• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Arzu Erdoğral
Arzu Erdoğral
TÜM YAZILARI

Barış vaadi ve Trump’ın Dünyası’nda savaş gerçeği!

30 Mart 2026
A


Arzu Erdoğral İletişim: [email protected]

Barış vaadi ve Trump’ın Dünyası’nda savaş gerçeği!

ARZU ERDOĞRAL

Donald Trump, iktidara gelirken dünyaya basit bir söz verdi:

“Yeni savaşlar değil, barış getireceğim.”

Bugün ise tablo bunun tam tersini gösteriyor. Küba’dan Orta Doğu’ya, Latin Amerika’dan Körfez’e kadar uzanan bir hat üzerinde gerilim, çatışma ve insani krizler derinleşiyor.

Bu tablo tesadüf değil. Bu, bilinçli bir dış politika tercihi.


Trump döneminin en kritik kırılma noktalarından biri İran oldu. ABD ve İsrail’in birlikte yürüttüğü askeri operasyonlar, sadece bir ülkeyi hedef almakla kalmadı; tüm bölgeyi ateşe attı.


2026’da İran’a yönelik saldırılar, ülkenin en üst düzey liderinin öldürülmesine kadar vardı ve ardından geniş çaplı çatışmalar başladı. Bu süreç, enerji krizinden bölgesel savaşa kadar uzanan bir zincirleme etki oluşturdu.

Bugün gelinen noktada artık mesele sadece İran değil. Bu savaş, Yemen’den Körfez’e kadar yayılmış durumda ve küresel dengeleri sarsıyor. 

Trump’ın “hızlı operasyon” dediği şey, uzun ve kontrolsüz bir savaşa dönüşmüş durumda.


Trump yönetiminin İsrail’e verdiği açık destek, Gazze ve Lübnan’daki yıkımın uluslararası ölçekte büyümesine zemin hazırladı.


Gazze’de yaşananlar, büyük bir insani felaket olarak kayıtlara geçerken; Lübnan’da ise çatışmalar yeniden tırmanıyor. İsrail’in güney Lübnan’a yönelik operasyonları, sivillerin hayatını doğrudan etkiliyor ve bölgeyi daha da istikrarsız hale getiriyor. 

Bu süreçte ABD’nin pozisyonu açık:


Diplomasi yerine koşulsuz destek ve askeri denge üzerinden kör bir siyaset.

Sonuç ise değişmiyor:

Daha fazla yıkım, daha fazla göç, daha fazla ölüm.

Trump’ın dış politikasında sadece savaş değil, doğrudan müdahale de var.



Venezuela’da Nicolás Maduro’nun ABD operasyonuyla etkisiz hale getirilmesi, yeni bir dönemin işareti oldu. Bu olay, sadece Latin Amerika’da değil, tüm dünyada “rejim değişikliği” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. 

Bu model daha sonra İran için de bir “örnek” olarak tartışıldı. Yani mesele artık sadece baskı değil; doğrudan lideri hedef alan operasyonlar.

Bu yaklaşım, uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğu kadar, küresel istikrar açısından da son derece riskli bir konumda.

Akıl alır gibi değil petrol için bir lideri esir alıp ülkeyi de istikrarsızlığa sürüklemek. 


Ve bugün Küba…

Petrol ambargosu ile enerji sistemi çöken bir ülke. Elektrik kesintileri, durmuş hastaneler, karanlığa gömülmüş şehirler.

Bu bir savaş değil mi?

Kurşun yok, bomba yok.

Ama sonuç aynı: insanlar hayatını kaybediyor, sistem çöküyor.


Ekonomik ambargo, modern çağın en etkili silahlarından biri haline gelmiş durumda.

Sonuç: Barış Sözü, Güç Siyaseti

Trump’ın dış politikası tek bir cümlede özetlenebilir:

“Güç göster, sonuç al.”

Ama bu yaklaşımın bedelini kim ödüyor?


İran’da siviller

Gazze’de çocuklar

Lübnan’da halk

Venezuela’da siyasi istikrarsızlık

Küba’da karanlıkta kalan milyonlar…


Barış vaadiyle gelen bir lider, bugün dünyanın farklı köşelerinde krizlerin ortak paydası haline gelmiş durumda.

Ve artık şu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil:

Savaş, sadece tanklarla yapılmıyor.

Bazen bir ambargo, bazen bir imza, bazen bir “destek açıklaması” da savaşın kendisi oluyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23