Cumhurun Çankaya adayı belli
Seçime dört aydan kısa süre kaldı. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa Cumhurbaşkanı halk tarafından doğrudan seçilecek. Cumhurun özgür iradesinin tecellisi olarak, demokrasinin çıtasını yükseltecek bir süreç olacaktır.
Ülkenin kaderi ile mevcut siyasilerin kaderinin kucaklaştığı kritik aşamalara yaklaşıyoruz.
Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken demokrasi dışı hareketlerden medet uman çevrelere “hiç kimse kendisini millet iradesinin üzerinde göremez” fikrini aşılamak adına gayret sarf ediliyor. Seçim sürecini “kriz”e endeksleyen bakış açısı, toplumda çatışma ve gerginliğin tırmanmasından medet umuyor.
Türkiye’yi yakın gelecekte kim yönetecek? Yeni dönemi, yeni Türkiye’yi, Türkiye’nin 10 yıllık hedeflerini kim planlayacak? Çözüm Süreci’nin, paralel yapıyla mücadelenin ve demokratikleşme hamlesinin arkasında cesaret ve kararlılıkla duracak siyasi fotoğrafta kimi göreceğiz?
Doğrudan halkın seçeceği Cumhurbaşkanı adaylarının kim olacağından ziyade AK Parti’nin adayının kim olacağı merak konusu.
Muhalefet partileri müstakil adaylarını çıkarabilecek bir istidat gösteremiyorlar. AK Parti Cumhurbaşkanı adaylarını istişarelerde tartışırken, muhalefetin hâlâ aday adı yerine adayın vasıfları üzerine tartışmayı tercih etmesi manidar değil mi?
Kifayetsiz muhteris muhalefet çaresizlik girdabında çırpınırken kara kara düşünüyor.
Halkın âdetine, örfüne, inancına, yabancı her türlü icraatlarına Atatürk maskesi takarak onu bir silah olarak kullanıp, her türlü kirli tezgâhları kuran CHP hâlâ hayalî bir ittifak arayışında. Kemalizmi referans almayan hiçbir düşünceyi meşru kabul etmeyen ve toplumun manevi dinamikleri ile bir türlü barışık olamayan bu çarpık zihniyet Cumhurbaşkanı adayı çıkaramaz durumda.
Laik rejim piramidine her defasında Kemalist paraşütlerle inen ve gördükleri yüzde yirmilik kabul yerine yüzde seksenlik ses çıkaran ve milleti tahkir ve tezyif ederek oligarşik düzenin devamını sağlamaya çalışan CHP’nin son çırpınışlarıdır bu kuru gürültü.
MHP ise, Erdoğan’ın adaylığına karşı çıkmaktan başka bir düşünceyi dillendiremiyor.
Asırlık sorunlardan, bitmeyen kavgalardan, nihayetsiz yakınmalardan, kangren olmuş yaralardan kurtulmak yerine karşı tarafa nizam vermeye çalışan Bahçeli’nin konumu “paralel kardeşi” Kılıçdaroğlu’yla aynı.
Cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçeceği bir oylamada muhalefetin düşük profilli bir aday üzerinde uzlaşma stratejisi geliştirmesi hükmen mağlup oluşunun resmi ilanıdır.
Çünkü Çankaya Köşkü artık, Genelkurmay ya da AYM başkanlarının kâğıt üstünde yazılı olmayan ama genellikle uygulanan “bir sonraki terfi rütbesi” değildir.
Demokrasiyi bir türlü içine sindiremeyenlerin taşkınlıkları, hukuksuz eylemleri, tehdit ve baskıları karşısında halk değerleri, gelenekleri, inançları ve hareket tarzlarıyla barışık gördüğü başbakana geniş bir hareket alanı çiziyor.
Milleti, adam edilmesi gereken, geri kalmış, hurafelere inanan cahil insanlar takımı olarak gören, siyaset üzerinde vesayet rejiminden yana olup, atanmışların seçilmişlere üstün olması gereğine inanan ve bu doğrultuda siyaseti dizayn eden beyaz Türklerin, ciheti askeriyenin, devletçi seçkinlerin, otoriter yönetim yanlılarının zihniyetine karşı halkın kahramanı oldu başbakan.
2011’de ufak ufak başlayan Gezi protestolarında ağzı bozularak konuşan, 17 Aralık’ta ise mide bulandırıcı yöntemlere başvuran bu anti-Erdoğan cephesi kendi elleriyle Erdoğan’ı yıkılmaz bir lider haline getirdi.
AK Parti ailesi kendi içinde objektif, rasyonel ve serinkanlı bir şekilde değerlendirme yaparak bir fikir oluşturmaya çalışıyor.
Bu kirli arenada özgüveni, rahatlığı, komplekssiz tavırlarıyla öne çıkan, sadeliği ve yürekten gelen coşkusuyla halka el uzatıp, kucak açan isim olarak Başbakan Erdoğan sivriliyor.
Bu yürüyüşte halk Erdoğan’ı en güçlü aday ve hak eden olarak görüyor.
Başbakan Erdoğan’ın “artık koşan, terleyen bir cumhurbaşkanı göreceksiniz” sözleri Başbakanın da yönünün Çankaya olduğunu gösteriyor.
Seçimli ilk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacak bir Tayyip Erdoğan hiç kuşkusuz tarihin yürüyüşünü değiştirecek, yüksek rakımlı tepeyi koordinasyon merkezi haline getirecektir.
Medyasıyla, partileriyle, bürokrasisiyle eski statükonun devamı olan kesimler ve onların yeni müttefikleri paralel destekçilerinin inşa ettiği “saltanat kayığı” karaya oturdu.
Demokratik açılımın körüklediği milliyetçilik duyguları, andıçların estirdiği karanlık rüzgârlar, Ergenekon davasının sinerjik dönüşümü toplumda bazı çizgilerin netleşmesine sebep oldu. Bu da Başbakan’a verilen sınırsız desteğin, uzatılan gönüllerin, ellerin çoğalarak birleşmesine vesile oldu.
Milletin tarihsel geçmişine, sosyolojik ve kültürel dokusuna, milli manevi değerlerine karşı çıkan kişi ve kurumların toplum mühendisliği anlayışına sarılarak, modernleşmeyi yalnızca biçimsel unsurlara indirgeyen bir yaklaşımla, millete dayatmaları artık geri tepiyor.
Halkı uzun yıllar sömürüp toplumu da, bu çerçevede inanmaya, düşünmeye ve yaşamaya zorlayan sözde çağdaş, aydın, menfaat tamtamcılarına karşı tüm kurumlarıyla işleyen bir demokrasi ortamında yaşama inancı ve kararlılığını sürdürme gösterisi sergileniyor, demokrasi mücadelesi veriliyor.
Bu yarışta kimin aday olacağı önemli fakat sürecin sıkıntısız geçmesi daha önemlidir. Hükümetin ve milletin dikkati dış güçler, ülkedeki goygoycuları paralelciler ve çaresizlik girdabında çırpınan muhalefetin fitne ve fesadına fırsat vermemek olmalıdır.
Halk gereğini zaten yerine getiriyor.