya dalarak Bavyera’nın merkezi Regensburg’u fiilen zaptederken, Bohemya, Moravya ve Slovakya’yı baştan aşağı tahrip etmiş, ayrıca Viyana’nın 100 km. kuzeyindeki Moravya’nın merkezi Brunn’da zaptedilmişti. 

Diğer bir akıncı kolu ise İsviçre’ye girmiş, Liechtenstein Prensliğinin merkezi Vaduz’a dalmış, prensin oğlunu esir aldıktan sonra şatosunu tahrip etmişler, ardından Ren Nehri kıyılarını baştanbaşa çiğnemişlerdi. Diğer taraftan tımarlı sipahiler ise Avusturya’nın ikinci büyük şehri Graz’ı zaptettikten sonra Slovenya’nın Marburg şehrini de zaptetmişlerdi. Bu akınlardan Hırvatistan’da nasibini almış, Pojega ve Bölgesi tahrip edilmişti. Yine Karantiya’ya girilmiş, Hüttenberg ve civarına unutamayacakları ders verilmişti. Bütün bunlardan maksat İmparator Charles-Quint ve Kardeşi Ferdinand’ın gücünü ezmekti. 

Nihayet Alman elçileri General Nicolas Jurischitz ile Lemberg Kont’u Joseph von Schneeberg başkanlığında 24 kişilik heyet yukarıda anlattığımız gibi İstanbul’a gelmişler ve bu kez de Sadrâzâm İbrâhim Paşa elçilerin getirdiği teklifi ağır bir dille reddederek elçileri fenâ ezmişti.

Bütün Avrupa’ya hâkim olan Charles-Quint ve kardeşi Ferdinand’ın yapacağı tek bir şey kalmıştı son bir kez güçlerini ortaya koyarak Budapeşte’yi işgâl etmek ve Türk Hâkânı karşısında masaya güçlü oturmak ve Türkiye’yi sulhe zorlamaktı. Bunun için uzun hazırlıklardan sonra Mareşal von Roggendorf komutasındaki çok büyük bir kuvvetle Budin’i (Budapeşte) muhasaraya başladılar. Budin’i 3 bini Türk 10 bini Macar 13 bin kişilik bir kuvvetle Kasım Paşa savunuyordu. 

Haber tez zamanda İstanbul’a ulaştı. Bu kadar büyük bir orduyla yapılan muhasaranın kaldırılabilmesi ve düşmana anladığı dilden cevap verilmesi için Kânûni’nin yeni bir sefere çıkması kararlaştırıldı. Sefer hazırlıkları başladı.

Fakat Kasım Paşa’nın yardım çağrısına cevap vermek için hızla hazırlanan birisi daha vardı. O da Budapeşte’ye 450 km. mesâfede bulunan Semendire Beylerbeyi meşhûr akıncı Balibey’in kardeşi Akıncı Bey’i Mehmed Bey’di. Önden gönderdiği casuslar, Alman Ordusuna Sadrâzâm İbrâhim Paşa’nın büyük bir ordu ile üzerlerine geldiğine inandırmış, ardından Budin önlerindeki Alman Ordusuna yaptığı şiddetli taarruzda Almanların toplarını bırakarak kaçmalarına neden olmuştu. 

Alman Mareşalinin Mehmed Bey’in birliklerini Osmanlı Ordusunun öncü kuvvetleri sanarak çekilme kararı vermesi, hem Budapeşte’ye nefes aldırmış, hem de Kânûni’nin sefere çıkmasını sefer mevsimi nisan ayına erteletmesine sebep olmuştu. Beklendiği gibi Kânûni 25 Nisan 1532’de yanında Sadrâzâm İbrâhim Paşa olduğu halde hazırladığı 200 bin kişilik bir ordu ve 400 adet topla büyük bir kararlılıkla İstanbul’dan hareket etti.

Konaklamalar hariç; 8 günde Edirne, 16 günde Filibe, 5 günde Sofya, 6 günde Niş yolu katledildi. Burada Alman elçileri büyük bir telaşla Türk Ordugâhına gelerek sulh istediler. Ancak Niş’e kadar gelen Türk Hâkânı için geri dönüş olamazdı. Yola devam edildi. Önlerine çıkan ilk kale Siklos’u aldıktan sonra sırasıyla; Egerssez, Szerecsem, Kapolna, Babocsa, Belevar, Wutusch, Safade, oldukça öneme sahip Kanije, Kapormak, Poeloeske, Tüskevar, Koermendvar, Ikerwar, Hidveg fethedildi, daha sonrada 18 gün dayanan Güns’e girildi.

Burada Alman elçileriyle, hâlâ meydan muharebesi için ortaya çıkmayan Ferdinand’a ağır hakaretler içeren mektup gönderen Kânûni, buna rağmen karşısına kimse çıkmayınca yoluna devamla, önce Hartberg, Friedberg, Krichberg kalelerini alarak ardından Viyana-Venedik arasındaki Graz’a girdi. Ancak düşman ordusunu bulamayınca da Slovenya ve Esklavonya üzerinden 100 bin esirle yine Belgrad üzerinden İstanbul’a dönüş yaptı.

Bu sefer bütün Avrupa’da dehşetle takip edilmiş, Türkiye’ye yakınlaşmanın şart olduğuna inanan Lehistan (Polonya) alelacele Opakinsky adlı elçisini bir heyetle Türkiye’ye göndererek sulh imzalatmıştı. Diğer taraftan Cihân Sûltân’ı Kânûni karşısında havlu atan Charles Quint ile Ferdinand’ın ise bir kez daha elçileri yollara düşerek 10 Ocak 1533’te İstanbul’a ulaştılar.

12 kişilik elçilik heyetinin başında tam yetkili sıfatıyla kısa süre önce Türk Ordusuna karşı 18 gün Güns’ü savunan Jurischitz’in ağabeyi Jerome von Zara bulunuyordu. Önce 12 Ocak’ta İbrâhim Paşa ile görüşen elçilik heyeti, 14 Ocak’ta Kânûni Sûltân Süleyman tarafından huzura kabûl edildiler ve nihayet 5 ay 12 gün süren müzakereler sonunda 22 Haziran 1533’te Türkiye-Almanya arası sulh tesis edildi.

Buna göre; Divân, sulhu sadece Kral Ferdinand’la imzalıyor, savaş halini devam ettiğini belirttiği Charles Quint’i anlaşmanın dışında tutuyordu. Anlaşma imzaladığı Ferdinand bundan böyle Macar Kralı Szapolya gibi Kânûni’ye bağlı olacak, Türk Hâkânı da ona şefkatli davranmak lütfunda bulunacaktı. Viyana’yı tehdit altında bırakacak ve Budapeşte’ye 95, Viyana’ya 80 km. mesafede bulunan stratejik şehir Yanıkkale Türkiye’de kalacaktı. (Almanların “Gran” dedikleri Yanıkkale’nin anahtarları Cornelius Schepper adlı bir elçi tarafından İstanbul’a getirilerek Kânûni’ye takdim edildi.)

Ferdinand çok istediği Macar Kralı olma sevdasından vazgeçecek ve Szapolya’yı Macaristan Kralı olarak tanıyacaktı. Macaristan’ın kuzeyinde bir şerit gibi olan arazi ise Türkiye himayesinde olacak, fakat Ferdinan tarafından idâre edilecekti. Böylece Çekoslovakya ve Avusturya fiilen olmasa bile Türkiye’ye tâbi olmuş, Divân gerçekten güzel bir iş çıkarmıştı. Zâten çeki düzen verilmesi gereken doğuya sefere çıkacak olan Kânûni de bunu kâfi görmüştü. 23 Haziran’da huzûra kabûl edilen Alman elçileri de memleketlerine döndüler.

Kânûni’nin yerinde hamleleri Almanya-İspanya’nın soluğunu kesmiş, Osmanlı Türk Devletini Cihân İmparatorluğu yapmıştı. Dünyanın 17. büyük ekonomik gücüne sahip günümüz Türkiye’sinin aynı hedefler içerisinde yaptığı hamleler kısa zamanda zafere ulaşacak, ülkemiz “KIZILELMA” olarak görülen ilk 10 büyük ekonomik gücün içerisindeki yerini alacaktır. 21. Yüzyıl Türk Asrı olacaktır…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

MUZAFFER..

ELİNE SAĞLIK, ALLAH C.C RAZI OLSUN, CENNET MEKAN ECDADINI TANIDIKÇA DAHA ÇOK GURURLARIN , AĞAÇ KOVUNDA GELENLER.....MÜSLÜMAN GORUMLU KAFİRLER MÜNAFIKLAR PROJE PROF LAR SAHTEKAR LAR KATİL LER YALANCI LAR.....

Hayal satılıyor

Elbette ideallerimiz,nihai hedeflerimiz olmalı,buhedefler peşinde koşan motive edilmiş nesiller yetiştirmeli ülke yönetiminde 2028'ide dahil edersek 26 yıl gibi (yaklaşık bir Kanunî dönemi kadar)süreçte gelinen noktada adamlar patrikane yönetimi ekümenlik olarak bir toplantıya "bağımsız bir devlet süsü verilerek"çağrılmaları ve bu bağımsız devlet süsü verilmiş patrikhaneninde "verilmiş sözler var "türünden tafralar yapılması.Sende kalk nihai hedef 21.yüzyıl Türkiye yüzyılından bahset tabi yetsek,tabi millet yerse .bop projesinin eşbaşkanlığı kendisine verilen ödevler birbir yerine getiriliyor güneyimizde siyonist ikinci terör örgütünden sonra şimdide ekümenlik belası çıktı.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23