• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Beytülmal

29 Ekim 2022
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Beytülmal Arapça asıllı bir kelimedir. “Mal evi” manasındadır. Memleketimizde beytülmal bir terim olarak kullanılmakta olup: “Devlete ait malların muhafaza altında tutulduğu fiziki mekân” manasına geldiği gibi “Devlete ait taşınır ve taşınmaz tüm mallar ile bunların idaresinden sorumlu kurum” manası da anlaşılır. Bu tariflerden sonra beytülmal; devlete ait tüm gelir ve malların toplandığı, harcamaların yapıldığı, bu varlıklarla ilgili haklara yetkili ve borçlara ehil olan bağımsız bir kurum olarak tanımlanabilir. Konu üzerine araştırma yapan birçok araştırmacılar: İslam devletinde teşkilatlı bir müessese olarak beytülmalın ortaya çıkışı Hz. Ömer (RA) devrine nispet etmekte ise de gerek fiziki olarak ve gerekse mali bir kurum olarak bu müessesenin başlangıcının Hz. Peygamber Efendimizin (SAS) Medine dönemine kadar götürmek mümkündür. Beytülmal’a ait altın, gümüş gibi nakdi malların Hz. Peygamber Efendimizin (SAS) evinde zirai ürünlerin ve zekâtların mescidin üst katındaki bir odada saklandığı ve bunların gerekli yerlere saklandığı gelen rivayetlerle bilinmektedir. Osmanlılarda önceleri devlet hazinesi manasına gelen beytülmal kullanılmış olup ancak daha sonraları beytülmal yerine “Hazine” veya “Hazine-i amire” terimleri kullanılmıştır. Bazen de Osmanlılarda Beytülmal “Beytülmal-i Müslimin” Müslümanlara ait beytülmal şeklinde de kullanılmıştır. Daha ileriki zamanlarda beytülmal teriminin kapsamı daraltılmış olup, varisi mevcut olmayan veya yaşayan varisleri olup olmadığı bilinmeyen ölünün arkasında bıraktığı terekesine ve bunların muhafaza ve idaresiyle görevli olan kuruma beytülmal denilmiştir. Beytülmal sadece devlete ait gelir ve malların muhafaza altında tutuldukları bir mekân olmadığı; aynı zamanda devletin bu malları toplanması, kaydedilmesi, harcanması vb. tasarruflara hak ve ehliyet sahibi bir kurum olduğu belirtilmiştir. Beytülmal adına yapılan bir borçlanma için atılan borç imzası, imzayı atan memurun değil beytülmalın olur. Beytülmala ait gelirlerinin veya beytülmalde muhafaza edilen malların mülkiyeti de doğrudan beytülmale aittir. Devlet başkanının bu kurum üzerindeki yetkisi mal sahibi olmak şeklinde değil bir kamu görevlisi olması şeklindedir. Padişahın veya halifenin beytülmalden yapacağı harcamalar kendi isteğiyle olmayıp kamu yararıyla sınırlıdır. Bu durumda kanunlarla belirtilmiştir. Devlet başkanının beytülmalı harcama yetkisi bakımından beytülmal gelirleri iki guruba ayrılır.

a) Dinin tevkifi olan harcamalar: İslam’a göre bazı gelirlerin naslarla belirtilen kişi veya yerlere harcanması zorunlu olup başka yerlere kaydırılması mümkün değildir. Örneğin zekât verilecek yerler nas ile belirtilmiştir. Başka yerlere aktarılamaz, kullanılamaz.

b) Devlet başkanının tasarrufundaki harcamalar: Bunlar gayrimüslimlerden alınan cizye, haraç, fey, uşur gibi diğer vergiler ile savaş yahut barış yolu ile elde edilen gayrimenkuller vs. gibi gelirler olup devlet başkanı tarafından devletin ihtiyaçları için harcanır.

Beytülmalın gelir kaynaklarını şu şekilde sıralayabiliriz:

* Ticari mallardan, toprak ürünlerinden, hayvanlardan alınan zekatlar.

* Ganimetlerden alınan 1/5 (hums)

* Madenlerden, çıkarılan definelerden 1/5 oranında alınan devlet payı.

* Gayrimüslim toprak sahipleriyle, haraç statüsüne tabi topraklara sahip Müslüman mükelleflerden alınan haraçlar.

* İslam devletinin vatandaşı olan gayrimüslim erkeklerden alınan cizyeler.

* İslam devleti vatandaşı olan gayrimüslimler ve yabancılar tarafından ithal edilen ticaret mallarından alınan uşur ve rusum gibi gümrük vergileri.

* Devlet arazisinden ve mülklerinden elde edilen gelirler.

* Mirasçı bırakmadan ölenler ve irtidat edenlerin malları ile buluntu ve sahipsiz mallar.

Beytülmalın harcama kalemlerini de şu şekilde sıralayabiliriz: Devletin giderleri, maaşlar, ordunun giderleri, bayındırlık, eğitim, sağlık hizmetleri gibi diğer kamu giderleri, zekât ve humus giderleri, genel giderler (İktisadı Hayat S.39).

BEYTÜLMALE RİAYET ETMEK ÇOK ÖNEMLİDİR

“Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah’ın (SAS) ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!..’ dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler. Bunun üzerine Resulullah (SAS): “Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.” buyurdu (Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48.). Ebu Hüreyre’den (RA) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resulullah (SAS) ile birlikte Hayber savaşına çıktık. Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak altın ve gümüş almadık. Sadece eşya, yiyecek ve giyecek aldık. Sonra Vâdil-kurâ’ya çekildik. Resulullah’ın (SAS) kölesi gölgeliğe girmek için ayağa kalktı. Bu esnada kendisine bir ok isabet etti, eceli de bundan oldu. Resulullah (SAS): "Hayır! Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Hayber’de taksim edilmemiş olan ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş, onun üzerinde alev alev yanmaktadır" buyurdu. Herkesi bir korku almıştı. Derken bir kimse bir veya iki adet pabuç tasması getirdi ve: ‘Yâ Resulellah! Bunu Hayber’de almıştım.’ dedi. Resulullah (SAS) şöyle buyurdu: “Ateşten bir pabuç tasması yahut ateşten iki pabuç tasması!” (Müslim, h.no: 115). “Kimin ruhu şu üç şeyden uzak olarak bedenini terk ederse cennete girer: Kibir, hâinlik ve borç.” (Tirmizî- İbn-i Mâce). Abdullah bin Amr İbni Âs’ın (RA) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah’ın (SAS) seferde eşyasına bakan Kirkire adında biri vardı, günün birinde öldü. Resulullah (SAS) onun için: ‘Bu adam cehennemliktir!’ buyurdu. Ashâb: ‘Acaba neden ki?’ diye bakmaya gittiler. Ganimet malından aşırmış bir abayı yanında buldular.” (Buhârî, Cihâd 190. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cihâd 34.). “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, Müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir. Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir.” (Ebu Dâvud). Rivayet edildiğine göre Resulullah (SAS) Efendimiz Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti. Derken bir kimse gelerek: “Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?” diye sordu. Selman (RA): “Her şey miktara göredir” diye cevap verdi. Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı. Bir kimse ganimet içinden bir veya iki ayakkabı bağı alıp: “Bunları Hayber günü ben ele geçirmiştim.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (SAS) Efendimiz: “Cehennemde olan bir veya iki ayakkabı bağı!” buyurdu. (Buharı, Meğâzî 38, Eymân 33; Ebu Dâvud, Cihad 2711; Nesâî, Eymân 38).

Meseleyi daha fazla uzatmayalım. Vakıf malından ve beytülmaldan bir iğne veya bir iplik olsa dahi evimize sokmamaya çalışalım. Çocuklarımızın kursaklarından geçirmeyelim. Aksi halde öbür alemde hesabı çok çetin olur. Rabbim cümlemizi helal olmayan lokmaları yemekten ve çocuklarımıza yedirmekten muhafaza eylesin. Devletin hazinesine el uzatmaktan bizleri korusun. Âmin.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

haydar önal

Onlara: " Allah 'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit ."aksine biz atalarimizi neyin üzerinde bulduysak Ona uyariz derler. ataları hiç birşeyi akletmemis, doğru yolu bulmamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar) ? BAKARA 170

Nuri

Sayın yazar bugün beytülmal/hazineden harcamalar nasıl yapılıyor biraz da ondan bahsetmek gerekmez mi?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23